PEK Contemporary İSTANBUL

Geçen yazıda Necmi Zekâ'nın Dirimart'taki son sergisinin açılışındaki
performans'a değinememiştim ama mevsim döndü, havalar çok çok sanatsal
oldu. Bendeniz de, bir modern-sanat fetişisti olarak, ciğerlerimi bu
havayla doldurmaya başladım. 15'i akşamı Contemporary İstanbul'un
açılış kokteyli vardı; 16'sında da Galerist'in yeni sezondaki ilk
sergisinin açılışı mevcut. Derya Demir'in küratörlüğünü yaptığı ''Bir
Cinayet Bir Öpücükle Geçmez'' karma sergisini gezeceğim. Ajandam dolu...
Yalnız, şu sigara yasağı insanı geriyor, özellikle de kokteyl
ortamlarında... Yine de, çözümlerin üretildiğini ve gizli
''happening''ler yapıldığını söylemek de fayda var.
Contemporary yani ''Güncel'' İstanbul, 3 günlük bir fuar, galerileri,
sanatçılarını ve sanat kurumları ile hani sanatseverlerden çok
''müşterileri'' toplu bir ortamda biraraya getiriyor.
Lütfi Kırdar'daki ''fuar''ın açılışına varabildiğimizde ne yazık ki,
Nezaket Ekici'nin Performansı'nın sonuna yetişebildik. Girdiğimizde
davetlilerin oluşturduğu çemberin içerisinde kafasına dökülmüş ve
yerlere saçılmış güllerin içinde dönüyordu, transparan bir Mevlevi
edasında...
Tabii ki, Carolee
Sheneemann'vari bir Performans beklemiyordum
ama...
Ekici'ninki, mânası ''iş''in kendisinden çok bülten
açıklamalarına kalmış bir ''gösteri'' gibi geldi bana. Sanatçının
maksadı bu'dur diye açıklayan ve aşırı mâna yükleyen bir metin-bülten
olmasa, sahnede kafasından aşağı gül boca edilen bir assolistin sessiz
raksı da denilebilir, bir Bollywood filmi sahnesine de benzetilebilir,
hatta hiçbir şeye de benzetilemeye'bilir pekâla...
Fuar'ın geneline gelince; Korelileri merak ediyordum ve toplu halde
görme fırsatını buldum; özellikle de Moon-Kwan Park ve Won-Suk Choi...
Tony Cragg... Tom Wesselmann... MARCK'sın video tabloları işleri,
''Turkish Bath'' güzeldi. ''Güzeldi'' derken çok seyrettiğinizde
sıkışmışlık, daralma, boğulma hissi veriyor ve rahatsız ediyor.
Malum, Batı'da İran sanatına da büyük bir ilgi var ve 23 Ekim'de
Sotheby’s, Londra'da Moder Arap ve İran Sanatı müzayedesi düzenleyecek;
dolayısıyla İranlı Farideh Lashai'yi de görmek istiyordum. Karartılmış
bir odada sergilenen, ''Ağaç Olmak istemiyorum, Anlamı Olmak
İstiyorum''da hat sanatına gönderme yapan bir tuvali projeksiyon
perdesi olarak kullanıp 2 görüntü yansıtılıyor; ''I. Sahne''de Manet'in
ünlü ''Kırda Piknik'' tablosunun 3 figürü var... Hemen ardından
yansıtılan ''II. Sahne''de aynı figürlerin modern İranlı genç
versiyonlarının fotoğrafı... Yalnız, enteresan ve kışkırtıcı olan şu ki
malum Manet'in devrinde sansasyonel olan tablosundaki kadın çıplaktır;
''I. Sahne'' Orijinali, fakat ''II. Sahne''de tablodaki pozu veren genç
kadın, kırmızı işlemeli bir ''Yorgan''la örtünmüş ama başı açık... Azad
Galerisi'nin Tahran'dan geldiğini ve yapanın da İranlı olduğunu
düşündüğünüz zaman göndermeleri, kışkırtıcılığı ve Manet'i kullanmadaki
zekâ oyunu ile müthişti!
Komik olansa, ben içerideyken giren 2 vatandaşın diyaloğu idi:
''Eee şimdi bunu aldın koydun ortamı karartacak mısın?!!''
''...''
Sanata bakış açısı bu olsa gerek...
Markalaşmış Türklere bakınca, pek yeni bir şey yoktu; çoğu kendini
tekrar, hatta bazıları geçen senekinin aynılarıyla veya tıpa-tıplarıyla
arz-ı sanat etmişlerdi. Mesela, Bedri Baykam, 3 boyutlularını, 4 boyuta
taşımış ama pek de tek boyutlu tuvallerinin dışına taşamamıştı. Ömer
Uluç'un halatları da oradaydı... Mesela Balkan Naci İslimyeli, Işık
Lisesi'nin sergi salonunda ''Makas/Psikolaj''ında benzerlerini gördüğüm
gravürlerini asmıştı ama bilemiyorum, ''Makas'' irkiltici ve ''farklı
bir dil''e sahipti, bunlarsa bana turistik gravür posterler vardır ya
onları hatırlattı. Kezban Arca Batıbeki'nin yeni işleri hoşuma gitti.
Yine de, Contemporary İstanbul Türk plastik-sanatçıları ile kimi
''piyasaya'' girmek isteyen yabancıların ''eserleri''ni toplu halde
görmek isteyenler sanatseverler ve öğrenciler için de kuşkusuz 19
Ekim'e kadar iyi bir fırsat.
Megabasket-16 Ekim
2008
|