Uyarı:
Okuyacaklarınız, bünyenize zarar verebilir. Doğacak hasardan yazarı
asla ve asla sorumlu değildir.
Yeşilsahadan
başlayıp İzmit İsmet Paşa Stadyumu'na, ardından Pekin'in Kuşyuvası'na
götüreceğim sizi... Gösteri programında memleketimin spor medyasının
meseleleri; uyuyan TRT spikeri; futbolcunun koluna bacağına yapışıp
yalvaran, tek laf alamamasına rağmen, bunu özel haber diye gösteren
televizyoncular; komplo teorileri ve Türkiye'nin en büyük medya
çorbacısı var. Buyrun, başlıyoruz!
Ay Yıldızlılar'ın Şili ile
yaptığı hazırlık maçını dinleyemedim, dinlemeye tahammül
edemedim! Pekin'de basket, voleybolla başlayınca durmayıp
pin-pon
ve sekronize yüzmeyi dahi yorumlayacağı endişesi yaratan Ömer
Üründül'ün sesini duyar duymaz dehşete kapılıp ''Yok artık!'' diye
kumandaya plonjon yaptım! Sesi kapattıktan sonra da bir daha televizyon
ayarlarıyla oynamadım!
Dünya Kupası Elemeleri'ndeki Ermenistan
maçı öncesinde Şili, önünde idare-i maslahat eyledik. Maçın sonucundan
daha önemlisi, Güney Amerikalılar'ın arada biçer döver kıvamındaki
oyuna sakat ve yaralı vermememiz oldu.
Terim, Avrupa
Şampiyonası'na götürmeyerek kırdığı, kimilerine göre de hata yaptığı
Halil Altıntop ve Nuri Şahin'i tekrar oynatarak yarım elma ile gönül
aldı. Bu da, takımın geleceği açısından 1-0'lık sonuçtan daha mühim
idi. Sanırım, onlar da kendi paylarına düşen dersleri çıkartmışlardır.
Golde
Nuri'nin pası da Halil'in vuruşu da şıktı. İlk devredeki tek forvetten
çift vurucu güce dönmek sonuç getirdi ama yine de pek zenginlik ihtiva
etmediğini söylemek lazım.
Savunmada verdiğimiz gedikler ve
Volkan'ın yürek hoplatan hatalarına karşın 90 dakikayı gol yemeden
kapatmamız yanıltıcı olmamalı. Erivan'da tatsız bir sürpriz
yaşayabiliriz... Volkan, kalede kesinlikle güven vermiyor. Hani kaleci
savunmanın hatalarını kapatır ya, bizim savunma Volkan'ı ölümcül
hatalarını kapatmakta zorlanıyor. Serdar Kulbilge'ye bir şans vermek
gerekiyor(du) bence...
Neyse, gazozuna maçtı kazandık bitti...
Komplo
Teorisi: Pekin'de sürekli Jamaikalı atletlere geçilen ABD, burnundan
soluyor; yakında bir bahane ile savaş ilan edip demokrasi getireceğiz
diye işgale kalkışabilirler!..
Hınç'Al Ulu Uç, ''Elvan'a Devşirme diyen kafataşçı faşisttir'' buyurmuş.
Yazık!
Tarih bilmiyor desem, bilir...
-Herhalde-
Enderûn-u Humâyûn nedir duymamış mı desem, duymuştur!
-Herhalde-
Acemi Oğlanları tanımaz mı desem, tanır...
Ünlü
basketçi (!) Bayo Sokoloviç, onun köylüsü muazzam ciritçi (!) Lala
yahut eskrimci (!) Roxelanne Anastasiya Lisowska ile ''Siyah Tavşanım''
Elvan Abeylegesse arasındaki kader akrabalığını ve tarihsel bağı yerli
bir dizi malzemesi yapıp anlatmak daha kolay olabilir ama...
Devşirme
ile Lejyoner arasındaki farkı anlatmak hayli güçtür... Kendimi repeat
etmeyi sevmem. Bakınız: Arşiv... Bakınız: Sözlükler... Bakınız:
Ansiklopediler...
Kavram kargaşasının ve zihin bulanıklığının
büyük çorba malzemesi olduğu hafızası zayıf memleketimin en büyük
çorbacılardan biridir kendileri, karıştırıp karıştırıp şan-şöhret-para
imâl ederler, millete de afiyetle yedirirler...
Neyse, TRT'nin yayınına bağlanalım...
Ussein
Bolt'un 200'de de dünya rekorunu parçaladığı yarışta finişe 3. sırada
giren ABD'li Wallace Spearmon seviniyor, bayrağıyla tur atıyor, hatta
gelip Bolt'u kucaklayıp havaya kaldıracak kadar coşmuş... Derken
ekranda bir yazı beliriyor ''Line 9 Wallace Spearmon DQ'' diye,
kameralar onun üstünde ve aynı anda tribünün kenarındaki birileri ona
bir şeyler söylüyor, önce suratı düşüyor, stadyumdaki dev ekrana
bakıyor ve omuzundaki bayrağı çıkartıp kızgın bir ifadeyle gidiyor...
Süper
(!) yayın yapan TRT spikeri Pekin Olimpiyat Parkı'ndaki Kuşyuvası'nda
ama olayın farkında değil! Bu arada yarışın bir ânı, özellikle 2-3 defa
slow-motion gösteriliyor, hatta donduruluyor. Spikerimiz de reaksiyon
yok. Derken ekrana resmi sonuçlar bindiriliyor. Spiker, Bolt birinci,
ikinci diyor ama üçüncüyü söyleyemiyor şaşkın ''Galiba bir yanlışlık
var ekranlarıma bindirilen sonuçlarda'' diye kekeliyor... En sonunda
dank ediyor ki, kulvar ihlali yaptığı için yarıştan diskalifiye
edilmiş. İşte, budur yayıncılık!
Enteresan olansa, ABD'nin
itirazı üstüne finişe 2. sırada giren ve gümüş aldım diye sevinen
''tesis zengini'' Hollanda Antilleri'ni sokağa döken Churandy
Martina'nın da kulvar ihlali gerekçesiyle diskalifiye edilmesiydi.
Böylece, yarışı normalde 4. bitiren ABD'li Shawn Crawford gümüş, 5.
tamamlayan vatandaşı Walter Dix bronz aldı.
AURELİO'NUN PAÇASINDAN YAYIN!
Bizde
spor medyası var mı yok mu, spor gazetesi adıyla çıkanlar nedir, ne
değildir; bunun sorumlusu kimdir?! Bu konulara da gireceğiz. Mesela,
''Aurelio, Fenerbahçe'ye geri mi dönüyor'' diye altyazı geçip geçip
sonra da Milli Takım kampı için gelen futbolcuya havaalanında askıntı
olup yalvarıp yakaran muhabirini özel haber diye göstermek ne kadar
televizyonculuktur, ne kadar gazeteciliktir, muhabirini o hale
düşürmeye mecbur etmek nasıl bir anlayıştır. Bunlara da gelecek
yazılarda gireceğiz ama önce altyazı geçmiş olayım!
SHİKATO VE TESİS YETERSİZLİĞİ
Loğusalık
izni bir çok ülkede olduğu gibi bizde de yasal bir haktır. Tıbbi olarak
doğumdan sonraki 6 haftayı kapsayan bu süre içinde kadınların ağır
işlerde çalışmaması, fiziksel ve ruhsal baskı altına girmemesi gerekir.
Bu sadece mesleki bir durum değildir, sağlık açısından da zorunludur.
Mesela,
hamilelik boyunca esneyen karın ve pelvik kaslar 6 hafta sonunda
düzelir, bundan sonra egzersizle güçlendirme yapılabilir.
Hayır, tıbbi danışmanlık hizmetine henüz başlamadım! Spora
bağlayacağım, biraz bekleyiniz.
Pekin'deki,
daha doğrusu bütün olimpiyat oyunlarındaki makus kaderimiz ve klasik
hayalkırıklığımız sonrasında geleneksel tartışma başlar ve neden sporda
başarısız olduğumuz üzerine ciddi ciddi ahkâm kesilir, projeler
üretilir ama... Söylenenler, bana hep Nickelodeon'daki Uruma
Delvi's Shikato'nun
fon
müziğini hatırlatıyor. Bu arada, siz, hâlâ
Nickelodeon'un çocuk kanalı olduğunu sanıyorsanız...
Yeterli
Tesis Yok diye her olimpiyat sonrası Tesis Hamlesi başlatılır ama
2010'a çeyrek kala henüz Dünya Basketbol Şampiyonası'nın oynanacağı
salonlar ortada yoktur. Zaten, kısa bir süre sonra herşey unutulur,
gelecek Olimpiyat'a kadar...
Atlanan ise 3 adım, uzun, yüksek
değil haber hiç değildir; atlanan insan faktörüdür. Mesela, nüfus ve
Milli Gelir düzeyine göre bir madalya sıralaması yapıldığında 2008'e
kadar en başarılı ülkenin Küba olması ıskalanır.
Şimdi, Loğusalığa dönelim...
Anetha
Thurmond, ABD'li diskçi, Pekin'de 10. oldu... 2007'de doğum yapıyor ve
oğlu olduktan 10 gün geçmeden ABD Şampiyonasında yarışıyor.
Düşünebiliyor musunuz?! Tıp kanunlarına aykırı! Bunun tesisle,
olanaklarla alakası yok. Bu insanın içinden gelen bir şey. Tıpkı, geçen
yazıda bahsettiğim Rebecca Romero gibi.
48 yaşındaki, eski Dünya
ve Olimpiyat şampiyonu Belaruslu diskçi Ellina Zvereva'nın Pekin'e
gelip 6. olmasının altında tesis yatmıyor.
4 tarafı denizle
çevrili bir ülkede 10 kilometre açık deniz yüzme yarışında kulaç atacak
bir kadınımız yoksa ve teK ayağının dizinden aşağısı olmayan Güney
Afrikalı Natalie du Toit yüzüp 16. olabiliyorsa, ki bence altından bile
değerlidir... Ampute bir sporcunun azmedip Olimpiyat barajını geçip
Pekin'e gelmesinin tesis ile herhangi bir alakası yoktur.
Sudan'da koşacak kaç tane tartan pist var acaba da, Abubaker Kaki ile
İsmail Ahmed İsmail, 800'de yarıfinale kalabiliyor?!
Son lafı Türkçe söylersem, belki etkili olmaz, İngilizcesini
kullanayım: Think Again!
Ultraspor-23
Ağustos 2008
|