Sutopu
maçını kazandık ya Çekler isterse 5 çeksin gam yemem! Imperatore
Terim'in Aslanları, o ''kebab''ı İsviçreli medeni çocuklara yedirdi ya
bana yeter!
Futbol sahasının içinde kalmamıza hiç gerek yok...
Düşünün ki bizim en büyük gazetemiz, başsayfadan hem de boydan boya
Kobi Kuhn'u ''döner'' yapıp ''Öyle ya da böyle bugün menüde kebab var''
diye yazsa... Kıyamet kopar, ne ırkçılık kalır, ne yabancı düşmanlığı,
ne ultra-miliyetçilik...
Bizim AB-perver yazarlar, yazıları
döşenmeye ''Avrupa'da böyle şeyler oluyor mu'' diye medeniyet dersleri
vermeye... Orhanlar Pamuklar, yabancı gazeteleri gezip demeçler
yumurtlardı...
Ali Sami Yen'de rakip milli takımın oyuncusu
kafasından oluk oluk kan akarken yere yığılıp kalsa ve saha dışına
çıkmıyor diye bizim seyircilerimiz toplu halde yuhlayıp ıslıklasa...
Bizim AB-perverler demediğini bırakmazdı.
Blick gazetesi bunu
yapınca, medeni İsviçreliler yerde kanlar içinde yatan Emre Âşık'ı
ıslıklayınca seslerini çıkartmazlar; münferit olay, bütün
İsviçreliler'e maletmemek, ciddiye almamak gerek derler merak etmeyin!
Orhanlar Pamuklar ağız ishali olunca fikir özgürlüğü... Fatih Terim
cevap verince bu ne cüret, kendi işine baksın!
Çakallar, biraz daha bekleyecek Imperatore Terim attan düşsün diye!
Dönelim sahaya...
Kendisine
biçilen rolü oynayamayan Emre Belözoğlu'nun kenara çekilip Portekiz
karşısında kulübede turşusu kurulan Arda Turan sahaya sürülünce iş
değişti.
''Emre Belözoğlu'nu ve ona verilen rolü tenkit etmek
gerek (...) Arda yaratıcılığı bir yana çok da top kapan bir oyuncu,
Galatasaray'ın şampiyonluğu aldığı son haftalarda golcülüğünü de
göstermişti. Maçın kaderini değiştirebilirdi. O kenarda otururken
hücumda organize bir iş yapamadık.''
''Kalırsan darda yetişir
Arda'', Imperatore Terim'in kurtarıcısı oldu. İlk goldeki hatasına
rağmen sonra en az üç defa bunu telafi eden Volkan Demirel ve gözlerini
kapatıp vazifesini yapan Semih Şentürk diğer kahramanlardı. Fakat
diğerlerinin de hakkını yemeyelim, hepsi elinden geleni yaptı.
Elinden
geleni yaptı dedik ama Hakan Balta'nın yaptığı iş değildi sokmasa elini
belki bizimkilerden biri dokunacak, bu kadar sıkıntı çekmeyecektik.
Yine de kafasından kanlar akarken silip sahada kalmaya çalışması,
pansuman yapılır yapılmaz içeri dalması hepsinin ne kadar gözü kara
olduğunun kanıtıydı.
Aslında, oyuna iyi başladık sahanın
kontrolü bizdeydi ama birden azıtan yağmurla hakimiyeti kaybettik.
Sular biraz daha yükselse ya boğulacak ya da sutopu oynamasını
öğrenecektik. Savunmadaki zafiyetimizle yine seri halde hatalarla golü
yedik ama hayat garip Portekiz maçında tarihi felaketten bizi koruyan
ve belki de turu geçmemizi sağlayacak direkler, bu sefer aleyhimize
çalıştı.
Tufan başladığında Arda'nın kafası direkten dönmese,
belki de averaj hesabı yapmak zorunda kalmaz, Çekler ile berabere
kalırsak penaltı atışacağız diye gerilmez, beraberliğe vizeyi alırız
diye bir nebze olsun rahat ederdik. Tabii, Hamit'in kaptırdığı topla
başlayan kontratakta Volkan topu ve paçamızı kurtarmasa bayram değil
matem yapacaktık, o da ayrı...
Hani bir müsibet bin nasihatten
evlâdır derler ya, ilk devrenin ortasında başlayan tufan ve yenen gol
Terim'e de soğuk duş etkisi yaptı. İlk 45'in son 25'indeki ile ikinci
45'te oynadığımız futbol arasında fark Ortaçağ ile Rönesans arasındaki
kadardı. Of course... Rönesans, Ortaçağ'ın içinden çıkmış, karanlık
yüzünde aydınlığı taşımıştır. Neyse, neyse konuyu dağıtmayalım.
Terim,
macera arayan bir kaşif'ten Karpov'vari bir satranç ustasına iki devre
arasındaki 15 dakikada dönüşmedi elbette... O hem biri hem diğeri; hani
birisine benzeteceksem General George S. Patton'vari bir komutan Terim,
kazanmayı seviyor, kendine has ama bazen tutarsız da olabilen
davranışları var. Hamit'in uzaya gönderdiği frikikten sonra gördünüz
mü, süper sahneydi tam bir şeyler söyleyecekti farketti ki stadyumdaki
dev ekranda canlı yayında, durdu yürüdü, lafını yuttu, sonra ekrana
doğru acaib sert bir bakış fırlattı ve onu aldılar ekrandan...
Evet, Terim kazanacağı hamleleri yaptı, Aslanları da üstüne düşen
vazifeyi...
Ve artık önümüzdeki maça bakabiliriz.
Çekler, sistematik ve sert bir takım; eğer düzenlerini bozarsak
Portekiz'den bile farklı mağlup ederiz.
EĞLENCELİK
Portekiz maçından sonra haliyle keyfim yoktu ve Euro 2008'in resmi
televizyonu ATV'nin ''robot kameralı'' yayını kırdı geçirdi.
Maçtan
önce kadrolar açıklanmış, maç kağıtları elde. Uğur Meleke, Portekiz'in
kaptanın Ronaldo olduğunu söyleyip Teknik Direktör Luiz Filibe
Scolari'nin onu ne kadar çok sevdiğini, evladı gibi gördüğünü filan
anlatmaya başlıyor; hani duyan üçünün arasından su sızmadığını sanacak
ama Gürcan Bilgiç araya dalıyor ve Kaptan Nuno Gomez diyor... Meleke,
hı öyle mi modunda; Bilgiç, onun da elinde bulunan maç kağıdını gözüyle
işaret ediyor.
Selçuk Manav, bir nevi web-cam veya mini jimmy
jib olması gereken ''Robot kameraları''nı büyük bir teknolojik yenilik
olarak heyecanla sunuyor, Bilgiç yine araya dalıyor ''Sence yeni mi?!''
diye, Manav bozuntuya vermiyor... Hemen ardından hafif kafalarının
üstünde duran kameraya bakan amorf halde Erdoğan Arıkan ile Ömer
Üründül ekrana geliyor...
UEFA, stadyumlarda belli alanlara
sadece yayıncı kuruluşların girmesine izin veriyor doğal olarak.
Mesela, şeref tribününe Resmi televizyonun kamerası hariç başka biri
giremiyor. Selçuk Manav, anons yapıyor ''Kimsenin başaramadığını
yaptık'' nedir? Şeref Tribünü'nde Federasyon Başkanı Hasan Doğan'la
konuşuyor... Duyan da bütün dünya medyasını atlattığını
sanacak!
Ultraspor-12
Haziran 2008
|