Şike Davası'nda Savcılık İddianamesi ile birlikte ortaya çıkan Adnan Polat'ın Aziz Yıldırım ile yaptığı telefon konuşmasının tapeleri...
Mali Genel Kurul'daki tepkilerin ne kadar haklı olduğunu bir kez daha
gösterdi. Bu vesile ile o dönemde Adnan Polat'ın Divan Kurulu'nda
yaptığı ajite edici konuşma ve Kadın Basketbol Finali'nin Fenerbahçe'ye
kaybedilmesi sonrasında verdiği beyanatlara istinaden yazdıklarımı ve
rahmetli Çelik Özgörener'in o dönemdeki yazılarını hatırlamakta fayda var, çünkü Hayretverici Adnan Polat ile Ne ekersen onu biçersin ve seçim sonrasındaki Üzüntü verici Dilara
Endican'lar yazılarını geçen zaman bir kez daha doğrulamış oldu:
''Başarı yoksa bahane üretme modeli en kolay yoldur fakat
neyi başarı, neyi başarısızlık olarak gördüğün de çok
mühimdir.
Dolayısıyla;
bu takım küme düşmüştü, şimdi şampiyonluğa oynuyor
derseniz waaoww alkış kıyamet konfeti havai fişek... Evet!
Başarıdır...
Peki...
2 buçuk pahalı ABD'li 1,5 kaliteli Türk ile zaten kafaya
oynayabileceğiniz 2 buçuk güçlü takımın olduğu bir ligden
bahsediyorsak?!
Sanırım, konfeti ve havaifişek atmaktan vazgeçer bir durursunuz.
Peki... Üstüste 6. sezon da şampiyonluğu ezeli rakiben aldıysa... O
vakit alkışı da keser waaoww yerine başka nidalar çıkartırsınız ki
onları burada yazmayayım!
Peki...
Üstüste 6 şampiyonluğun son ikisini de size karşı elde ettiğini, ondan
öncekinde yarıfinalde elediğini, daha da öncekinde yine finalde
kaybettiğinizi
söylersem...
Dahası, sadece yerli malı yurdun malı değil bu
sezon
Avrupa'da da aynı rakibeniz karşısında boyun eğdiğinizi; üstelik
kimyasının bozulduğu döneme denk gelmesine rağmen sizi elediğini
hatırlatırsam. Sanırım, yavaş yavaş ortada bir başarı olmadığını
görmeye başlarsınız,
başlar mısınız?..
Ortada başarı yoksa bahaneler şehanedir. Tadından yenmez.
Dersiniz
ki, Federasyon şampiyonluğu rakibemize hediye etti, hakemler maçı
katletti, verilmeyen penaltımız -pardon bu futbol değildi- verilmeyen
faülümüz, hakemlerin yanlı düdükleri vs vs
Şunu söyleyemezsin,
uzatmada en kritik yerde mola aldıktan sonra topu oyuna sokamadık, 14
saniye kala maçı alabilecekken 3 kişinin presi altında topu kaptırdık
turnike yedik...
Şunu hiç ama hiç söyleyemezsin...
Bu
rakibemizin en iyi iki oyuncusu yoktu. Hâlen pekçok karanlık noktası
bulunan doping skandalı yüzünden iki silahını kaybeden rakibemiz,
güçsüz duruma düşmüş olmasına rağmen biz onlara mağlup olduk. O ikisi
olsaydı zaten 3-0 yeneceklerdi demek ki.
Şunu da söyleyemezsin...
Bu
sezon da çuvalla para harcamamıza, geçen sezonlarda aklımızca onların
Coach'u çalıp başarı olacağımızı sandıktan ve sonra onu da
kovup
yerine Milli Takım Coach'unu getirmemize rağmen; ne iki buçuk takımlı
ligde, ne de Avrupa'da başarılı olmadık.
Peki, diyelim
ki şüpheli doping vak'ası sonrası kendisini rakibene affettirmek
isteyen Federasyon, şampiyonluğu onlara armağan etti...
O vakit neden rakibelerinin başkanının elini sıktın!
Birileri senin şampiyonluğunu senden alıyor ve başkasına veriyor ve sen
de gidip önce el sıkıp sonra şikayetçi mi oluyorsun?
''Aaa
tebrik ederim ne kadar iyi de çaldınız şampiyonluğumuzu, ben gördüm ama
bu kadar mükemmel bir hırsızlık görmedim'' diye mi sıktın o eli.
Ah, Fair-Play değil mi? O yüzden el sıkışılıyor...
Peki, eğer senin şampiyonluğun çalındıysa nerede Fair-Play?!
Şampiyonluğun
göz göre göre çalınıyorsa neden müdahale etmedin. Kaybettikten sonra
konuşacağına maçı kes çek takımı sahadan izin verme çalınmasına.
Hükmen mağlup mu olacaksın ol!
Zaten mağlup edilmeyecek miydin!
Rakibenin
yöneticileri özür dilemişmiş, böyle kazanmak istemezdik demişmiş...
Rakibenin resmi sitesi ''Herşeye Rağmen Şampiyon'' diye açılıyor...
''Şampiyonluğu Doyasıya Kutladılar'' diye kadeh kaldırılıyor...
‘’En anlamlı şampiyonluklardan birisini kazandık’’,
‘’Şampiyonluğu hak ederek, kazandık’’ diyor...
Konfetiyi, havai fişeği onlar atıyor...''
18 Nisan
2011 Olmayan 18 Nisan 2011
|