Panorama Pasaj, Moral, masaj ve
olmayan Brecht...
Elif
Uras'ın Panorama
Pasajı'ndan girip 2010'da sanat için yatakta
seviştiği Amemus performansı olay olan (Video) Şükran Moral'ın
sergisinden çıkacak, Carolee
Schneemann'a kadar gideceğiz; arada bugünlerde
çok kullanılan ve Brecht'e
maledilen ünlü şiirin ve sözlerin doğru sahibi Martin Niemöller'e
hakkını vereceğim...
Kaç vakittir kafamda olan diğer yazıyı ise henüz bitiremedim...
Ünlü
bir şahsiyetin, hele
de medyadaki bir
şahsiyetin kızı
olmanın büyük
faydaları vardır kuşkusuz; yaptığınız
''iş''te kapılar daha kolay açılır, daha hoş karşılanır, daha çok
övülebilirsiniz... Dolayısıyla, yazacağım sergiyle alâkalı ölçüsüz
beğeniler içeren yazılar okumuş ya da okuyacak olabilirsiniz...
Benimkiler sırf bunlara karşı bir şey yazmış olma maksadıyla değil,
gördüğümü yazacağım...
Öncelikle
son dönemde gördüklerim arasında kendi içinde bir problemi veya
problematiği olan ender sergilerden biri. Bunu açacağım...
Galerist'teki Elif Uras'ın ''Panorama Pasajı'' tanıtım yazısındaki gibi
bir temele sahip değil. Yani ne Walter Kauffmann'ın ''Pasajlar''ına, ne
de Beyoğlu'nun şimdi klasik yüzüne dönüşen ama geçen yüzyıl başında
modernite'nin simgesi olan semtin pasajlarına da bir gönderme
taşımıyor. Böyle bir illüzyonu yok.
Burada, sergileme mantığında sorun var. Eğer, böyle bir göndermenin içi
doldurulacaksa, bunun sergi alanının düzenlenmesiyle de yapılması
lazım.
Düz duvara resmi asmak, çinileri kaidelere yerleştirmek ile Pasaj
kavramının içi boş kalıyor. Kalmış.
Üstelik serginin afişi de olan ''Panorama Pasajı'' adlı çalışma da
çerçevesinin içinde çarpık duruyor... Ya eğri çizilmiş ya da çerçeveye
kötü yerleştirilmiş. Neden öyle duruyor bilemiyorum; açılışta
farketmiştim, sonra ikinci kez gittiğimde tekrar baktım...
Serginin o bölümündeki yani girdiğinizde soldan devam edip arka bölüme
geçtiğinizde göreceğiniz resimler ve ortadaki porselen
sandalye
daha çok eskiz gibi, pek de profesyonel ol(a)mayan çalışmalar.
Bir de şu var; Galerist'te sergilenen bu çalışmaların resim ve
çinilerin önemli bir kısmı,
24 Ekim-28 Aralık Kopenhag'da Kirkhoff galerisinde
''Drawing Disconnect''... Ondan önce 4 Ekim-4 Kasım 2007'de New York
Smith-Stewart'ta açılan
''The
Occidentalist''teki çalışmalar zaten. Yani ''Pasaj'' konseptini
oluşturacak bir şey yok ortada.
Baştaki
''kendi içinde problemi ya da problematiği olma'' hâline gelince New
York'taki sergisinin adına gönderme yapmak gerek Occidentalist...
Occidentalist,
pek fazla kullanmadığımız bir kavram Oryantalist'in karşıtı; Doğu'dan
Batı'ya bakan Batılılık, belki Batı özentisi diyebilir, ''Araba
Sevdası''na kadar gidebilirsiniz.
Elif
Uras'ın -sergisinin
diyemiyorum çünkü bu
bir kavram
etrafına toplanmış bir sergi değil,
biraraya toplanmış çalışmalar topluluğu- problemi burada...
İstanbul-New
York yaşamı nedeniyle Oryantalist tarafı da var, Occidentalist tarafı
da... Kendi içinde tekrarlanan biraz da fasit bir daire gibi bir tarza
dönüşmüş.
Sürrealist,
yerel, Batı'ya bakarken
parayı, kapitalist hayatı paranın
gücüne tapınmayı eleştiren, ciddi cesur bir cinselliği olan, minyatür
çizgilerini anımsatan, naif ama bu naifliği bazen amatörce duran...
''Pembe
Peştemal''de erkek hamamı imgesinin içine sokulan yarı çıplak
kadınların ellerindeki aynaları raket gibi kullanarak ışık hüzmeleriyle
tenis oynamaları ya da tenis oynuyorlarmış hissini vermesi... Eleştiri,
cinsel gönderme var ama; işte resme bakarken o minyatür tarzı mı yoksa
basit, amatör çizimler mi... Orası tartışmalı.
Mesela
İznik Çini'leri, şişman kadın formuna kaç tane dönsöz kıyafeti
giydirilmiş vazo yapabilirsiniz ki... Bu yaptıklarınız, klasik İznik
görüntüsünü de vermezse, Kapalıçarşı'daki hediyeliklere benzeyen bir
şey çıkar; geliştiremez ya da klasik bir çini ustası olamazsanız
birbirinin azbuçuk kopyası dekoratif şeyler olarak kalır...
Diğer
sergiye geçmeden önce duralım. Son günlerde çok kullanılan ve
toplumsal duruş sergileyen bir alıntı var, Almancasını
yazayım:
Brecht'in olmayan Martin
Niemöller'in sözleri
''Als
die Nazis die Kommunisten holten, habe ich geschwiegen, ich war ja kein
Kommunist. Als sie die Gewerkschafter holten, habe ich geschwiegen, ich
war ja kein Gewerkschafter. Als sie die Sozialisten einsperrten, habe
ich geschwiegen, ich war ja kein Sozialist. Als sie die Juden
einsperrten, habe ich geschwiegen, ich war ja kein Jude. Als sie mich
holten, gab es keinen mehr, der protestieren konnte''
''Naziler
önce Komünistleri almaya geldiler'' diye başlayan bu şiir ya da sözler,
sanılanın aksine Brecht'e
ait değil... Martin Niemöller'e aittir...
Sondaki ''protestieren''
protesto kadar Protestanlara, kendisini yalnız
bırakan Kilisesi'ne de göndermedir.
1984'de
ölen Niemöller,
Protestan bir papaz ve ilahiyatçı... Kilisenin Naziler ile gizli
işbirliğine ilk karşı çıkan isim ve bedelini 1937'de Sachsenhausen
Toplama Kampı'na gönderilerek ödemiş. Fakat bu şiire, satırlara
yansıyan vicdan muhasebesinin evveliyatı var. Niemöller, anti-komünist
ve Hitler'e ile Ari-Irk safsatasına başta destek veriyor. Sanırım,
kafanızda canlanmıştır. Sonra dönüyor ve Nazi-karşıtlarının sesi oluyor
ve toplama kampına atılıyor.
Ünlü
Stuttgarter
Schuldbekenntnis'in yani 19 Ekim 1945'te Nazi Soykırımı'ndan
ve
III. Reich'ın işlediği savaş suçlarından Almanya'nın
sorumlu olduğunu deklare eden bildiriyi kaleme alan da o...
Vietnam savaşı sırasında savaş karşıtı bir aktivist... 1966'dan 1972'ye
kadar Uluslararası Savaş Karşıtları Birliği'nin başkanı da o...
Tuhaf
olan şu, bu kadar bilinen, tanınan ve simge haline gelmiş bir adamın
bir dönemi simgeleyen sözlerinin 1-2 köşeyazarı yanlış yazdı diye
Türkiye'de Brecht'e ait sanılması; internetten de yanlış
versiyonlarının yayılmasıyla olayın ''kulaktan kulağa'' oynamaya
dönmesi.
O köşeyazarları nasıl bu yanlışa düşüyor o tamamen
ayrı bir tartışma konusu... Şimdi, Brecht'in filanca oyununda,
kitabında var demesin kimse; bütün eserlerini okumadım bilemem, okusam
da farketmez, bildiğim şu...
Farzedin, şimdi kalkıp bir oyun
yazdım ve kahramanıma da ''Olmak ya da olmamak işte bütün mesele bu''
dedirttim... Şimdi, bu bana mı ait olacak Shakespeare'e mi?!
Sokaktaki
vatandaş bunu benim lafım sanabilir ama anlı-şanlı köşeyazarlarımız
sanmasın... Bir de ''Sosyalistler'', ''Sosyal Demokratlar'' olmuş ki
tam komedi, bari ''Aslan Sosyal Demokratları'' olsaymış...
Bir de şu var Brecht büyük bir yazar, şanlı, ikonik bir muhalif
olabilir ama Niemöller'in
binde
biri fiziki ve
vicdâni bedel ödememiştir.
Carolee Schneemann yapmışken
Geçelim 2010'da sanat için yatakta
seviştiği Amemus performansı olay olan Şükran Moral'ın Galatasaray'daki
Yapı Kredi Kazım Taşkent Galerisi'nde
2009 Mayıs'ında açtığı ''Aşk ve Şiddet'' sergisine...
* Şükran
Moral performansının videosu
5
tane iş var; girişteki enstelasyon ile onun performansını gösteren
videosu; Gustave Courbet'nin ünlü ''Dünyanın Kökeni''nin
cover-versiyonu... Burada durup bakalım; açık söyleyim, rahatsız edici,
şiddeti hissettirici değil ketçap dökülmüş gibi duruyor, yapay.
Yapacaksan Carolee Schneemann'ınki gibi birşey yapacaksın ama sorun
orada o da yapıldı...
Kaldı
ki, Duchamp'ın pisuarını getirip
koymakla aynı şey, cover-versiyonun bir sanat eseri değeri yok.
Sergi
salonunun üst katındaki yemek masası enstelasyonuna
gelince...
Yemekteyiz
yarışmasının kötü bir parodisi gibi... Her yemekte bir yarışmacı saç
buluyor, mahalle kavgası çıkıyor ya, bu oyuncak tabancalı, plastik
yılanlı, testereli bu masa enstelasyonu da anca Yemekteyiz kadar.
Bunlar kolay ''sanat'' kurguları...
Martin Niemöller Martin Niemöller Martin Niemöller 20 Ekim 2009
|