Yok ben, At
Martini de bre Hasan Dağlar İnlesin'e dönen memlekette Ezoterizm ile
Erotizm'i karıştırmanın tehlikeleri mevzuuna bir türlü giremeyeceğim.
Pek köşemden yapmasam genelde birebir cevap ile yetinsem de, bu kez bir
''Okur''un maillerine açık ve eğlenceli bir cevap vermem gerek. Çünkü
kendi salaklığım(!)la yüzleşmemi sağlayan sıradan bir okur değil
kendisi, özel muammeleyi hakkediyor. Mailin imlâsı ve veciz üslubunun
takdirini sizlere bırakacağım:
1.
Mail:
''Tunç
bey,
Gördunüz mü figurantı?Kim kime tavşanlık yaptı?Kim en-iyisini 10 saniye
ile geliştirdi? Anlamadığinız branşları yorumlamaya devam edin ve komik
duruma düşün...Oyle ısmarlama yorumlarla böyle çuvallarsınız ançak!
Gelelim Barcelonadaki olaya.Siz yarışı full izlediniz mi? 6. ile
11.turlar arasını gördünüz mü?Hayır,o anda cirit girdi,yüksek
girdi...Görmediğiniz yarışı neye göre yorumladınız,nerden anladınız
haklı olmadığı mı?ENKA
havuzuna fazla takılıyorsunuz galiba,dikkatli olun kolibasil
bulaşmasın! Siz en-iyisi baskette kalın,uzun masafe sizi aşar!Sağlıklı
yıllar dileğiyle...''
Benim
aşağıda okuyacağınız cevabımın ardından 2. Mail:
''Tunç
bey,
Nedense
bu ENKA havuz olayına inandım.Bana bu konuda dürüst geldiniz... O zaman
tek bir ihtimal kalıyor- 'Beşiktaş' basket takımında eski atletizm
antrenörü biri Sizi bilgilendirmesin acaba? Atletizmde hiç bir varlık
gösterememiş birisine nasıl güvendiniz ve o yorumları yaptınız?
Siz siz olun,baskette kalın ve bu şekilde dostluğunuzu kanıtlamayın!''
Yazıma
kızıp döşenen sıradan bir okura ait değil bu mailler; zaten öyle olsa
burada yer işgali yapmazdım... 11 ve 13 Ağustos'ta gelen mailller resmi
uzantılı
adresiyle Ertan Hatipoğlu'na ait. Elvan Abeylegesse'nin eski, Alemitu
Bekele'nin yeni antrenörü. Tabii ki, bir fake olmadığını kabul
ediyorum, yoksa kendisi derse ki, böyle bir maillim yoktur,
ben atmadım o ayrı; ama adres resmi edu uzantılı. Üstelik
benim cevabıma da 2. mailli atmış...
Kendisi, Alemitu Bekele'nin rekor denemesine çıkıp başaramayan Meseret
Defar'ın ardından 2. olduğu Stockholm'daki Diamond League yarışı
ardından ''Memleket, Meseret ve
Kopkoplaşmak'' yazıma cevap vermiş.
Öncelikle, kendisine maille verdiğim cevabı paylaşayım, sonra devam
edeyim:
''Bu maillinize yazılı cevap vereceğim bugün yarın, yalnız üslubunuzun
ve imlânızı pek takdir ettiğimi söyleyemem... Enka olayı cidden şık
kaçmamış, bunu söylemek durumunda değilim ama hayatımda en son Enka'nın
tesisine girişim 90'lar filandır, Enka'nın basket takımı için teklif
almış 1-2 antrenmana çıkmış fakat sonra anlaşamamıştım, şurası da kesin
ki hayatımda hiç Enka havuzuna da girmedim... Zat-ı muhterem aslında
suçlu değilsiniz, böyle tiplere alışmış olabilirsiniz... Bugüne dek
yemek dahi ısmarlanamamış bir adama yazı ısmarlamak... Kaldı ki,
Görmediğim yarışı da yorumlamadım, söylediklerimi zihninizi hırstan ve
kızgınlıktan arındırarak ve boşaltarak tekrar okursanız,
Atina-Stockholm'ü görürsünüz. İşin özü şuydu, ne yarıştan sonra
söyledikleriniz, ne Alemitu'nun o yarışta koşması -isterse Dünya Rekoru
kırmış olsaydı- şık değildi.''
Yalnız küçük bir hata yapmışım Enka'ya girişim konusunda sonradan
hatırladım ve itiraf ediyorum!..
4-5 sene olmuştur, Ayhn Şahenk'teki bir basketbol maçı sonrası yazımı
gönderip gazetenin arabasıyla yanımdaki fotoğraf muhabirini o sırada
İpek Şenoğlu ile röportaj için bekleyen editör arkadaşın yanına
bırakmaya gitmiş, gitmişken de daha önce tanışmadığım Şenoğlu'na da
merhaba demiş çıkmıştım... Budur...
Gelelim günümüze; atletizmden anlar mıyım anlamaz mıyım ona da
değineceğim ama önce ikinci bir itirafta daha bulunayım;
Konumankeni.com'un başında olmama rağmen, en baştan oluşturduğumuz genel konsept ve tarz
dışında, bugüne dek direkt olarak bu girmeyecek diye
karıştığım, kendi subjektif tercihimi kullandığım 1-2 örnekten biri
Alemitu Bekele'nin Stockholm yarışının yok sayılmasıdır.
''Dünya rekoru dahi kırsa girmeyecek'' dedim.
Yarışını da seyretmedim...
Ki Barcelona'da aldığı altından sonra
''Kutla
bunu Türkiye'' diye manşet
yapmıştık. Ertan Hatipoğlu'nun Elvan Abeylegesse'nin
Portekizli atletlerle anlaştığı ve hatta Alemitu'yu kasten ittiği
beyanatlarını da sevincimize limon sıkar diye görmemiştik.
Görünen o ki, Ertan Hatipoğlu iddialarında israrlı ve inançlı...
Alemitu Bekele'nin de 1 öyle, 1 yerde böyle konuştuğu yansıdı.
Kendisi ile bakış açımız ve anlayışımız belli ki çok farklı ama
Hatipoğlu'nun söylediği bir şey doğru, bahsettiği bölümü biz canlı
yayında görmedik.
Farzedelim ki ''full'' doğru söylüyor...
Şimdi, basketbolda genelde Coach'ların ve takımların yaptığı
bir şey vardır. Maçı canlı yayın olsa da kendi kameraları ile çekerler,
yani Staff'ta bu işle görevli bir Scouter vardır. Sonra da oturur
seyreder analiz yaparlar, Murat Didin bunun pir'idir.
Dolayısıyla, belki onun elinde de böyle bir çekim vardır.
Yani şak diye çıkartır, susarım.
Diyelim ki ''full'' haklı; ben, yerinde olsam ne yapardım?
Öncelikle o beyanatı vermezdim. Federasyon Başkanı Mehmet Terzi ve
Elvan ile antrenörünü alır, seyrettirir, bir daha olmasın der ve o
kaseti de imhâ eder, sonra da atletimin sayemde kazandığı başarıyı
doyasıya kutlar -kendisinin tarzını bilmem belki de Jazz dinleyip güzel
bir şarap açar yanına da permasan alır, belki Müslüm Baba dinler- hatta
göbek atardım...
Ben ve göbek korkunç bir sahne olurdu o ayrı.
Dediğim gibi bakış açımız, anlayışımız farklı...
Atina Olimpiyatı'nda yarış öncesi
ve sırasında tehditle paketleyip antrenörü olduğunuz
Elvan'ı yokeden, dolayısıyla da Türkiye'nin olimpiyat madalyasını bütün
gözü dünyanın önünde çalan Etiyopyalılar çetesinin elebaşı Meserat
Defar'ın para karşılığı rekor kırma denemesine atletimi göndermezdim.
Değil ki yarış sonrası kalkıp ''Gördunüz
mü figurantı?Kim kime tavşanlık yaptı?Kim en-iyisini 10 saniye ile
geliştirdi?'' diye mail atmak.
Atletim israrlı mı gitmekte, Radikal'e verdiği röportajda söylediği
gibi bunu kendisine bir övünç meselesi olarak mı görüyor?..
Antrenörlüğünü bırakırım...
Zat-ı muhterem, ben, o ''ısmarlama yazı'' diye mail attığınız adam,
salaktır!.. Cidden salaktır, koli basili değil ama havadan nem kapar,
aman bir laf, hâlel gelir diye bazı yerlere gitmediği için komik duruma
da düşer!..
Mesela o kadar salaktır ki, ''Gazetem masraflarımı karşılamıyorsa
gitmem'' diyerek ne Efes Pilsen'in, ne de döneminde Ülker'in yurtdışı
EuroLig maçları davetlerine icabet etmemiş, takımlarla Avrupa'da
kent kent gezmemiştir.
Çünkü yazdığı yoruma hâlel gelmesinden korkar. Canı istediği gibi
yazabilmek için, aman bana da ısmarlama kıyafet giydirirler diye
gitmez. Davetiye
peşinde olmaz, her davete koşmaz.
Yine o kadar salaktır ki, Basketbol Federasyonu'nun 2010 Dünya
Şampiyonası'nın alındığı FIBA Genel Kurulu için düzenlediği yurtdışı
gezisine de gitmemiş, yerine o dönem gazetesindeki bir editörü
göndermiştir.
Bugüne dek davete icabet ettiği yerler; bunu
yazmak zorunda değilim ama sizin ve olası bazı aklı evvellerin
anlayabilmesi için...
Basketbol Federasyonu'nun Kadın All-Star'ı için düzenlediği
kokteyllerden 2-3 tanesine katılmışlığım vardır ki, bilenler bilir, en
başından beri medyada kadın basketbolu için köşe ayıran, ayırtmak için
mücadele eden ender adamlardan biriyimdir. Dolayısıyla orada olmaktan
bir beis görmedim.
Tabii ki, her davete gitmemek de ayıp kaçıyor, bir de bazen davet
edilmemiş durumuna düşüyor o yüzden mecbur kalıyorsunuz.
Yanılmıyorsam bir kere de İstanbul'daki Efes Pilsen Cup'ın açılış
gecesine ve Efes'in kuruluş yıldönümü davetine icabet etmiştim. Bir
kere de Basket Federasyonu'nun EuroLig maçı öncesi düzenlediği iftar
yemeğine katıldım.
Yemek listesi vermeme gerek var mı bilmem.
Kısacası, sandığınız gibi yahut sanabileceğiniz gibi havuz başında
kokteyl, Tahitili kızlar ve parmağımı şaklatınca gelen garsonla
yazmıyorum; bedavadan ağırlandığım mekânları ve mekân sahiplerini
övmüyorum. Tatil, tatil gezmiyorum.
Biliyorum, güzide medyamızda bunun pekçok örnekleri var.
Siz de haksız sayılmazsınız. Bunları yapmadığım için çok komik duruma
düştüm, arkamdan salak denilmiştir.
Gelelim, atletizmden anlayıp anlamamaya...
Kim daha uzağa tükürecek yarışı yapmıyoruz. Bisikletten de gayet iyi
anlarım, gayet iyi takip ederim ama bisiklete
binemem, en son 4-5 sene
önce bir gün Moda Parkı'nda denemiş ve beni dengede tutmaya çalışan
arkadaşımla birlikte Salak ile Avanak durumuna düşmüş, etrafa eğlence
olmuş hatta kamera şakası sanılmış, uçmak suretiyle kafayı iki
kaya arasına sıkıştırarak şovu tamamlamıştım.
Biraz şans, biraz çeviklik, basketboldan kalma refleks olmasa
kafam karpuz gibi yarılır, olayı 3-5 çizikle atlatamazdım ki, o saatte
orada olanlar herhalde hayat boyu anlatırlar havada uçarak kayalıklara
kafası girince ayakları dışarıda debelenen adamı...
Atletizme dönersek, TRT'nin TRT olduğu dönemde büyümüş bir çocuğum
dolayısıyla Robin Cousins'ı da, Ulrike Meyfarth'ı da bilirim, Sara
Simeoni'yi de çok severim...
Steve Ovett ile Sebastian Coe'nun efsane yarışını da seyrettim, Leroy
Burell ile de fıkra gibi bir anım da vardır ama uzun burada
anlatmayayım...
Neyse, TRT'nin TRT olduğu çağlarda büyümüş ve sporla ilgilenmiş her
çocuk gibi kültürüm yerindedir. Eurosport'u da zevkle takip ederim.
Kaldı ki zat-ı muhterem, ben yarışı yorumlamadım ki...
O yazıyı tekrar okuyunuz. Ben, Atina diyorum siz Stockholm.
Okurlardan sıkılmadan buraya kadar gelebildilerse özür dilerim; pek de
eğlenceli bir yazı olmadı, aslında benim için acı verici bir yazı ama
bu yazının benim için ne kadar acı verici olduğunu Ertan Hatipoğlu
hisseder mi bilemiyorum...
Kendisi üçüncü bir mail atarsa ona da ayrıca yer vereceğim.
|