Geçen yazıda
sormuştum: ''Efes Pilsen şampiyon mudur, maçı kazanmış mıdır,
şampiyonluğu geçerli midir?''diye
şimdi buna cevap vereceğim ama ondan önce kısaca bir zihin bulanıklığı
vak'ası var. Bizim bir kısım medyamızda her nedense sürekli ''Musevi''
diye yazılıyor, söyleniyor; bizde de editörümüz önce öyle yazmıştı;
Yayın Danışmanımız Anıl Çırpan da uyardı, bu
adamın adı Mir Hosein Musavi dedik ve değiştirildi ama editörümüz de
haklı biçimde bize çoğu yerde Musevi diye gösterdi...
Facebook'a
baktım İranlıların
açtıkları gruplara, internetten taradım Musavi... Neden bin
yıllık Musavi, bizim medyada oldu Musevi merak ediyorum doğrusu...
Evet, Efes neden şampiyon değil... Açıkçası, ben çok eğlendim... Çoğu
Fenerbahçeli olmak üzere pekçok dostum; tanıyan
tanımayan da dahil olmak üzere mail, sms, Facebook, telefon, dolaylı
yollar... Her türlü iletişim vasıtasıyla ''nasıl yani'' diye sordu,
hatta bir kısmı ''İtiraz süresi geçsin'' diye bekleyip beklemediğimi
sorgularken; bir kısmı da ''skandal'' peşinde olduğum yargısına vardı.
Acar basketbol medyasına gelince nasıl olup da önlerindekini
göremediklerine,
hele ki Ordinaryüs Yardımçı Doçentlerin Allamelerin, Analizcilerin
nasıl vak'ayı çözemediklerine güldüm.
Aslında, ağlamak gerek. Çünkü ya görme, ya idrâk etme sorunları var
yahut da işlerine gelmiyor. Başka bir olasılık mevcut değil.
Kimse kusura bakmasın, a benim yazımı okumamışlardır, okunduğunu da
biliyorum ama mesele okunma-okunmama değil... Kaldı ki, olay tartışma
götürmeyecek denli meydanda. Fakat mesele görebilmekte, ses
edebilmekte... Yazabilmekte...
Şimdi, son maçta olanları unutalım; senaryo yazayım ki anlaşılsın
vaziyet... Sonra kimse parmak kaldırıp ''Ama ben anlamadım'' demesin.
Diyelim ki maça Fener değil Efes üçlüklerle başladı, yağmur gibi
yağdırdı, savunmada da potayı göstermedi, daha ilk periyotun sonuna
gelmeden 24-4 yaptı, en son Kaya Peker'in ''Monster Smaç''ı sonrası
dönüp tribünlere fiyakalı bir bakış atması, zaten gözü hafiften dönmeye
başlamış Fenerbahçe seyircisini alevlendirdi, bu arada Sarı
Lacivertliler mola aldı, Efesli kenardaki oyuncular zafer çığlıkları
atarak arkadaşlarını karşıladı derken, ilk Fenerli taraftar sahaya
indi, sonra diğerleri de, Efesli oyuncular yarma harekatı ile soyunma
odasına kaçtı, hakemler de onlarla birlikte San Fermin Festivali'nde
dar sokaklarda boğalardan kaçan akıllılar gibi soyunma odasına
kaçıştı...
Fenerbahçe taraftarı sahayı işgâl etti, Çevik Kuvvet coplamak suretiyle
sahayı işgal eden ve tribünde gögüs göğüse muharebeye girişen Sarı
Lacivertli kızılderileri geri püskürttü ve salon dışına kadar sürüp
sahil hattına kadar kovalamaya devam etti.
Film durduralım ve sevgili kari ve karie'lerim... Filmin sonu için
DVD'imizde biri benim hazırladığım diğerleri kısa sunuşlarıyla
alternatif 3 seçenek var; hangisini tercih ederseniz öyle bitecek, bu
aşamadan sonra sizce sonu nasıl olmalı diye sorayım...
A şıkkı: Efes Pilsen, soyunma odasının kapılarına kadar dayanan Sarı
Lacivertli kızılderileri, yardıma gelen Süvari Birliği pardon Çevik
Kuvvet desteğiyle dışarıya atar, soyunma odasında şampiyonluğu kutlar,
duşa girer, çıkar sonra boş salonda kendileri gibi cicilerini giymiş
centilmen Fenerbahçeli basketbolcuların ve Coach Bogdan Tanjevic'in de
alkışları arasında kupasını Konfederasyon Başkanı olmadan havaya
kaldırır, 13. şampiyonluklarını Antonio Banderas'ın ''13. Savaşçı''
filmi gibi kutlarlar... Beyaz perdede The End yazar...
B şıkkı: Olaylar polis tarafından yatıştırılır, tribünler boşaltılır.
Saha temizlenir ve maç kaldığı yerden devam eder.
C şıkkı: Hakemler maçı tatil eder.
Peki, film sizce nasıl biter? Şimdi, bu sonları kısaca analiz edelim;
film öyle bitti ama ama A Şıkkı biraz mantıksız değil mi, daha maçın
ilk periyotu tamamlanmıştı... Yani B şıkkı veya C şıkkı ile bitmesi
gerek filmin. Senaryoda eksiklikler var. A şıkkı mantığa ve kurallara
aykırı bir son...
Diyelim ki, yine aynı film ve yine aynı son var elimizde fakat bu sefer
senaryo akışını değiştirelim ilk periyotun sonları değil, 4. periyotun
bitimine ramak kala... The End yazmadan önce senaryoya başka aksiyonlar
ekleyelim. Fenerbahçe, 5 sayı geridedir, saniyeler tükenmekte bomba
patlamak üzere, kırmızı mı mavi mi... Üstüste üçlükler denerler olmaz,
ter içinde kalmışlardır, geri sayım sürer telaş içinde tekrar denerler
tekrar...
Sonra Devin Smith son bir hamle yapıyor, basketi atıyor. O anda Efesli
oyuncular sevinç gösterileri yaparak sahaya dalıyor, sevgi yumağı
oluyor ve sonra Fenerbahçeli kızılderilerin sahaya girdiği sahne ve
devamı ile filmin finali için A şıkkı...
Oldu değil mi, film bitti... Olmadı... Yine eksiklik var. İlk yazının
sonunda ipuçu vermiştim. Olympiacos-Panathinaikos
Videosu ile...
Şimdi gerçek sona gelelim:
Delvin Smith'in basketi girdiğinde maçın bitimine 2 hatta 2,5 saniye
var. Efes Pilsenliler sahaya sevinçle girdiklerinden ortadaki ve pota
altındaki hakem maç bitmedi diye işaret ediyor ve onları benche geri
gönderip topun pota altından oyuna sokmalarına çalışıyor, o anda
Fenerbahçe taraftarı sahaya dalıyor, sonrası bildik sahne hakemler San
Fermin Festivali gibi kaçıyor... Olaylar ve kupa töreni...
Smith basketi atttığında maç resmi olarak bitmemiştir. Kurallar gereği
ya kaldığı yerden son 2,5-3 saniye oynanır ya da hakemler maça dönmez
ve tatil edilir hakkında kararı Federasyon daha sonra yapılacak
toplantıda verir.
Diyebilirsiniz ki 2,5 saniyecikten ne olacak? O zaman 25 dakikadan ne
olacak? Kural ne diyorsa o olacak. Yoksa her olay çıkan maçta o andaki
skoru maç skoru ilan edelim yürüyüp gidelim!
Üstelik 2,5 saniye ve 3 sayı...
Top oyuna girmeden önce yaparsan Kasti çalınacağını öğrendin, bekleyip
yaparsın faulü, 2 saniye kaldı, eli titredi 2 atışı kaçırdı, ribaunt ve
uzun pas son saniye üçlüğü maç uzatmaya gitti.
Olmaz mı?