Günlük
yaşantımızda olan biten herşeyi en güzel şekilde tanımlayacak
deyimlerimiz vardır. Bunlardan bir tanesini sanırım hepimiz sıkça
kullanırız; ''Kimse kimsenin evinin içindekini bilemez!''
Çoğu
şeylere dışarıdan baktığımızda farklı içine girdiğimizdeyse çok daha
farklı gördüğümüzü kısaca anlatan bir halk deyişidir bu...
Meselenin içyüzünü bilmeden kanaatlere varırız pek çok zaman.
Bir
sokak kavgasında bile bunu yaşayabiliriz, yumruk yumruğa giren iki
kişiden güçlü kuvvetli görünene kızarız belki o anki insanî tepkimizle,
zayıfı dövüyor diye...
Arada geçen meseleyi bilmeden öncesini sonrasını anlamadan karar
veririz anlık insanî güdülerimizle...
Bu yargılar kişisel, toplumsal ve milletlerarası da olabilir...
İnsanların çoğu için geçerlidir bu.
Örnegin
bir söylentiyi bir kaç değişik kişiden duyduk mu toplumsal bir stigma
yaratmak çok kolaydır, işe psikososyolojik yönden bakacak olursak...
Hayat varoldukça bu da varolacaktır...
Hele
ki milletlerarası önyargılar politik çıkarların bir sonucu olarak
doğarken yer yer halklar arasında oluşan uçurumları anlamak zor
olmayacaktır.
Politikacılar mantıklarıyla, çıkarlara göre hareket ederken halklar
kalplerini dinlerler...
Son bir yıldır Sayın Tayyip Erdoğan'ın İsrail ile izlediği politikada
bunun izleri vardır; takip edelim...
Sayın Erdoğan, değişen dünya, değişen dengeler ve çıkarlar sonucunda
farklı bir yöne doğru kaydığının işaretlerini,
2009 İsrail-Gazze Savaşında vermeye başlamıştı...
Batı'dan
bir türlü umduğunu bulamayan, Avrupa Birliğine katılma beklentisiyle
arkalarından belki de ''yalvarmak''tan sıkılan Erdoğan, kendi milli
görüşlerine de daha uygun bir arayışa geçmiştir.
İşin esasına
bakılırsa uluslararası platformda taa 2007'de Hamas'ı seçildiği günün
ertesinde ilk ağırlayan kişi de Erdoğan olmuştu... 2009 Amerikan
seçimlerinde Beyaz Saray'a oturan yeni siyahi lider Barack Obama'nın
önceliklerinden biri olan Ortadoğu Barışı'nı her ne pahasına olursa
olsun sağlamak politikası da belki Erdoğan'a İsrail'e biraz daha
yüklenmek için olasılık tanımıştır...
Yine 2009 Ocak ayında patlak veren Gazze Savaşı'yla Türkiye'de artan
İsrail karşıtlığını anlamamak mümkün değildir...
Medyanın
genel anlamda âdeta Hükümetin politikasını temsil ettiğini düşünürsek
bu savaş yüzünden Filistin halkının ödediği ağır bedel, tüm yayın
organlarının en büyük haber kaynağı olmuştur.
Gazze'de ölen
bebekleri büyük boy gören medya, sivillerin hangi tarafın amaçlarına
nasıl hizmet ettiğini yansıtmaktan kendini alıkoymuştur.
Bir haberi bilerek yayınlamamak, kısmen aktarmak ya da kimi
gerçeklerden bahsetmemek medyanın kendi seçenekleri arasındadır.
Erdoğan,
Davos'ta kendisine İsrail'deki savaşı kendi yönünden savunan ve
duygularına genelde sahip olmasıyla tanınmasına rağmen bu kez epey
hararetle konuşan, İsrail'in uluslararası platformda en saygıdeğer,
Nobel Barış Ödülü sahibi olan 85 yaşındaki Shimon Peres'e o ünlü
çıkışını yaparak: ''Sen yaşlısın'' diyerek başladığı sözlerine, ''Siz
öldürmeyi çok iyi bilirsiniz diye...'' devam etmiştir.
Suriye
ile de arabuluculuk üstlenmiş olan Türkiye için bu çıkış bazı şeylerin
eskisi gibi olmadığının artık belirgin bir göstergesiydi.
Diğer taraftan insaniyet bekçiliği rolüyle, kahraman edâsıyla
karşılandığı Türkiye'de tabanından tekrar destek toplamıştı.
Bugüne
dek hiç bir Türk Başbakanında görülmemiş bir üsluba sahip olan Erdoğan
bir yıldır hatırladıkça İsrail'e olan sert eleştirilerine devam
etmiştir. Yıllardır Avrupa Birligi'ne kabul edilmek için sırada
beklemekten sıkılan, tenezzül edilmemişliğin ezikliği yerine
kurulabilecek bir İslam Birliği içinde önderlik rüyası onun için çok
daha tatlı olabilir...
Bu yönde hareket etmeğe başlayan Sayın
Erdoğan, İsrail'e olan çıkışlarıyla istediği popülarite'yi Arap dünyası
içinde de bulurken; kendine seçtiği dostlar İran ve Suriye ve onların
güdümündeki Hamas ve Hizbullahtır... Zaten geçen Ekim ayında Suriye
Dışişleri Bakanı Velid Muallim'in Ankara'yı ziyareti sırasında, daha
düne kadar PKK'ya destek veren Şam'la Ankara arasında çok duygusal
anlar yaşanmıştı.
Suriye ile görülen bu yakınlaşma, aynı
günlerde İsrail ile Türkiye'nin Konya'da yapacakları Ortak Anadolu
Kartalı Hava Tatbikatı'nın süresiz ertelenmesi de paralel bir
politika'nın işaretleridir. Türkiye Başbakanı Erdoğan bu ertelemenin
sebebini; ''Vicdanimizin sesini dinlemek halkımızın sağduyusuna göre
hareket etmek zorundaydık!'' diye açıklamıştı. Erdoğan'ın politikası
radikal kesim içinde sadece İsrail'e değil, Türkiye'de yaşayan Musevi
Cemaati'ne karşı da kimi tepkilerin oluşmasına sebebiyet verirken,
Erdoğan geç te olsa Musevi vatandaşlarımıza karşı bir düşmanlığımız
yoktur, duygularımıza hâkim olmalıyız uyarısında bulunmuştu. Fakat dini
çizgisini zaman zaman Türkiye'deki iç meseleleri kısmen örtmenin bir
yolu olarak ta seçen Erdoğan, bir hükümet kanalı olan TRT'de Ayrılık
Filistin adlı dizinin yayınlanmasına olumlu bakmıştır.
Dizi'de
İsrail Askerini kana susamıs, çocukları arkadan vuran câniler olarak
gösteren ilk bölümün hemen ardından İsrail ilk kez sert bir çıkış
yaparak Ankara'yi dizi konusunda uyarmıştı. Diziyi hazırlayanlarsa
kendilerinin gerçekleri yansıttıklarını iddia etmeye devam etmişlerdi.
Bugünlerde yeni bir dizi daha iki ülkenin arasını kopma noktasına
getiren dalgalanmayı getirmiştir.
Bu
kez son yılların en popüler dizilerinden bir tanesi olan, Türkiye
dışında da pazar bulmuş bir aksiyon dizisi olan ''Kurtlar Vadisi''
sözkonusudur.
Senaryosunda İsrail'e de yer veren ve olay
çıkartan bölümünde İsrail Büyükelçisini bir eşkiya tarzında, makamında
silah zoruyla elinde tuttuğu Türk anne ve bebeğini tehdit ederken
canlandırmıştır.
Böylesine bir karalama İsrail'i kızdırmakla
kalmamış bu kez diplomatik alanda bir tepki vermek gereksinimi
doğurmuştur. Ancak İsrail'deki geniş koalisyon Hükümeti'nin aşırı sağ
kanatının elinde olan Dışişleri Bakanlığı'nın seçtiği tepki İsrail'in
yüzüne gözüne bulaştı.
Dışişleri Bakanı Sağcı Lider Avigdor
Liebermann'ın yardımcısı Danny Ayalon sözde makamında görüşmek için
çağırdığı yeni atanan Türkiye Büyükelçisi Sayın Oğuz Çelikol'u hedef
almıştır.
Nezaket ziyareti için çağrılan fakat makamı yerine
Ayalon tarafından Knesset'in küçük bir odasında, tiyatrovâri komik bir
mizansen içinde karşılanan Çelikol'a artık herkesin bildiği alçak bir
koltuğa oturtmakla aşağılayarak, sözümona Büyükelçi vasıtasıyla
Türkiye'ye mesaj vermek isteyen Ayalon uluslararası bir gaf'a imzasını
atmıştır...
Sonunda kendi kendini küçük düşürmüş, İsrail'in ve
kendisinin Türkiye'den iki kez özür dilemesiyle olay ancak tatlıya
bağlanmıştır.
Davos'ta Erdoğan'dan laf işiten Shimon Peres
ılımlı bir politikacı olduğunu bir kez daha kanıtlayarak ikinci büyük
özürün gelmesinde büyük roloynamıştır.
Aradan geçen bir kaç gün
içinde İsrail Savunma Bakanı'nın Türkiye ziyareti İsrail için
Türkiye'nın kolay kolay kaybetmek istemediği bir müttefik olduğunu
gösterirken; Erdoğan'ın ileride nasıl bir yola doğru Türkiye'yi
götürmek istediği hâlâ tam bir açıklık kazanmamıştır.
İsrail'in
en azılı düşmanlarıyla ilişkilerini geliştirmeye devam eden
Erdoğan'ın mutfağında pişen yemekleri medya halkın önüne sıcak sıcak
sunmaktadır... Ülke çıkarları, politikacılara yön verirken halklar bu
politikaları duygularıyla değerlendirmektedirler...
Dostluk ya da düşmanlık tohumları büyüklerin ellerinden küçük
insanların kalplerine böylece serpilmektedir!
21 Ocak 2010
|
|
|