13 Cuma uğursuzdur
derler... Kadim dünyaya dek inen Pagan kültürlere dayanan bir inanç
silsilesi, hele ki 2012 gibi karmaşık beklentilerin olduğu, Altın
Çağ'ın girişi mi, Dünya'nın Sonu mu olacağı yoksa NASA'nın
2012 Kehaneti'nin işaret ettiği
gibi Dijital Kıyamet mi yaşanacağı üzerine her gün yeni bir senaryonun
yazıldığı kaotik bir yılın ilk 13 Cuma'sının hemen 13 Ocak'ta olması
hani ancak Hollywood senaryolarında olabilecek bir şeydi.
Herhalde bu senaryoya bir de iki kule
devrilecek, iki uç simge silinecek gibisinden bir ''kehanet''
ekleseniz... Bu senaryoyu da Ortadoğu da yerde diye başlatsanız... Ucuz
ama çok da gişe yapabilecek bir film çıkar ortaya. Oysa Türkiye
bunu yaşıyor, hem de en acar senaristin bile sulandırmak için
katamayacağı kurgu yan unsurları da ihtiva edecek şekilde.
Bir ülke düşünün hep hoşgörüden bahsedilirken, hoşgörü köprülerinden,
empatiden dem vurulurken, yapılan anketlerde Rum, Ermeni, Yahudi komşu
istemem diyenlerin popülasyonu giderek artıyor.
Diğer yanda kanla savaşla kurulmuş bu ülkenin, yine kanla
savaşla kurulan kendisinden bir parça sayılan ''Yavru Vatanı''nda
bambaşka rüzgârlar estiriliyor; EOKA katliamları, Kanlı Noeller
unutulmuş, AB'ye girmek için Rum Bayrağı altına girilmesini savunanlar
çıkıyor, o ülkeyi kurmak için kendisini ateşe atmış, çatışmış, sonra da
yıllarca masa başında yaşam hakkını savunmuş lider, kahraman neredeyse
suçlu ilan edilmiş, çözümsüzlüğün mimarı diye gösterilmiş, fikirleri,
değerleri bir kenara itilmeye çalışılıyor...
Güney'de Rum milliyetçiliği tekrar yükselir, Kuzey'den dostluk
konserine gelenlerin kafasında sandalyeler kırılırken; Kuzey'de aman
dağa işlenmiş dev bayrağı silelim, Güney komşularımızla aramıza kin,
düşmanlık tohumu ekiyor; aman Anavatanımızın kurucusunun Ulu Önder'inin
heykelini dikmeyelim tahrik unsurudur diyenler, karşı duranlar hatta
kendilerini kurtarmaya gelen ve yıllarca güvence olarak yanlarında
kalan Anavatanın ordusuna işgalci deme cürretinde olanlar çıkıyor...
Oysa Kayıp
Otobüs'ün yolcularının ruhu rahatlarken Güney'deki bir Rum'un Panikos
Neokleus'un kaleminden EOKA çetelerinin
katliamlarının bilinmeyen izleri neşrediliyor.
Yani bir yanda Rum komşu istemem denilirken... Diğer yanda geçmişte
kendisini kesmiş Rumlar'a çıkar uğruna yanaşılıyor...
Ne garip bir senaryo değil mi?
Hadi senaryoya öyle enteresan uç bir karakter de ekleyelim ki... Biraz daha ''sulandıralım''...
Rum komşu istemeyen ve tarihine baktığında en kanlı, en kritik bölümü
Rumlara karşı verilen bir Kurtuluş savaşıyla kurulmuş bu ülkede adıyla
sanıyla Rum olan ve aslında bir grubun, bir camianın, bir topluluğun
kahramanı olmasına rağmen, karşıtları tarafından da çok sevilen, çok
saygı duyulan, üstüne de üstlük Milli olan bir karakter...
Bu kadarını beyaz perdede görseniz, bırakınız beyaz perdede görmeyi
hani dizi senaryosu diye anlatılsa saçmalık dersiniz.
Fakat dahası var... Rumlara karşı verdiği mücadele ile bir ülke kurarak
o ülkenin lideri kahramanı olan fakat sonra Rumlara, bir zamanlar ana
vatanı işgal eden Avrupalılara yaranmak için kenara itilmek istenen
Mukavemet Teşkilatı Kahramanı ile adıyla sanıyla Rum oğlu Rum olan
Milli Kahraman'ın kaderleri kesişsin...
Rum olan Milli Kahraman, hastalanınca ben vatanımda, kendi toprağımda
ölmek istiyorum diye Komşu'dan gerçek evine dönsün... Son günlerinde
kendisini vareden topluluğun, camianın başına gelenlere kahrolsun...
Hemen herkesin gözlerini yaşartan son mektubunu hapishanedeki başkana
yazsın...
Rumlara karşı direnişi örgütleyen ama yıllar sonra
masada kenara itilmeye çalışılan Kahraman ise, son günlerinde
haklılığının tekrar anlaşıldığını, çözümsüzlük denilen duruşuna tekrar
geri dönüldüğünü dahası, kendisinin Cumhuriyeti ilan ettiği gece
üzüntüden ağladığını söyleyen ve Kuzey'de estirilen o Güney rüzgarların
üfürmesiyle Cumhurbaşkanlığına oturan adamın oradan halk
tarafından süpürüldüğünü görmüş olsun...
Aynı güne gelelim... Rum olan Milli kahraman kendi camiasının temize
çıktığını görmek için yaşamak isterken, hayatta kalmaya direnirken;
Rumlara karşı direnişin simgesi olan Kahraman, hastalığa karşı
direncini kaybetsin eşine ''Camiye gidip dua edin, daha fazla acı
çekmeyeyim'' desin...
Ve dramatik son...
Önce Rum olan Milli Kahraman'ın son nefesini verdiği haberi gelsin onun
takımdaşı, ezeli karşıtı, Rum komşu isteyeni, istemeyeni herkes
üzülsün...
Daha onun üzüntüsü yaşanır gözyaşları silinirken bu sefer Rumlara karşı
direnen Kahraman'ın son nefesini verdiği haberi gelsin...
Onu sevmeyen, desteklemeyenler dahi onun hayatını
adadığı mücadelesine saygı duyduğunu söylesin, sevenleri ise üzülürken
onun çektiği hastalık acısının dinmesine sevinsin.
Evet... 13 Cuma gecesi uğursuzdur ama aynı gece son nefeslerini veren
bu iki Kahraman'ın hayatlarından duruşlarından belki dersler de
çıkartabiliriz.
Rauf Denktaş ve Lefter Küçükandonyadis, bu toprağın iki has ve yerleri
asla ve asla dolmayacak iki evlâdı, iki büyük kulesi, iki büyük simgesi
idi...
Denktaş, şimdi hayattayken kaybettiği 3 evladı ile şehitlere, silah
arkadaşlarına kavuştu...
Lefter, Taçsız Kral Metin Oktay'ın Baba Hakkı Yeten'in yanına gitti...
Allah ikisine de gani gani rahmet eylesin, ikisinin Ruhları Şâd,
mekanlârı Cennet olsun, biz ikisini de çok sevmiştik!
14 Ocak
2012 Olmayan 14 Ocak 2012
|