Tinercilerin
sokak ortasında adam doğradığı bir ülkede, yürüyerek 5 dakikada
gidilecek hastahaneden ambülansın geç gelmesi gibi, sapır sapır
bebeklerin öldüğü küvezler ölümcül gerçeklerimiz var. Bunlarla uğraşmak
gerek. Cinai bir topluma dönüştük, toplu cinnetin eşiğindeyiz. Tepesi
atanın komşusunu katil burada diye ihbâr ettiği ama sokak ortasında
adamın kalbine bıçak defalarca sokulurken kimsenin müdahale etmediği
bir ülkeye dönüştük. Sigara öldürür ama bu memlekette oraya kalmadan
ölmenize sebeb olacak o kadar çok şey var ki, siz yolunuzda giderken
arkadan birisi vurur tamirat yapılan yolda tırın altında kalırsınız...
Eğer, havanda su dövme olimpiyatları olsa mutlaka podyumu kapatırdık ve
ben de şimdi, derece yapacak bir yazı kaleme alacağım...
Fransa'da yapılan ve
23 milyon Avro harcandığı
söylenen ''Türk Mevsimi''nde 9 ayda ne olur bilemem ama birilerini abâd
edip Eyfel'in altında kendi kendimize konser vermekten öteye o parayla
neler yapılabileceğini gayet iyi biliyorum...
Mesela, Eyfel'in
tepesinden aşağıya saçabilirdik, konserden daha Fransız ve turist
toplanırdı...
Kaldı ki Putin, hiç aptal bir adam değil, tam tersine
bizde ''Deli Petro'' denilen ama aslında ''Büyük'' olan I. Petro gibi
bir adam Putin... Putin'in ne alakası mı var... Çoookk...
Bizde ''spor'' tanımına girmeyen, ''futbol medyamız''da 3-5 satır
boyutunun dışına taşamayan ama dünyanın geri kalanında milyonların
seyrettiği, çılgınca takip ettiği sporlar vardır. Bunlar, sanılanın
aksine ''halk bunu istiyor'' medyasının dışında, ülkemizde de kendi
kitlesine, fanlarına sahip. Fransa Bisiklet Turu da bunların başında
geliyor. Konumankeni.com olarak, pozitif ayrımcılık yaptığımızı
söylemeliyim ki, bunun da karşılığını almaktayız.
Şimdi, şu denilebilir adamlar binmişler bisiklete gidiyorlar işte,
nerede bunun heyecanı, zevki, ne anlıyorsunuz? Bu, bir bakış açısı;
fakat bu soruyu, dünyada sormanız gereken pekçok insan var. O kadar ki,
etap etap takip eden, sadece finiş çizgisinde değil yolun heyecanlı
yerlerinde tırmanılan tepelerin zirvelerinde kamp kurup en fazla 30-40
saniyelik bir geçiş için çılgınca bekleyen kalabalıklar var. Sadece
Fransızlar değil Nikaragua'dan da var, Zanzibar'dan kopup geleni de...
Üstelik, dünyada pekçok kanal var bu yarışı naklen veren. Bizdeki 1-2
satırlık kısa haberler sütununa manşetleri bir yana bırakırsanız, dünya
medyasında ciddi yer ayrılmakta, analizleri, dedikoduları, haberleriyle
8 sütuna manşet olmakta. Başka bir kriter daha var. Bizde de, olduğu
gibi bütün dünyada Eurosport, baştan sona yayın yapmakta.
Gerçi, Pazar günü keyfe limon sıktılar WTCC'nin fazla kuyruğuna
yapıştılar, heyecanla beklediğimiz ilk Alp etabını harcadılar. Fakat
haklarını teslim etmek zorundayım, hatta alkışlamak istiyorum, harika
yayın yapıyorlar. Eurosport'u seyrettiğiniz zaman, olayın ehemmiyeti
açısında bir diğer kriteri görebilirsiniz, ülkelerin turistik
reklamları. Azerbaycan'dan Yunanistan'a, Brezilya'dan Güney Kore'ye
pekçok ülkenin insanın içini eriten, aklını başından alan, iştahını
kabartan tanıtımları dönüyor.
Bu ülkeler, seyredilmeyen bir olaya, seyredilmeyen bir kanala turist
çekmek için reklam verecek kadar saf değil. Oralarda işler bizdeki gibi
yürümüyor, devletin malı deniz değil.
Bizde son dönemlerde kötü alışkanlıklar oluştu, ahlâk sükût edince...
Şimdi kalkıp Eurosport'a reklam peşinde koştuğumu iddia edebilecek
densizler çıkabilir. Doğaldır, medyamızda bunların pekçok örneği var.
Fakat, konumankeni.com'un varlık nedeni zaten öyle olmamak.
Dolayısıyla, bu kadar basit kafalara sahip olmamak gerek. Tanıtım Fonu
diye bir şey var ve buradan oluk gibi para harcandığını biliyoruz,
vergilerimizden toplanan paralar... Doğru mecralara gitmesi gerek.
Turizm sektörünün hâl-i pür melali ortada ama ben işin o tarafıyla da
ilgilenmiyorum, itibâri tarafıyla alâkadarım...
23 milyon Avroluk ''Türk Mevsimi''... Nuri Bilge Ceylan'ın Cannes'da
aldığı ödülle, jüri üyeliğiyle yaptığı tanıtımın, sağladığı itibârın,
manevi kazançının zerresini getirmez.
Peki, bu parayla neler yapılır. Eyfel'in tepesine çıkıp parayı aşağıya
saçsaydık daha çok tanıtım yapılırdı. Hatta parayı 270 güne bölüp her
gün bir kısmını atsak, hem daha çok insan toplanır, hem de bir sürü
dünya televizyonunda son dakika haber olunur, ücretsiz reklam olurduk.
Neyse, ciddiyeti elden bırakmayalım.
''Büyük Petro'' Putin, Rusya'yı Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra
tekrar imparatorluk haline getirmek için kolları sıvayan bir lider.
Soğuk Savaş'ın rüzgârları tekrar esmeye başladı. Görünen ve görünmeyen
bir sürü alanda devi ayağa kaldırmaya çalışıyor.
Peki, propaganda için yaptığı, özel önem verdiği, yakından ilgilendiği
ve mutlak başarı talep ettiği proje ne?
Katusha, Katuşya... Bir halk şarkısı... ''Stalin'in Orgları'' denilen
karadan karaya füze... Bisiklet takımı...
Evet, Tour de France'de Rusların ''Bütün dünya için bisiklet
organizasyonu'' dediği takım. Putin, 15 milyon Avro harcayarak kurdu.
Rusların en iyilerinin yanında iki İtalyan, bir Belçikalı pedalla
Fransa yollarına düştü ilk yılında ama daha güçlü bir kadro
oluşturacakları aşikâr... 14. etapta Rusların milli şampiyonu Serguei
Ivanov'un son 20 kilometrede can hıraş atak yapması ve kazanması boşuna
değildi.
Bu yıl Kazakistan'ın, Kazakların yeni incisi Astana kentinin yaptığı
reklamı kimse yapamadı. Lance Armstrong'un onların formasını giymesi,
hem de kanser vakfına yardım karşılığında pedal basması... Bu reklamın,
sağladığı itibârın parasal karşılığı inanın yok.
Dolayısıyla, 23 milyon Avro'yu oraya harcayacağınıza bir takımı satın
alıp veya büyük sponsoru olup yahut transferlerle yepyeni bir takım
yaratıp Fransa Bisiklet Turu'na katılsaydık.
Herşeyi devletten beklememek gerek özel sektör yapsın, yapsın akıllı
olup sponsor olsun bir takıma fakat bundan öteye eğer harcanan bir
milli servet varsa doğru yere harcansın.
|