Ellerin
zeval görmesin Ersan İlyasova... Totemleri severim, 31 Ağustos,
Basketbol tarihimizde 2.
Zafer Bayramı ilân edilse yeridir.
76-65
Kazandık... Sanıldığından çok daha büyük bir galibiyet. Yine de, ''Dağ
Başını Duman
Almış Yürüyelim Arkadaşlar'' diye marşı söylerken unutmayalım...
Bu daha yolun başı kupaya
gideceksek bu zaferi unutmak ve Lozan görüşmelerine hazırlanmak
gerek... Çünkü hedefe ulaşamazsak, bu galibiyeti sadece biz hatırlar ve
böbürleniriz amatarih başkalarını yazar.
İlk
yarı savunmada hatalar yapsak, hücumda sete setlerde tıkansak, top
kaptırmaya ramak kalsa, birisi yandım top benim elimde patlamasın diye
ortaya atsa da Ersan İlyasova'nın elleri zeval görmesin bizi havada
tuttu. Arada düzgün hücum da ettik, Ömer Onan'ın fırlayıp defansın
arkasına sarkıp asisti alda at diye kale önüne ortaladığı gibi
pozisyonlar da bulduk ve oyundan kopmadık.

Rusya
önünde duvar gibi Zone yapan İkinci 5 burada işe yaramadı. Çin'in
kazanamasa da Yunan maçında itina ile uyguladığı Diamanditis'i uzaktan
tutarak pas trafiğine engel olmak, sinirini bozmak, Diamanditis'in ve
Spanolulis'in ikili oyunlarını kesmek gibi doğru bir tercih yerine, biz
ikisini de ağzının içine girerek tuttuk, bedelini potada gördük, bir
iki pozisyonda da İlahlar yanımızdaydı, gönülleri hoş olmaya devam
etsin diye sunakda kurbân kessek yeridir.
Baby
Shaq Schortsanitis'i Oğuz Savaş'la tutmak yerine Semih Erden'i seçmek
hataydı. Fakat bazen hatalar da yol doğruya çıkabilir. Baby Shaq'in
zaafiyetleri işimize yaradı. İkinci devre ince ve atik
uzunlarımız
karşısında, savunmada fazla dışarı çıkıp takip edince bize koridor
açtı. E-5'e çevirdik. İkili oyunlarda Pick'ip Roll'mamızı ''A havada
kuş var potamıza kondu'' diye seyretti Yunanlılar, smaç manyağına
çevirdik ikinci devrede.
Burada Kerem Tunçeri'yi alkışlamak ve
bir zamanlar ''Yaşlı olduğu için kadroya almadık, 2010'da kendisini
düşünmüyoruz, 2010'a hazırlanıyoruz'' diye zihniyete o attırdığı
basketleri armağan etmek gerek...
Hakeza Ömer Onan için de aynı şeyler geçerli...
Ersan
İlyasova, 6'da 6 üçlük ile mancınık gibiydi, bir pozisyonda Ender
patlayan topu attı, düşerken dengesiz aldı onu da basket yaptı.
Kuşkusuz, bu maçta en sevinmesi gereken Hido... Onun vazifelerini de
Ersan üstlendi...
Hido, sana ihtiyaçımız var ve Armut dediğimizde ortaya çık!..
Coach
Tanjevic, ikinci devre savunmaları değiştirerek ve kendisi ile
özdeşleşen 1-3-1 Zone'u da kullanarak maçı ehven şer yönetti fakat
Ersan'ı fazla kenarda dinlendirdi.
Birara Ersan ile Oğuz'a
para verip bakkala mı gönderdi diye düşündüm. Neyse ki Ersan o kadar
ateşliydi ki, bu maçta unutup ertesi maçta oyuna soksa ritmini
kaybetmeden kaldığı yerden devam edecekti. Yine de her maç 6'da 6
atmaz, her maç Papaz bu kadar basket yemez. Dolayısıyla Hido... Armut!
Maçın
en şaşırtıcı yanı beklenenden daha az gerilimli geçmesi, Yunanlıların
bildik tahriklerini yapmaması, hatta fazlasıyla kolay boyun eğmesiydi.
Biz,
çok daha elektirik yüklü çatışmalı bir ortam bekliyorduk
ama denize kolay döküldüler, neredeyse Ankara'dan kovalamaya
gerek
kalmadan kendileri İzmir'de suya atlayacaklardı.
Acaba?
Acaba... İki Dışişleri Bakanı'nın tribünde oturması, devre arası forma
değiştirmeleri etkili oldu mu ve basketbol oynayın başka oyunlara
girmeyin diye bir uyarı mı aldılar?
Bir de, Yunan takımının başında Yunan Coach olmaması da onların bu
havasını değiştirmiş bence.
Fakat
onların yaratamadığı gerilimli ortamı maçı anlatan şahsiyetler yarattı.
Birara başka maç mı seyrediyorum dedim. Tamam hakem oyunlarından çok
çektik, bir dönemler Pascal Dorizon'un yaptıklarını hiç unutmadık; adam
misket maçı olsa gelip aleyhimize düdük çalardı ama bu hakemler o kadar
değildi. Kaldı ki, onlara es geçtikleri kadar bize de geçtiler, daha
doğrusu sertliğe izin verdiler kasti olmadıkça. Kaldı ki 1-2 bloğumuzda
da vücut diskini ihlâl etti diye faul de verebilirlerdi.
Yani
feryat feverân edecek bir şey yoktu ortada. Bir pozisyonda basket
basket çembere değdi diye ortalığı yangına verdiler, tekrarda öyle
olmadığı görüldü. Çelme taktı çelme taktı diye avazı çıktığı kadar
bağırdı, bizimki kendi kendine takılıp düştü...
Üstelik, ''fevkaledenin fevkinde'' maç anlatmakta olduklarını
sanıyorlar ama... Farkında değiller... (*)
Bir kahvahanede birisi ayağa kalkar, sonra yürüyün arkadaşlar der sonra
millet salonu yakmaya gelir!
(*) İlk
yazışta küçük bir eksiklik olmuş sadece ''fevkinde'' çıkmış...
|