Maç bittikten sonra ''Kazansak
da kaybetsek de aynı şeyi yazacaktım'' demenin bir hükmü yoktur ama
gerçek bu. Anafikir olarak aynı şeyi yazacaktım... Dolayısıyla, ''12
Dev''ciğimizin
Ankara'daki son Arjantin provasına dair en sonda söyleyeceğimi en
baştan beyan edeyim. Fikrim zikrim değişmez: Sonuçta Kanada ne ise o
kadarız. Maç başlarken de böyle düşünüyordum. Nedenini yazacağım... Çünkü Ankara'nın Piknik'inde
Arjantin içilen günlerin, Remzi Dilli'nin efsane
smaçının, Ertan Yüce'nin sesinin üzerinden çok geçti, ruhumuz obezleşti.
Hafızalarınızdan
2001 Avrupa ikinciliğini siliniz, bir an için hiç olmadığını
farzediniz. Geride ne var?
Hiçlik...
Onun ilerisinde ne var... 2002 Indianapolis'e gitmek ve 2006
Japonya'da Dünya'nın 6. Hârikası olmak mı?.. Hayır, onları da silin
atın... Çünkü 2001'deki ikincilik olmasa zircirleme reaksiyonla bunlar
olmayacaktı. Yoklardı.
Hani biraz, Atilla İlhan'ın -toprağı bol olsun- ölümsüz
mısrası gibi: ''Ne kadınlar sevdim ki zaten yoktular''...
Dolayısıyla, bu Dünya Şampiyonası'nı da muhtemelen sürekli talip olup
hüsrana uğradığımız Olimpiyatlar gibi alamayacaktık. En son Polonya
Avrupa Şampiyonası'ndaki ''başarımızı'' da düşünürsek, başka bir
ülkedeki 2010 Dünya Şampiyonası'na da gidememiş olacaktık. Yani
evimizden Ertan Yüce'nin sesiyle özenerek, hayranlıkla seyrettiğimiz
efsanevi Yugoslavya, SSCB, ABD maçları gibi unutulmazlarımız arasına
girecekti 2010 da...
Bizim gençliğimizin 80'lerin idolleri Efe, Erman, Kara Mehmet, Necati,
Melih, Aytek, Doğan... Büyük kahramanlardı, onlara özenirdik. Belki de
hiçbir kuşak, bu kadar idolleştirmemiştir. Bugün ne Hido, ne Memo ne de
Ersan; bir Efe-Erman mertebesindedir. İbrahim bile kendinden
sonraki kuşaklar için öyle olamamıştır.
Başarılarımız... Challange turnuvaları, Balkan Şampiyonalarıydı.
Ömer Saybir'in kaçırıp Remzi Dilli'nin arkadan gelip attığı smaç
jenerikti, yıllarca coşkuyla onu anlattık, her TRT'nin jeneriğinin
döndüğünde müthiş hareket olarak seyrettik.
Fransa'ya gittiği ilk yıldı sanırım sevgili Erman Ağabey'e sormuştum,
hepiniz çok büyük oyuncuydunuz ama hiç Avrupa'da başarı elde edemedik
neden diye...
Çok basit ve realist bir cevabı vardı: Vizyonumuz yoktu, öyle bir
fikrimiz, tahayyülümüz yoktu.
Milli Takım öyleydi de kulüp takımları farklı mıydı. Bulgar'ı, Çek'i
gelir yener giderdi. Hele Bob Morse'lu Meneghin'li
Mobilgirgi -sonra Turisanda- Varese gibi ulvi bir takım
gelirse seyrine doyulmazdı.
Bizim idollerimiz yereldi... NBA gibi Dış Uzay'daki bir galaksiye
gitmek hayal bile edilemezdi.
Bugün ise açlıkla büyüyenler ziyafet sofrasında kuş sütü neden yok diye
nobranlık ediyoruz.
Fakat bunun sebebi de tam da Erman Kunter'in söylediğiyle alakalı;
vizyonumuz değişti, yıllardır 2010'da Dünya Şampiyonu olacağız diye
beklentimiz yükseldi, ruh obezi olduk.
12 Dev diye isim koyduk lunaparklardaki dev aynalarındaki aksimize
inandık.
Godot gibi gümüşten sonraki altını bekliyoruz.
Oysa gerçek öyle değil. Kanada kadarız...
Biliyorum, Kanada'ya 30 attık, iki tane NBA starımız var, bir de Shaq'ı
bile kesecek Semih'imiz, ben ne diyorum, basket mi bilmiyorum,
İrlandalı mıyım?!
Hayır, mutlu olmaya çalışıyorum. Birincisi, kendini dev aynasında
görmezsen alacağın her sonuçtan mutlu olur, elindekinin kıymetini
bilirsin.
Nedir... Arjantin, Kanada maçı... Kanada oynadı, oynadı, oynadı, son 5
dakika Tango'ya ayak uyduramadı. Arjantin kazandı.
Büyük takım ile küçük takım arasındaki fark illa ki 30 sayı değildir.
Maçın sonunu oynamasını bilmektir bazen.
Bazen iyi takım, sıradan takım karşısında 3-5 dakika sıkar iş biter.
Bir vites yükseltir olur biter.
Kanada'nın kaybedişi ile senin kaybedişin arasında bir hücum, bir
teknik faullük fark var. Eğer onlar olmasa Hido'nun 5 saniyede
sokamadığı topa da kalmayacaktı iş.
Şimdi diyebilirsin ki Ersan yoktu, Emmanuel Ginobili'nin hatırı kalmaz
mı o vakit? Bak, bu Arjantin bir de extrem guardı olmayan bir Arjantin.
Buna karşı en kritik yerde topu Semih Erden'in elinde
patlatıyorsun.
Eğer kaybetmeye alışırsan, bir yerde bir şekilde herhangi bir hatayla
kaybedersin. Top Semih'te patlar, Hido oyuna sokamaz, adam dipten topu
sokar aaa kuş geçti diye topa bakar basketi yersin bunlar teferruattır.
Eskiden futbolda biz oynardık, Avrupa takımları kazanır, biz de hep
şerefli mağlubiyetler, tarihi beraberlikler alırdık. Arada Kuusysi
Lahti gibi bir takımı elesek tura çıkardık...
Dolayısıyla, ben 2010'u Kanadalı gibi seyredeceğim, gruptan çıkarsak
sevineceğim, çeyrek finali takdir edeceğim. Gerisi Amin!
Aslında, basketbol kültürün ve seyircin de, Milli maçta tribünleri
dolduran kadar değildir, Arjantin gibi bir takımı sırf basketbol
seyretmek için gelen insanın kadardır. Yani boş tribünlerdir senin
basketbol kültürün.
Fakr-u zaruret içindeki Spor Sergi günleriyle kıyaslarsan ruhun obez
olmuş ama kültür erezyonu yaşıyorsun.
Dolayısıyla, bırakın Dev Adam'lığı adam gibi oynasınlar isterlerse
yenilsinler, biz gurur duyar, belki yıllar sonra Efe-Erman'ın yanlarına
isimlerini yazarız.
Bir de 2010 Dünya Şampiyonası'nı Ertan Yüce anlatsaydı, tadından
yenmezdi.
|