Bunu yazmak ile yazmamak arasında
çok gidip geldim... Konu netametli,
yanlış anlaşılmaya müsait ve zaten şirâzesinden çoktan çıkartılmış...
Bir fetişe dönüşmüş halde, giderek sömürülüyor, bir reyting canavarı,
tiraj ve hit kazanma vasıtası haline getiriliyor, hatta getirildi
bile... Dolayısıyla, kelimeleri çok ama çok büyük bir titizlikle seçip
itinâ ile kullanmalıyım. Çünkü söylediklerimin ''cinayete'' kurbân
gitmesini istemiyorum. Tabii ki, medya olayın üstüne gitsin, suçluyu
suçluları, kaçak'ı yakalatsın ama cinai haberin altında da penis
büyüten vakum, hap ilanı olmasın!
Vahşice
işlenmiş bir cinayetle karşı karşıyayız. Normal insanlar açısından
burada bir tartışma ya da muallakta kalan bir şey sözkonusu değil.
Otopsi raporu çok daha tüyler ürpertici. Kimse böyle bir sonu
hakketmez. Dolayısıyla, olayın kanlı
kısmını bir kenara bırakalım ve etrafa sıçrayan, aslında hepimize de
bulaşan kandan sıyrılıp bütüne ve üstümüze başımıza bakalım. Yoksa,
Almanya'nın durumuna düşeriz. Çocuğun biri okulu basar, şoka gireriz,
yas tutar, suçluyu internet, vurdulu kırdılı online oyunlar ilan eder,
zaten psikolojik sorunu varmış der, aradan 1 hafta geçtikten sonra
herşeyi unuturuz...
Taa ki bir başka çocuk çıkıp başka bir okulu basana ve başka çocukları
öldürüp intihâr edene dek...
Ve
eminin olun... Olayın toplumsal mânada trajik boyutlarından biri bu...
Eğer, o bu cinayeti işleyip aynı olay sıralamasından sonra intihâr
etmiş olsaydı; bugün intihâr ettiği ortaya çıksa yahut da polis
tarafından bir yerde köşeye sıkıştırıldığında intihâr etse(ydi)... Bir
bilemediniz iki hafta sonra unutulmuştu olay. Aynı şey yakalansa da
değişmeyecek. Tıpkı Mardin vak'ası gibi... Tıpkı, 10 yıl önceki ''Satanist Cinayet'' gibi...
Eminim
ki... Eğer Satanistlik iddiası ortaya atılmasaydı, 10 yıl önce
en
az bunun kadar vahşice, hunharca, sadistçe bir cinayete kurbân giden
kızcağızı çoğumuz unutmuştuk, ailesi hariç... Halbuki, günler boyu,
sayfa sayfa yazılmış, tefrika edilmişti...
Bir nevii yeni bir ''Kumkapı Cinayeti''
vak'ası ile de karşı karşıyayız medya tarafına baktığınızda. Her gün
yeni bir tefrika çıkıyor. MSN kayıtları, günlükleri... Bunlara nasıl
ulaşılıyor diye sormayacağım. Bunların yayınlanmasına karşıyım
açıkçası; o yüzden, sitenin de genel
yayın anlayışı, politikası da çerçevesinde ekipten bunları
görmememizi istedim. Benim şerhime
rağmen,
-yayın toplantısında üzerinde
tartıştıktan
sonra- istisnai bir haber verdik, o da babasının yaptığı bir
açıklamaydı.
Aslında, ben olayın cinai kısmı ile ilgilenmiyorum, orada bir tartışma
yok.
Medya
yüzü ve sosyal yanı ilgilendiriyor. Çünkü son
günlere şöyle bir bakarsanız birçok cinayetle karşı
karşıyayız. Geçenlerde Ankara'da sadece para,
kredi kartı borçu için cinayete kurbân giden travestinin resimlerini
hit alabilmek uğruna foto-galeri yapabilen ve tabii ki o foto-galeriye
girip bakabilen zihniyet beni ilgilendiriyor.
Şimdi, durup bir düşünmek gerekiyor... Hangisini eleştireceğiz?
O galeriyi hit almak için hazırlayan zihniyeti mi, ona tıklayanları mı,
yumurta mı tavuktan tavuk mu yumurtadan...
Eğer
binlerce kişi tıklamayacak olsa koskoca medyanın Amiral Gemisi o
galeriden medet umar mı? Yahut da o galeriyi görüp de insanlar rahatsız
olsa ve bir daha oraya girmese böyle bir galeri yapılabilir mi? Ahlak
ve etik üzerine konuşurken acaba ne kadar o konuştuklarımıza uygun
davranıyoruz...
Tabii ki, medya olayın üstüne gitsin,
suçluları yakalatsın ama -koskoca medya devinin internet sitesinde-
cinai haberin altına da penis büyüten vakum,
hap ilanı alınmasın...
Burada kalkıp da medya eleştirisi
yapmıyorum yahut da ahlâkçılık gösterisi... Öyle tırnak içinde Ahlakçı
değilim. Çünkü olayın iki yüzlü olduğuna inanıyorum ve sorun da bu iki
yüzlülükte. Mesela, günlerce aynı programda televizyona çıkan bir
kadın, kayıp çocuğu için ağıtlar yakıyor, bulunması için yalvarıyor,
anayım ben ölmedi, bulunacak diyor ve sonra ortaya çıkıyor ki... Gizli
âşığı ile birlikte çocuğu o öldürmüş, sunucu kadınımız gerçeği duyunca
ayılıyor bayılıyor ve asıl ''haber'' olan cinayet değil, cinayet
figüran, başrolde o sunucu kadının şok şok şok oluşu... Onu seyrediyor
insanlar günlerce ama kimse şunu düşünmüyor ya da dehşetle titremiyor,
normal sıradan bir kadın, mahallenizdeki kadın, bunları çok
doğal
yapabiliyor. İnsanlar bu hâle nasıl geldi. Bunu ne yapacağız, hangi
Ahlaki dejenerasyon sınıfına koyacağız, neye göre tanımlayacağız...
Dönelim,
başka bir tarafa bakalım; Facebook'ta ''zanlıyı'' destekleyenler grup
kurmuş... Bu medyada haber olur olmaz başkaları da yani özün de
''katilin'' bulunmasını isteyenler de oraya girmiş ve destekleyenlere
karşı tepki göstermeye başlamış... Tamam, yani burada destekleyenler
''Gayr-i Ahlaki'' bir iş yapıyor, ''katil'' bulunsun diyenler
''Ahlaki''...
Grubun tartışma panosuna
baktığınızda dehşetengiz bir durum var. İki taraf birbirlerine
küfür, kafir girişmiş; işlenen cinayete bile rahmet okutacak denli
karşılıklı tehditler var. Bıraksanız toplu katliam çıkacak. İki taraf
da kadını erkeği ile vahşice öldürmeye, tecavüz etmeye hazır!
Bu arada grubun yan tarafındaki ilanlardan biri cinsel güç arttırıcı...
Facebook o reklamı oraya koyuyor...
Hani eskiler der ya ''Ahlâk sükût etti''...
Başka bir yönden bakalım...
Birisinin çocuğu otomobiliyle birine çarpar ve
kaçar, olay örtbas edilir yahut çocuk bir süreliğine yurtdışına
kaçırılır, hatta yerine suçu başkası üstlenir. Bunlar kaç
defa görmüş duymuşsunuzdur ya da anlatılmıştır; bunları yaşamadık mı
mesela...
Şimdi,
iki genç var diyelim 17 yaşında... Program yapıyorlar gece gezmesi
için... Hesap geldiği zaman neredeyse adambaşı 1 asgari ücret
bırakılan hangi lüks gece kulübüne gitsinler, mekân
beğenmiyorlar
artık; sushi yesinler mi yemesinler mi... Biri sushi seviyor, diğeri
yemekten sıkılmış artık veya sevmiyor da o bakımdan; tabii
buralara öyle sıradan kıyafetlerle de gidilmez marka olmak gerek...
Bilmem ne marka çantalar, bilmem ne marka ayakkabılar hediye alınıyor,
veriliyor... Normal mi bunlar, lükse tapınma, lüksü elde etme isteği,
lüks içinde olayım da hevesi...
Paraya karşı itaatkârlık...
Mesela
17 yaşında otomobilini kullanabiliyor, halbuki
otomobil kullanma ehliyetine sahip olmaması gerek... Tıpkı, o lüks gece
kulüplerine girme ehliyetine ve serbestisine sahip olmaması gerektiği
gibi...
Gençler,
gezecekler hakları değil mi? Hayır, bu
söylediğim aşırı Ahlakçılık, gericilik, tutuculuk filan değil sadece
normlardan bahsediyorum. Normların dejenerasyonundan... Eğer
normlarınızın dejenerasyonuna, erezyonuna karşı duramazsanız başkaları
kayan toprağın yerini başka değerleri taşıyarak doldurur ve sonunda
onların istediği gibi yaşamaya mahkûm kalırsınız.
Think Again...
13 Haziran
|