Çamur güreşi... Playboy ve Bask...
Madem patates tarlasında
oynanacak burası daha fonsiyonel kullanılsın, tribünler geniş, ferah...
Önce
futbol topunun peşinde koşacağız, ardından başka mevzularımız var;
bütün orjinal koleksiyonuna sahip olduğum Playboy'dan Emmanuel'e sonra
da AB barkoduyla Bask bölgesine kadar uzanıp demokrasi havâriliği (!)
yapacağız.
Çamur güreşleri organize edilir, turist de
çeker fazladan maçtan önce neden kum döküyorlar ki üstüne,
dökmeselermiş... Yani buradaki maçtan sonra ne denilebilir ki, kazanana
da kaybedene de... Hepsine çıkışta birer sertifika ve berat verilse
yeridir.
Yalnız, tabii şu var Bülent Korkmaz biraz ayakta yeni
yeni durup tay tay yürüyen çocuk gibi, dengesini bulmaya çalışıyor.
Bordeaux maçında yaptığının tam tersini yaptı bu sefer ve savunma
güvenliğini alma konusunda aşırı tedbire kaçıp ikinci devre tamamen
geriye yaslandı ve takm bir anda iplere sırtını verip gardını alan
boksöre döndü, Konya vurdukça vuruyor, biizimkiler de ha düştü ha
düşecek gong sesini bekliyor.
Arda Turan'ı da alınca ayakta top
tutma maharetine sahip kimse kalmayınca, hani arada bir kontra için
açılmayı bile bırakıp tamamen zamanın bir an geçmesini beklemeye
başladık. Hani 75'te hakem düdük çalıp maç bitti dese Rocky'nin
Apollo'yu yendiği ünvan maçındaki gibi bir kucaklaşma olacaktı. Hani
Rocky kan revan içine karısına bağırır ya ''Adrian, Adrian'' sonra
kucaklaşırlar, o arada Rocky ''Where's your hat?'' der ya...
Neyse,
atıp üstüne yatma metoduyla hiç puan kaybedilmemesi gereken bir
haftadan kayıpsız çıkılmıştır, tebrik ve takdir etmek gerek.
Bu arada Meira'nın satışı da gayet hayırlıdır diye belirteyim.
Haberimizi
okumuşsunuzdur; Playboy imparatorluğu batıyor, Hugh Hefner, en son Kate
Winslet'e teklif de bulunmuş ama kabul etse de imparatorluğun
yıkılışını çıplak göğsünü siper ederek engellemesi pek mümkün
görünmüyor.
Aslında, ne Hefner'in imitasyonlaşan dünyasının ve
şirketinin batışı ne de internette yabancı dedikodu sitesindeki süper
yorumdaki gibi ''Artık neresini gösterecek ki, gösterecek bir yeri
kalmadı'' denilen Kate'in dergi sayfasındaki pozları da beni
ilgilendirmiyor.
Hefner, bin yaşına kadar sefâhat âlemlerinin
altını üstüne getirdi zaten o mefta olduktan sonrası tufan bize ne...
Kate de artık porno filmde oynarsa belki ilgi çeker o kadar yani.
Olayın
başka bir sosyal boyutu var. 1950'lerden itibaren dünyanın çoğu için
bir hayal dünyası, bir efsane sattı Hefner, tabii ki önce büyük bir
boşluk açlık vardı dergi II. Dünya Savaşı'nın yıkıntılarından deliler
gibi çıkan kuşakların hayatını renklendirerek efsaneleşti.
Soft-erotizm ile hafif gösteren ama gerisini hayâllere bırakan, bir
yandan da Amerikan rüyasını gıdıklayan bir dünya kurdu.
Yanında
güzeller, tavşan kızlar, malikanede verilen partiler, jet gibi bir
hayatla bu sahte dünyayı besledi ve bunu pazarladı, sattı bütün
dünyaya...
Bu dünya belki ilk darbe Playboy'un soft-erotizmine
karşı piyasaya daha ''hard'' çıkan Hustler'dan geldi. Bugün bile
Playboy'cular ile Hustler'cılar ayrıdır. Fakat Hustler'ın sahibi Larry
Flynt'in başına gelenler ve hayatı onun büyük bir hayal dünyası
kurmasını engelledi. Tam tersine Flynt'in hayatı kötü örnek olarak
gösterilirken Hefner'ınki daha cazip hale geldi.
Playboy
İmparatorluğu 70'lerdeki free-seks devrinde belki biraz darbe aldı ama
1990'lara kadar, tek hakim güçtü. Sonra birden gerileme ve çöküş devri
başladı, herşey o kadar hızlı oldu ki...
İnternet, Sanal âlemin
yayılması, 8 mm'den her yerde bulunan filmlere geçilmesi derken, yani
sonuç olarak soft-erotizm sunan Playboy'un bir cazibesinin kalmaması
tabii ki bundan büyük etken; bir diğer etken de geçmişte Marilyn Monroe
gibi yıldızların da sadece orada kapak olduğu, öyle görülebildiği
dönemlerin de geride kalması.
Nasıl ki, bir zamanların en erotik
imgesi Emmanuel'in suratına artık nostalji dışında bakan yoksa hatta
seksi bulan bile pek kalmadıysa Playboy da tedavülden kalktı.
Artık,
2 tık istemediğiniz kadar, kim gidip Playboy alsın... Tabii ki sadece
dergi değil sanal seks günlerinde Hefner'ın playboy güzelleriyle havuz
başı sefaları da artık komik hatta traji-komik kaçmaya iyicene sahte
durmaya, gelmeye başladı.
İmitasyon'a dönüştü.
Açıkcası
bütün Playbol güzellerine sahibim, ilk sayıdan bugüne dek bütün kapak,
ortasayfa, takvim güzelleri; fakat bana öteden beri komik gelmiştir
Playboy'un erotizmi, holştayn inekleri gibi, hele 50'ler, 60'larda öyle
güzeller vardır ki... Arada açar bakar gülerim, surat ifadeleri,
bakışları, duruşları bana ergenlikten beri komik gelirler. Fakat hani,
tam da görsel dünya tarihidirler.
Geçelim, Bask bölgesine...
Malum, bizim demokrat ve AB Kriterlerine gayet uygun bir ''Aydın''
kesimimiz var. AB malı diye barkod bassan olur yani. Demokrasi,
medeniyet, insan hakları, fikir özgürlüğü ne ararsan vardır
kendilerinde.
Merak ederim mesela Bask seçimleri hakkında
yorumları nedir diye. Malum, milliyetçiler daha doğrusu ayrılıkçılar
kaybetti. Solcular kazandı. Çünkü İspanya hükümeti 2 ayrılıkçı partinin
seçimlere girmesine izin vermedi.
Bizim demokrasi havârileri,
onların AB menşeli destekçileri bu durum ve DTP, Güneydoğu, Meclis,
seçimler, seçimlerde çıkabilecek tablo hakkında gerçekten ne
düşünüyordur. Benzer bir karar bizde alınsa nasıl bir yaygara
kopartırlar çok merak ederim.
Düşünmek lazım...
27 Şubat
|