Kimdir
kendisi, aslında bizlerden biridir demek yeterli mi, başına gelenlerin
nedeni ne, bunlar belki muallakta, belki de değil. Bir hayal kahramanı
da olabilir, kabullenmesek de hepimizin aynadaki aksi de olabilir yahut
da herkesten, hepimizden alınmış parçalarla yapılmış bir kolaj... Kendi
iktidârının ya da vazifeşinaslığının, iktidarımızın,
vazifeşinaslığımızın sonucu... Sonuçlarını yaşayan biri...
Paul
Auster, benim deyimimle Polyester, ''Yazı Odasında Yolculuklar''da, çok
iyi bir malzeme bulmuş ama ''Bay Boş''u her nedense harcamış. Oysa
kurgusu, işçiliği, tasarımı iyi; üstüne siyasi bir gönderme, yüzeysel
bir ABD eleştirisi yapar gibilik de var ama... Bunları daha keskin
yapmamaktan veya okurun hayâl gücüne bırakmaktan ziyade, eline aldığı
çamuru yoğurup asıl heykeli yapamamış.
Tıpkı ''Brooklyn
Çılgınlıkları''ndaki Harry Brightman'ın ya da eski adıyla Harry
Dunkel'ın ''Hotel Existence-Varoluş Oteli'' gibi...
Orada,
''Varoluş Oteli'' gibi başlı başına bir roman yazabileceği müthiş bir
malzemeyi kullanmamıştı, harcamıştı Polyester. Burada ise, çok şey
söyleyebileceği bir kahramanı zayıf bırakıyor.
Tıpkı, ''Brooklyn''de olduğu gibi okuyup okuyup sonunda bir yarım
kalmışlık hissiyle kapağı kapattım.
Aslında,
ülkemizdeki yayıncı sırasını değiştirdiği ve ben de ''Yazı Odası''nın
''Brooklyn''den önceki kitap olduğunu farkedemediğim için; Brooklyn'den
Oda'ya bir ''tünel'', bir bağlantı vardır diye düşünmüştüm...
Brooklyn'den sonraki kitabın Oda olduğunu farkettiğimde asıl büyük
hayalkırıklığını yaşadım. Çünkü, ''Varoluş Oteli'' halen bir
''bunglow'' olarak duruyor.
Ultraspor-21
Mart 2008
|