Bilim partisine izinsiz girip
bütün içkileri bitirdikten sonra koltuklara işeyen şov... Bilimin
kıçına şaplak atan şov... Brainiac: Science Abuse... (*)
(Aslında, bir tedirginim, malum
13 Cuma...)
Bazen bu dünyadan ciddi biçimde sıkılıyorum,
Andy Warhol, elini havada aldırmaz bir hareketle sallayıp alaycı bir
tonda ''Bir gün herkes 15 dakikalığına da olsa ünlü olacak'' diye o
büyük kehanetini buyururken... Sanırım, Türkiye'yi ve dahi memleketimin
güzel halkını hiç ama hiç hesaba katmamıştır.
15 dakika kime yeter ki...
Oysa hayatın gerçekleri hiç de öyle değil. Olay, fıkra gibi ama aynıyla
vakî.
Taksim'in ve devamında İstiklâl'in en belediye otobüsü gibi saatleri,
etraf ıkış tıkış, insan dalgası değil tsunamisi, bir o yana bir yana,
kalabalıktan birer örnek alıp hiçbir müdehale yapmadan sergi salonuna
koysan en şahanesinden modern sanat eseri (**) olur ortamı...
Meydân'dan içeriye duhul etmek üzereyken omuz civarımda birini
farkettim, yanında 2-3 kişi daha var... Takım elbise aksesuarlar
yerinde gözlükler takılı... Farkedince biraz yavaşladım ve hafiften
önüme geçmelerini sağladım ki, bakacağım etraftan ilgi ve alâka
görecekler mi...
Malum, eski dönemlerde bir film çevirip artiz olan hemen İstiklâl'e
çıkıp ''piyasa'' yaparmış. Hatta bir zamânların afet-i devrân'ı, meş'um
kadını Neriman Köksal bir baştan bir başa öyle salına salına yürüdü mü,
ortalık birbirine girermiş...
Bendeniz, böyle bir vak'ayı 1990'ların
ortasında bir yaz akşamüstü ''Tecavüzcü Coşkun'' Ağabeyimizle birlikte
Hayal'e doğru seğirtirken yaşamıştım, ki resmen arasokaklara kaçmak
zorunda kalmış, kendimizi Hayal'e zor atmıştık... Müthiş bir yazdı,
neyse konumuz bu değil, düğün dernek kutlamayacaksak da yine de
Sevgililer Günü arifesinde kimse bir kriz istemez hayatında, konuyu
geçiştirip günümüze ışınlanalım...
Bahsettiğim grup Meydân'dan İstiklâl'e ağır ağır giriş yaptı, çok ciddi
ve etrafla alâkaları yokmuş gibi Mehter Takımı usulünde yürüyorlar, 1
dakikalık yol 10 dakikada, ben de arkalarında ama bir yandan da hani
milletin üstünü başını yırtmasını, Beatles'a Rolling Stones'a ve bizde
de Küçük Emrah'a yapıldığı gibi sahneye külot atılmasını filan değilse
de, birilerinin tanımasını ve aaaa demelerini filan bekliyorlar,
nafile, tık yok, kafayı çevirip bakan yok...
Fransız Konsolosluğu önüne geldiğimizde herhalde böyle olmayacak
dediler ki, asıl kahraman gözlükleri çıkarttı, hani gözlük var da
çıkartamadılarsa, böyle tanıyan çıkar belki... Yok... Sıkılmaya
başladım, daha da kötüsü o kadar ağır gidiyorlar ki... Arada 3 sigara
içtim yani anlayın...
Ağa Camii'ni geçtik, hâlâ kafayı çevirip bakan bile olmamıştı, hava
güzel öyle yağmur filan yok başlar önde şemsiyeler açık değil, zaten
öyle olsa da belediye otobüsü kadar tıkış tıkış, herkesin herkesi
kestiği yerde...
Ben de, artık tahammül edemedim ve grubu sollayıp Beyoğlu'nun arka
sokaklarına doğru ilerledim.
Kim miydi? Zeki Sezer... Sanırım adını bir yerlerden duymuşsunuzdur,
bir partinin başkanı, reklamı olmasın diye vermeyeyim...
Farzedin o meydândan içeriye yürüyerek beğenin beğenmeyin Erdoğan
girsin, sevin sevmeyin Baykal girsin, Osman Pamukoğlu girsin, eskiye
dönün Tansu Çiller'i, Mesut Yılmaz'ı girsin yahut da artık görüntü
kirliliği arzeden, çöplüğe dönen televizyonlardan birinde 15 dakika
figürasyon yapmış bir ''dizi oyuncusu'' girsin...
Ben gireyim ya, 5 tane tanıdığa rastlarım, 2 tane kız döner bakar...
Zeki Sezer'e bakan yok!
Ah, şimdi 3 tane yandaşı mail atmasın...
Nasıl bir şöhret hastalığıdır ki, 5 tane milletvekilinin ''Cesaretin
varsa kendin çık aday ol'' demesine rağmen hâlâ orada duruyor, tuhaf
bir ruh hali.
Maksadım, kötülemek değil, bir durumu göstermek, adayına gelince artık
onun için ileri derecede Warhol sendromu var diyeceğim; her seçimde bir
yerden aday...
Absürd filmlerde sürekli nefes nefese gelip ne olduğu anlaşılmayan bir
haber verdikten sonra yere yığılan Romalı ulak parodisi vardır ya,
kovboy filmlerinde de atın üstünde yarı baygın gelir... Bizim
profesyonel aday da öyle...
Tamam, hakikaten değerli bir mimar, arada Zihni Sinir projeleri de var,
bakınca ''Zekâsı ufuflar'' diyorsun ama hani o kadarını da uçuk
kaçıklığa veriyorsun da yaptığı açıklamayı okuyunca da şahsen
gülemedim, içim acıdı...
''Ya benim olacaksın ya kara toprağın, seni kimselere yâr etmem'' ruh
hali var illâ ki seçilecek belediye başkanı olacak. Çocuk ayak
diretiyor istiyor şekeri, oyuncağı ''Bana ne, baana neeee'' diye
ayağını yere vuruyor...
Tamam ilk aday olup kaybettiğinde yazık oldu böyle bir değere demiştim
ama artık... Abes ile iştigâl ediyor yani...
Brainiac, absürd ama... Bunlar traji-komikler artık.
(*) Eski bölümlerini sabaha karşı tekrar seyredince insanın ruh hali
değişiyor. Discovery'de yakalarsanız ihmâl etmeyin.
(**) Lütfen fikir hırsızlığı yapmayalım, bu Bienal'i ıskaladım ama
gelecek Bienal'e İstabul'a olmasa da Venedik'e Türk Pavyonu'na
koysunlar diye kesin bu projemi sunacağım ama geniş bir yer ve o kadar
canlı modelin iaşesi var, düşünmek lazım bu projeyi... Bu arada
Venedik'te pavyon diyorlar karıştırmayın...
13 Şubat Cuma bbıırrrr!
|