Gömlek
değiştirir gibi değiştirdim, one-night-stand'ler bile oldu.
Abartmıyorum haşin ve gaddar bir erkeğim. Kabul ediyorum, pek çok
yönden tuhaf bir adam olarak kabul edilebilirim; garip davranışlarım ve
takıntılarım, alışkanlıklarım vardır... Dolayısıyla ilk kez görenlere
tamamen acaib gelebilirim. Üstelik Harbiye, Pangaltı, Osmanbey,
Nişantaşı civarı ne kadar telefoncu varsa benim sapık veya deli olduğum
konusunda bugünlerde konsensus içindedir. Yani ben elimde olmadan ve
kendimce doğalım ama öyle bir şey yapıyorum ki karşımdaki insan bir
tuhaflık abidesine bakıyor. Ayrıca uyum sorunlarım ve anti-sosyalliğim
de var. Fakat mevzu ben değilim, memleketin geldiği hâlin küçük bir
aynadan yansıyan görüntüsü...
Yalnız tuhaflığı
anlatabilmem için önce evveliyatını sergilemem gerek... 64K'lık tarihi
bilgisayarını halen saklayan, Türkiye sınırları içersine ODTÜ üzerinde
Gopher olarak girdiğinden beri interneti kullanan, 1998'den beri de iş
edinen biri olmama rağmen teknomanyak değilimdir. Uzun zamân
dergi-gazete yazılarımı, şiirlerimi ''Kırmızı Valentine''da yazdım;
kendisi Ettore Sottsass ve Perry King tasarımı 1969 yapımı Olivetti
marka bir daktilodur ki New York Modern Sanat Müzesi koleksiyonundadır.
Kırmızı
Valentine'ın hem tarih, hem de benim kişisel tarihim açısından önemi
vardır; tasarım açısından bir zirvedir ve sonu ifade eder, daktilolar
tarihinin son şahaseridir.
Ben, dedemden kalma bir daktiloyla
büyüdüm, yazmaya başladım, sonra bir gün artık tarih olan rahmetli
Mehmet Fuat'ın Adam Sanat'ının kapağında onu gördüm, o sayı da Adam
Sanat'lar da durur halen; gördüğüm anda da âşık oldum, o vakitler
bugünkü gibi değil yabancı mal yok, dışarı zırt pırt bayram tatiline
çıkamıyor 72 milyon, gidip gelenlerden öyle sipariş edilecek bir şey
değil, yıllarca hasretini çektim. Zaten pek de bulunur bir şey değil ve
pahalı. Sonra bir gün o vakitlerde açılması büyük bir olay olan
grosmarkete gittik, uzaktan onu gördüğümde attığım çığlık ve koşarak
sarılışım karşısında etraftakilerin deli olduğuma karar vermesi fazla
sürmedi!
Dünyanın parası karşılığında sahip oldum, halen
değerlim'dir. Elimin altındaki dizüstü aldığımda ultraydı, halen de 3
yaşında olmasına rağmen piyasadaki bir sürü modelden ileridir ama
Kırmızı Valentine karşısında...
Başka takıntılarım da vardır;
mesela Microsoft, Windows95'e desteği kapatana dek kullandım, çünkü en
sağlam ve güvenilir versiyon oydu, halen de odur aslında. Şunu da
anlamam insanlar neden illa ki en yeniye sahip olacağım sevdası ve
açlığıyla deneme sürümlerini hemen bilgisayarına yükler, sonra da
bilgisayarı çökünce ağlar. En yeniye sahip olacağım diye kobay
olduğunun farkına varmaz.
Bütün bu teknolojiler arasında hiç uyuşamadığım asla sevemediğim ve hiç
istemediğim cep telefonudur.
Vakt-i
zamânında ilk geldiklerinde Hürriyet bunları satıyordu ve kuyruk vardı.
Ben de, Gösteri'nin editör yardımcısıyım, mühim bir pozisyon ama dergi
de zaten editörü, yardımcısı ve makintoşcusundan ibaret!
Kurum
içine de veriyorlar, almayan tek benim, bütün zorlamalara rağmen
almadım ama mühim şahsiyetim ya arayanım çok, hani araya sokup da
almalarını sağlar mıyım, indirim sağlar mıyım, kontenjanım var mı...
Hatta
birini hiç unutmam çocukluğumuz eski Maçka Tenis'te birlikte geçmiş bir
kız arkadaşım, hali vakti de hayli yerinde, ortaokul dönemlerinden beri
görüşmemişiz, telefon açtı, en işveli, en flörtöz sesiyle yalvarıyor,
her şeye razı telefonu alsın da...
1 tane kontenjanım var ya alıp ona vereceğim!
Ne
mi oldu, hiç ilgilenmedim, bir daha aramadı, başkasını bulup almış
mıdır bilmem, yıllar sonra bir yerde karşılaşıp soğuk birer selam
verdik. Aptal mıyım, sanmam...
Sonra sonra artık almak zorunda
kaldım, takoz gibi bir kırmızı Alcatel'di ki uzun yıllar bana dayandı,
düştü, duvara fırlatıldı, nice yeni yeni yeni modeller çıktı düzeyli
birlikteliğimiz sürdü. Sonra artık bir gün pili tükendi ve piyasada
pili olmadığı için zorunlu olarak boşandık. Şunun şurasında 3-4 buçuk
sene öncesidir. O günden sonra kaç tane değiştirdim hatırlamak mümkün
değil! Gömlek değiştirir gibi sevgili pardon cep değiştirdim, hatta
one-night-stand'ler bile oldu.
Abartmıyorum, ben haşin ve gaddar
bir erkeğim, çıtkırıldım şeyler bana gelmez düşürür kırarım... Yahut
sabah alarmı kurmuşumdur zırlar uykudan ayılma evresinde susturmak için
duvara atabilirim! Sinirlenirim fırlatıveririm...
Dolayısıyla,
bir türlü kendime göre yeni eş bulamadım. En son yine bir düşürme
sonrası daha alalı 15 gün bile dolmamış cep hurdaya çıkıp tamir için
istenen para yenisiyle aynı olunca, babamın ıskartaya çıkarttığı demode
telefonunu aldım ama sadece alo demeye yarıyor, mesaj bile atması güç,
telefon hafızası yok gibi ve ekranının yarısı bozuk olduğu olduğundan
zaten ne mesaj yazmak ne de geleni okumak mümkün. Ekran kapağı da kırık
direk ekranı açıkta. Fakat ben onu sevmiştim. Alo, alo o kadar, 2 ikide
bir kapanıyor ama olsun. Geçen günlerde miyadı doldu kapandı ve
açılmadı.
O andan itibaren macera başladı. Gidip bilekmeri filan
almanın mânâsı, iiipad iiiimod diye inlemenin gereği yok, ten
uyuşmazlığı yaşayacağımız aşikâr, yürümez bu ilişkiler kırarım,
hayatını karartırım ve ben zararlı çıkarım... O kadar para dök sonra...
Fakat almam da lazım, insan dediğin düşünen değil cep telefonlu
hayvandır! Sonuç olarak dükkanlara girip çıkmaya başladım.
''Merhaba en ucuz ve en aptal telefonunuz hangisi?!''
Karizma ve itibâr sıfır...
Karşımdaki tezgahtar değil de 1200 yıllık Mavi Kan asilzâde Baron veya
Barones ya, suratta hafif bir küçümseme...
Hatta
''Biz ucuz modeller satmıyoruz'' diyenler bile çıktı. Yahut orada
görüyorum ucuz modeli ama orta ölçekte bir şey çıkartıyor en ucuzumuz
bu diye göz göre göre yalan söylüyor.
Tabii pahalıyı satıp daha çok kazanmak veya kazandırmak isteyecektir, o
ayrı ama tavır, surat, ifade önemli...
5 tane milekşeri alccaaammm desen ilahsın, yani sapık mısın, hırsız
mısın önemi yok milekşerin var ya tamam.
Ucuz
demode mi almak istediğin ya da telefonun öyle mi, bittin, istediğin
kadar kaliteli biri ol itibarın yok. Hayır, karşındaki de sanki orada
zevkine tezgahtar, çıkıp Ferrari'sine atlayıp jetiyle New York'a yemeye
uçacak, evi de saray zaten uşaklar halayıklarla büyümüş ya ucuz telefon
ne demek onun için...
Ben, onu veya kimseyi tezgahtar diye
küçümsemiyorum, Tüm Tezgahtarlar Derneği'nin protesto etmesine gerek
yok ama onlar beni veya benim gibi birisini ucuz telefon istiyorum diye
küçümsüyor. Dahası nedir bu alo deme cihazı değil mi?
Canım memleketimde öyle değil işte.
Peki, bu memlekette ekonomik sıkıntı, işsizlik yok mu?
Mesela öğretmenler maaşı yetmiyor diye ek iş, simitçilik filan
yapmıyorlar mı, pazarda limon satmıyorlar mı?
Öyle
değil demek ki, baksana şakır şakır son model video çeken cihazlar
hepsinde, çek internete koy. 3G'siz olursa kız vermezler adama. Millet
aç ya da maaşıyla anca karnını doyuruyor ama cepten facebokuna girecek,
memesenden çet yapacak, yapmazsa karnı doymaz, bütün ''dizi kanalı''
televizyonların 4:3 formatında yayın yaptığı memlekette 16:9 formatında
elsidi almak için vatandaş birbirinin saçını başını yolar, ucuzluk var
ya sanki bedava dağıtılıyor, HD yayın yapıyoz diyen digital
platformalara ekstra para verir, sonra bakmışın aynı vatandaş bedava
top almak için de birbirini dövüyor!
Güzel kardeşim yayın 4:3
geliyor, senin televizyon 16:9, görüntüyü amorf seyrediyorsun ama olsun
bütün renkler net değil mi, olsun insanlar kafasından bastırılmış gibi
dursun çevir bakayım menüden 4:3 formatına 82 ekran televizyonu yan
taraflarında siyah boşluklar oluşsun, meğer 82 sandığın çekilmiş çiklet
gibi gösteren televizyonun aslında 55 ekranmış.
Evet, ben en ucuz ve en aptal telefonu arıyorum var mı?!
Sapığım!
|