Dünyanın en hızlı yarım mili ve
Genel Vali
Üç
dakikalık özet görüntünün yarısını dolduracak kadar aksiyonla alınan 3
puan; Ankaraspor defansının darbelerine karşı Lincoln'e verilmeyen
penaltı sahnesi, Ümit Karan'ın direkle temas edip geri seken şutu,
''Ağları havalandıran'' vuruşu ve bitti. Galatasaray'ın Ankaraspor'u
yendiği maçta fazla seyredilecek bir şey yok ama 3 puan cepte, yarışa
devam güzel. Yarış demişken...
Bu
haftasonu potaların altında da sakin geçildi, bir atraksiyon yoktu, tek
adrenalin artışı pistlerdeydi. Hele Nascar'ın finişi ağzımı açık
bıraktı, gerçi spikerimiz yine anlatamadı durumu ama olsun! Yarışa
bakalım en sonda da Genel Vali PS'i var...
Pazar sabaha
karşı Hido'nun deliler gibi oynadığı maçın ardından, yeterli patlamış
mısır stoğunu yapıp Avustralya Grand Prix'sinin startını beklemeye
koyuldum. Sıkıcı geçecek boşuna sabahladık derken Formula-1 gayet
eğlenceli başladı, yoldan çıkanlar, kaza yapanlar... Hem de Albert Park
gibi zorluk derecesi fazla olmayan bir pistte...
Artık, playstation oynar gibi otomobil kullanmak, uzaktan kumandayla
sevk ve idare edilmek yok!
Monaco
sokaklarında olacakları düşünmek bile istemiyorum, yol kenarındaki
evlerden birinde dünyanın günlük kirasını verenlerin ya da yatını çekip
içkisini yudumlarken seyredenlerin kafasına otomobil
düşebilir.
Sezonun ilk saat yönünün tersine dönülecek yarışı İstanbulPark'ta ne
ilk virajı, ne 8'i; ne de yağmurlu bir havada Spa Pistinde
olabilecekleri hayal etmek zor.
Bazıları vardır kaza olsun diye
bekler her F-1 yarışında, emin olun bu sezon istemediğiniz kadar
göreceksiniz. Zaten o yüzden olsa gerek otomobillerde emniyet
tedbirleri arttırıldı, kokpit duvarları yükseltildi.
Anlaşılan o
ki, düşen heyecanla birlikte ilgi azalınca FIA ve Formula yönetimi yani
Max Mosley ile araba yarıştırarak dünyanın parasını götüren Bernie
Ecclestone, oturup çareler bulmuşlar. Çekiş kontrolü kaldırdılar, artık
kaygan zeminlerde uzaktan pilota yardım eden, motoru kontrol eden
tekno'lar devre dışı yani uzaktan kumandalı pilli oyuncak arabaların
yarışı gibi olmayacak F-1...
Pilot kullanacak otomobili... O
yüzden gayet açık bir havada, düzgün bir pistte olmasına rağmen Albert
Park'ta bu kadar kaza ve finişi göremeyen oldu. Eskiden olsa Kimi, aynı
yerde 2 kez yoldan çıkmazdı. Gelecek yarışlarda daha da fazlasını
göreceğiz.
Yine de, Formula-1'in Nascar'ı yakalaması her
bakımdan zor... Amerikalılar'ın Nascar ve İndyCar varken F-1'e burun
kıvırması doğal.
Şimdi, gözünüzü kapatın ve bir stadyum düşünün,
mesela Atatürk Olimpiyat Stadyumu'nu ortasına 7-8 futbol sahası sığacak
hale getirin... Atletizm pistini de büyütüp 3 buçuk otomobil sığacak
kadar yapın... 857 metrelik oval bir pist, dünyanın en hızlı yarım
mili... Buyrun Bristol Motor SpeedWay'e hoş geldiniz!
Tribünler 160 bin kişilik, şaka değil 160 bin ve iğne atsan yere düşmez!
43
otomobil deliler gibi dönüp duruyor 500 tur... 10 defa kazalardan
dolayı durdu yarış. Gözünüzü ayıramıyorsunuz. Bir kere seyretmesi acaib
keyifli, çünkü otomobilin her yerinde kameralar var, çarpışmayı dağılan
kameranın son görüntüsü olarak izliyorsunuz. İki tanesi yanyana
neredeyse sürtünerek gidiyor, siz tam ortalarında gibisiniz. Duvara
bindiriyor, havaya uçan tampondan görüyorsunuz. Müthiş!
Sadece birincilik için değil, her sıra için gladyatör gibi
çarpışıyorlar.
Adam
ikinci, lidere yetişmeye çalışıyor ama önce tampon tampona gittiği
38'inciyi geçebilmek zorunda, 38'in yolu açıp ''buyur geç usta yol
senindir'' dediğini sanıyorsanız yanılıyorsunuz, burası Formula değil,
kimse tur bindirene yol ver diye bayrak sallamıyor.
İstanbul trafiği içinde makas atar gibi bir sol bir sağ yapmanız lazım
ama dikkat buyurun otobanda 180 mph ile gidiyorsunuz!
Veledrom
gibi eğimli ve kısa bir pistte sürekli liderlik el değiştiriyor, 2 tur
geriden gelen vatandaş bile uçarak gidiyor ve 43 otomobil sürekli
tampon tampona, bazen lider ile ikinci arasında 10 otomobil oluyor ya
da burun buruna gitseler bile trafiğin içindeler, öyle ''start verildi,
aldım başımı gittim'' yok, sürekli bir kaza ortamı var, lunaparktaki
çarpışan otomobiller gibi...
Bir bakıyorsun ikinci iken 14.
sıraya düşüvermiş 2 turda. Lider, 17 defa değişmiş. Ortalama tur hızı,
ki buna yarışın durduğundaki ağır tempo dahil 89 mhp, en hızlı tur
122... Fakat arada 150-160 hatta kökle 180'ler de var. Ortalama hız 200
kilometre ve bu trafik içinde...
Tıpkı, ''90 dakikada 1 gol
olsun diye bekleyemem Amerikan Futbolu varken'' denilmesi gibi ABD'de
Formula hep renksiz, heyecansız bulur. Amerikan futbolunda beraberliğin
ya da 1-0'ın üstüne yatamazsınız, yok böyle bir şey, düşünsenize aynı
yard'da duruyorsunuz, top çeviriyorsunuz!
Bristol'ün finişi
harikaydı. 6 defa liderliği alan 267 turu en önde geçen Tony Stewart 20
numaralı otomobili ile trafik içinde son 4 turda finişe gidiyor, 2
dakikası kalmış damalı bayrağı görmeye, tarih yazacak Toyota'sıyla,
Atlanta'daki takım arkadaşı Kyle Busch'un ile ''1954'den beri Nascar'da
kazanan ilk yabancı otomobil'' olmasından sonra Joe Gibbs Racing pilotu
Stewart üstüste kazanmış olacak.
Tabii spikerimizin bunlardan
haberi yok neyse Stewart'ı arkasında 29 numara Kevin Harvick
sıkıştırıyor, bu arada Stewart'ın takımından 11 Denny Hamlin sıyrılıp
öne geçti gidiyor, son 3 tura...
Yayın Burton ile Harvick'in tampon arasından sürdüğü için öne geçen
siyah noktayı spikerimiz algılayamıyor...
Toyota'sıyla Hamlin uzaklaşmaya başlarken Harvick, Stewart'a değiyor...
Stewart, spin atıp duvara... Yarış duruyor!
Tekrar
başladığında 2 tur kala, bu sefer bir nevi drag yarışı var... Son tura
aynı takımın Richard Childress Racing'in üç elemanı, Chevrolet'li 7
numara Clint Bowyer ve 29 Kevin Harvick'in hemen arkasında giren 31
Jeff Burton... En arkadaki Burton, tam finişe girilirken fırlayıp
birinci oldu!
Muhteşem bir finişti doğrusu, görünen o ki
Nascar'da bu sezon ilginç geçecek, neden derseniz Joe Gibbs'in
Toyota'ları, Amerikan markaları Chevrolet, Ford, Dodge'u iyicene
sıkıştırmaya başladı. 1954'de sadece Jaguar'ın yapabildiğini onca yıl
sonra başardılar ve Stewart'ın kazası olmasa, yani Chevrolet yoldan
çıkartmasa, belki de Joe Gibbs Racing'ten Hamlin ile Stewart, arka
arkaya finiş görüp duble yapacak, bir ABD tabusu yıkılacaktı.
Bundan sonra kimin kime ve nerede çarpacağını kovalamak da heyecanlı
olacak.
PS: GENEL
VALİ Mİ VAR?
Son
günlerde ortalık toz duman; sevici, şakşakçı, perver kim varsa
''Demokrat''lık kisvesi altında yine sahnede, konuşup, medeniyet dersi
verip duruyorlar... Peki, ben şunu merak ediyorum... Müstemleke olduk
da Olli Rehn de Genel Vali yapıldı başımıza bizim mi haberimiz yok!
Ultraspor-18
Mart 2008
|