Dita von Teese suikastini
tel'in ediyorum!

Dita von Teese'e
yapılan suikastı tel'in ediyorum!
Neredeyse gecenin o saatinde Rus Büyükelçiliği'ne gidip siyah çelenk
bırakacak protesto gösterisi yapacaktım! Hayatım boyunca düşünsem,
Hadise'nin -Türkiye'de modacı kalmamış gibi- Kapalıçarşı'da daha
iyisini bulacağın ucuz dansöz kostümüyle arz-ı endâm ettiği şu
''Örövizyon'' denilen müsamere üzerine yazmak gibi gereksiz ve hatta
tamamıyla yersiz bir hevese kapılacağımı tahmin edemezdim; öncelikle
kendimden, sonra da Küçük Kız Ayça ve Elmaşekerleri'ni hatırlattığım
için sevgili kari ve karielerimden özür diliyorum... Daha sonra gidip
ruhumu yıkayacağım.
(İnteraktif-Not: Beklenen bir ölümün gelişi, herşeye rağmen sarsıcı ve
beklenmediktir. Hayat entresan geçişler yaptırır, yaptırıyor insana.
Sabaha karşı NBA maçında Hidayet Türkoğlu'nu seyredip coşarken birden
yasa bürünebiliyorsunuz. Türkan Saylan'ın hayati işlevleri sona erip bu
dünyayı terketmiş olsa da, manevi işlevleri asla bizi terketmeyecek.
Acımız sonsuz ama bir yandan da Allah kurtardı diye bir tevekkül hâli
vardır ya, kendimi öyle avutuyorum ve bugünün Türkiyesi'nde daha fazla
acı çekmeden, incitilmeden, haksızlığa mâruz kalmadan, ardında herkese
nasip olmayacak kadar güzel bir iz bırakarak aramızdan ayrıldı. Toprağı
bol, mekânı cennet olsun... Bugün iki evladı değil sadece sayısız
manevi evladını öksüz bıraktı. Şimdi onları ve bundan sonra onun anne
sıcaklığına ihtiyaçı olacakları onun sıcaklığını aratmayacak denli
kucaklamak gerekiyor. Tiyatrocuların Sessiz Yürüyüşü'nde alkışlarla
İstiklâl'i arşınlarken bunları düşündüm...)
Aklı 70'lerde ermeye başlayan bizim nesil ve arkamızdan gelen enik'lik
evrelerini 80'lerin hemen başı civarında idrak eden şanssız Türk
Çocukları'nın hayatının ileri evrelerinde de silinmez travmatik izler
bırakmıştır ''Örövizyon'' vak'ası... Halen Timur Selçuk'un ''cıngılı''
çaldığında bu kuşakların garip tepkiler vermesi muhtemeldir. Yaşı
müsait olanlarla kesinlikle ''Timur Selçuk'ın tanıtım müziği ile
gitseydik kesin birinci olurduk o zamanlar'' diye geyik açabilirsiniz.
Bu neslin en büyük kabusu ise tartışmasız, 1978'deki Küçük Kız Ayça ve
Elma Şekerleri'dir... O yaşlarda saçı çekilecek, şaplak atılacak,
üstüne çıkıp tepinilecek akranlar listemin en başında geliyordu. Şimdi
bile tüylerim diken diken oldu. Sonraki yıllarda ne yaptı, hayatını
nasıl idame ettirdi bilemem ama o yıllarda sevimsiz kız çocuğu
tanımlamasının tam karşılığı idi. Halen de öyledir ya neyse. Aynı yılın
unutulmaz şarkısı ise halen arada nakarat kısmını ve müziğini
mırıldandığım İsrail şarkısı ''Ah-Bah-Nee-Bee''dir ki afro saçlı Yizhar
Cohen ile grubu Alphabeta bugün bile keyif verir bana...
Uzun yıllar boyunca Avrupa kompleksi ve düşmanlığının toplumun bütün
hücrelerine nakşolmasına neden olan Örövizyon, Seninle Bir Dakika'dan
itibaren Opera, Petrol gibi dehşetengiz şarkıları, her yıl büyük
umutlarla yapılan elemeleri ve ''Törki nah point''li oylamalarla biten
hayalkırıklıklarıyla milli bir meseleye, hatta milli bir yaraya
dönüşmüştü. Milli damat Johnny Logan'ın memlekette bu kadar möhim bir
şahsiyet olmasının altında da bu arızalı bilinçaltı vardır.
Aklım kemale ermeye başladığı günden beri de Örövizyon'u seyretmem,
Sertap Erener'in birinciliğini bile kitlesel kutlamaya döndükten sonra
öğrenmiş biriyim. Eğer, bu yıl Konumankeni.com'un yayın yönetmenliğini
yapmıyor olsam, yahut da olay bir hadiseye dönüşmemiş olsa hiçbir
şekilde uzak yakın alâkam dahi olmayacaktı. Fakat, doğal olarak yayın
toplantıları ve görüşmelerinde son karar mercii olarak konuya
istem-dışı biçimde hâkim duruma geldim. Yoksa Sevgili yazarımız Anıl
Çırpan, ameliyata girecek olmasına rağmen herşeye yetişiyor olmasa
zaten ben başta magazin külliyatı olmak üzere bazı konulardan tamamen
bi-haberim. Yine de seyredecek değildim.
Patricia Kaas'ı denk getirir Örövizyonu hayatımdan çıkartırdım fakat
Dita von Tesee'ın Almanların pek de parlak olmayan şarkısına şovuyla
eşlik edeceğini duymam bir anda kendimden geçmeme neden oldu. Büyük bir
hevesle beklemeye başladım final gecesini. Bu tarihi sahneyi kaçırmam
mümkün değildi.
Bir dalgınlığa kurban gider kaçırırım diye de Patricia Kaas'tan sonra
seyretmeye devam ettim. Kaas'ın sondaki birkaç saniyelik dans şovu bile
aslında yeterdi. arkasından gelen Kırmızı Urbalı İngiliz askerlerinin
krem rengi versiyonu kostümlerle sahneye çıkan ve Notre-Dame'ın Kamburu
müzikalinin unutulmaz Esmeralda şarkısını taklit eden Bosna-Hersek'e de
çakma Whitney Houston, Celine Dion, Apocalyptica'lara da hep Kaas'ın
yarattığı ruh dinginliği ve Dita von Teese'i seyredebilme hevesi
sayesinde dayanabildim.
Yoksa mümkün değildi, sıra Almanlara geldiğinde başımıza geleceklerden
habersizdim tabii ki... Rus rejisi kadraja girmesin diye elinden geleni
yaptı, grubun bateristi birara şarkı formatında olmayan biçimde
''Dittttaaa vvoonnn Teeseeeee'' diye anons dahi yaptı ama nafile,
Ruslar mecburiyetten 1-2 saniye gösterdi ve o kadar, güzelim şov berbat
oldu!
Neredeyse gecenin o saatinde Rus Büyükelçiliği'ne gidip siyah çelenk
bırakacak protesto gösterisi yapacaktım!
Zaten bu Örövizyon'un puanlama sistemi ve oyların verilişine tarihi bir
kinim var; Patricia Kaas'ın hakkı bu kadar yenildikten sonra bir daha
kimse bana seyrettiremez bu müsamereyi... Sırf, sondaki dansı için bile
12 puan verilirdi.
Hadise'ye gelince Türkiye'de modacı, ''Terzi'' kalmadı mı; Yıldırım
Mayruk yok mu; Yamak Barbaros Şansal yok mu, hadi çok abiye buldun
uluslararası bir imza arıyorsun hava olsun diye Rıfat Özbek, Hüseyin
Çağlayan, Dice Kayek yok mu?! Neydi o kostümden fırtlayan göbeği...
Kapalıçarşıya gitsen daha iyisini bulursun bir de abukluğun zirvesi,
''Modern Çağın Dansöz Kıyafeti'' gibi isim verilmesi... Peki,
Türkiye'de modern-dans koreografı yok mu? Git, Romalı Perihan'dan
olmadı Tanyeli'den bir iki figür göstersin öyle çık... Neydi o
kollarını açıp yaptığı düğünde gönülsüz piste çıkmış erkek hareketi
gibi garip hareket... Şov mu istiyorsun sen çakma Beyonce figürleri yap
davet et Tanyeli de göbek nasıl atılırmış göstersin sahnede, seyrine
doyulmasın... Neyse, sıkıldım bu Örövizyondan, seyretmem ben bunu bir
daha!
18 Mayıs
|