Sevgili Serdar Gürel;
Seninle
dostluğumuz benim için her daim özel bir değer taşımıştır, o yüzden
senin Konumankeni.com'da yazıyor olman benim için mühim. ''Derbiye
Dair Korkularım''a karşılık bir Fenerbahçeli
olarak ''Tunç
Özgörener'e Açık Mektup''unu göndermişsin...
Biz,
her zaman olayın ''ebedi dostluk'' kısmında yeraldık özellikle de ortak
sevdâmız olan potalaraltında... Fakat araya futbol topu girdiğinde ve
benim ''Tarafsız Bölgem''den çıktığımızda, kartvizitteki ''Basketbol
Yazarı''ndan ''Kurtadam''a dönüştüğümde...
Öncelikle, bu tür iddialara
girmemek gibi bir huyum varsa da iddianı
rakıdan
dönenin bardağı kırılsın diyerek kabul ediyorum. Bu arada,
saçlarımı ortaya koymamı istememiş olmanı da takdir ettim, adilâne bir
davranış gerçi daha önce girdiğim bir iddia sonucu sıfır numara
gezmişliğim vardır ama... Orada, ''UEFA Kupası'nı alalım saçları
kestirmezsem ne olayım'' durumu vardı.
Gelelim, ''Tunç
Özgörener'e Açık Mektup'' yazının sonundaki
notuna...
Takdir edersin ki, ''Kokainci
Daum'' lafı bana ait değil, Almanların Herr Daum'a
''Dünya'nın 1 Numaralı Yalancısı'' Ödülünü takdir etmelerinin nedeni
bu. Kerem Gönlüm olayına
da gireceğim ama...
Hatırlarsan,
kokain skandalı patladığında Daum bunun kendisine yönelik bir komplo
olduğunu söylemişti. Böyle söylemesi her suçlunun genelde yaptığı gibi
normaldi ama o bunu Almanya'yı karıştıracak bir senaryo ile süsledi,
Bayern Münih'i Franz Beckenbauer'ı, Klinsmann'ı suçladı, Alman Milli
Takımı'nın başına geçmesi komplolarla engellenen
mağduru oynadı ve çoğu insanı da inandırdı, sonra Türkiye'ye sığındı.
Burada da oyuna devam etti, ta ki köşeye tamamen sıkışıp mahkemenin saç
analizine girmek zorunda kalana dek...
O vakit herşeyi itiraf
etti, anlaşma yoluna gitti. Bu sefer de ''Hatamla Sev Beni''nin
Almancasını söyleyerek pişman adamı oynayarak insanları kandırdı,
Köln'ün başına geçti ve en son Köln'ü de aldatıp Fenerbahçe'ye geldi.
Daum,
tribünlere oynamayı çok iyi bilen bir adam... Dolayısıyla, maksadım
onun üzerinden ahlaki bir mesaj vermek değil, medyanın Daum ile
Rijkaard'a ve Terim'e karşı bakışlarının Arabesk sebebini göstermekti.
Köşebaşında satmadığı sürece kendi bileceği iş, çünkü biliyoruz ki
vakt-i zamanında idolleşen bir sürü NBA starı kokain alırdı, bir sürü
müzisyen alır vs vs vs...
Gelelim, Kerem Gönlüm'e
5 yıl sonra da ''Dopingçi'' diye hitap
edip etmeyeceğimize ya da edip etmeyeceğime... Bu konuda bazı
fikirlerim Başkanınız Aziz Yıldırım'dan bile ileriye gidebilir
açıkcası.
Kaldı ki, bugün Ben Johnson dediğimizde kimse eski
Dünya, Olimpiyat Şampiyonu, Eski Rekortmen gibi ünvânlar kullanmaz.
Bisikletten örnek verilirse Fransa Bisiklet Turu'nu kazandıktan sonra
dopingli çıkanların üzeri çizilir, yok hükmündedirler.
Floyd Landis gibi örneğin...
Diğer yandan herşeye rağmen ''Korsan'' Marco Pantani'nin arkasından
hâlâ yas tutarım, tüm İtalyanlar gibi.
ABD'de sorsan Marion Jones'un 1 penny'lik değeri yoktur.
Çünkü doping kullanmasının ötesinde yıllarca bir melodramla mağduru
oynayıp bütün ülkeyi ve dünyayı aldattığı için değeri yoktur.
O
yüzdendir ki Olimpiyat sonrası ''ABD'nin örnek çocuğu'' Michael Phelps,
uyuşturucu skandalı patlayınca refleksle reddetse de, olayın kesinliği
ortaya çıkınca hemen çookkk pişmanım demiştir. Demese bugün Marion
Jones'la birlikte oturup eski günlerini birbirlerine anlatıyor
olurlardı.
Sonuç olarak İngilizler'e attığı o golü asla affetmesem de, Diego
Armando Maradona'yı severim ama Daumgilleri sevmem.
Kendine iyi bak, derbiden sonra görüşürüz...
24 Ekim 2009
|