Aslında, geçen yazıdan devamla At
Martini de bre Hasan Dağlar İnlesin'e dönen memlekette Ezoterizm ile
Erotizm'i karıştırmanın tehlikeleri üzerine gidecektim ama... Yaklaşan
daha büyük bir tehlike olduğundan onu bir sonraya
attım. Yalnız, ikinci defa kullandım ama Büyük Birnam Ormanı metaforunu
da sevdiğimi söylemeliyim.
Malum
âliniz, kör topal olsa da bizim Şerafettin adını
taktığımız sevimsiz kedi maskotuyla Dünya
Basketbol Şampiyonası'nı organize ediyoruz. Aralarında güvenlik
kaygılarıyla bahane uyduran ABD'li starların da bulunduğu bir sürü
dünya yıldızı, NBA takımlarının izin vermemesi veya sakatlıklar gibi
çeşitli nedenlerle yok. Yani siz bakmayın Haliç Köprüsü üzerinde
cross-over yapan dev Kobe reklamına, ABD takımında heyecan yaratacak
tek bir star yok, Kevin Durant sizi tatmin ederse bilmem...

Neyse
zaten konumuz bu değil... Federasyon Başkanımız Turgay Demirel,
Hürriyet'in 8 Ağustos nüshasındaki röportajında ''Vallahi şampiyona
sırasında bu takımı eleştirecek olanlar milli takımın maçlarına
gelmesin. Özellikle İrlanda pasaportlular maça gelmesin'' buyurmuş...
Aslında, bakarsanız haksız değildir ama bu isim vermeden bahsettiği ve
mühimsediği hatta haklarında 2012'de kitap dahi yazacağını söylediği
''İrlanda Pasaportlular''ın isimlerini verseydi daha şık olurdu...
HınçAlmacılar ve şürekası ile onlara yamanan ''Ordinaryüs Yardımcı
Doçent'' gibiler ile Avrupa ikinciliğimiz şikelidir diyen, 2001'de
İspanya'yı şikeyle yendiğimizi yazan Ekonomi Prof'undan sözediyor.
Bunlar yıllardır onunla uğraşıyor ama bu kendisinin sorunudur.
Dolayısıyla, takım eğer geçmiş Avrupa Şampiyonalarındaki gibi oynarsa
eleştirilir. Hatta Japonya'dakine benzer cengaver bir oyunla da olsa
alınacak altıncılık gibi bir sonuçta dahi eleştirilir.
Eleştiriyi yasaklamak yahut yapılacak eleştirileri engellemek için
yasaklar koymak yerine... İrlanda Pasaportluların adını verip varsa
gücü kapıya adam dikip girişlerini engellesin...
Şunu anlarım ya da anlardım; en kötüsünden final oynamışız yahut 3.
olmuşuz, Turgay Demirel de tıpkı Mustafa Denizli gibi patlayıp
''İçimizdeki İrlandalılar'a...'' demiş olsa.
Şimdi, devam etmeden önce ülkemizde hafızalar biraz sığ olduğundan ve
herkes de bilmeyebilir diye, bir hatırlatma yapayım ki, hem bu
İrlandalılar aydınlansın hem de en son yazacaklarım doğru algılansın.
2005'teki Basketbol Federasyonu seçimi öncesinde Deniz
Gökçe, 22 Aralık 2004 tarihli köşesinde ''2001 yılında alınan Avrupa
İkinciliği tamamen hakemle şikelenmiş bir sonuçtur''
diye yazmıştı.
Bu yazı sonrası, ben de o dönemde -bugünkü ile alâkası
olmayan- Star gazetesindeki köşemde (internetteki arşiv silindiğinden
link veremiyorum) kılıçı çekmiş; bir kaç gün sonra eski HaberTürk'te
birlikte katıldığımız bir açıkoturumda da kendisi ve başta
''Ordinaryüs(!) Yardımçı Doçent'' CÇ olmak üzere yancılarıyla
tek başıma mücadele etmiştim.
Bundan sonra olay büyümüş, Milli Takım oyuncuları ve Federasyon basın
toplantısı düzenlemişti.
İlginçtir, HaberTürk'teki açık oturum seçim içindi ve Lütfi
Arıboğan ile Mahmut Kulein oradayken programa davet edilen Turgay
Demirel gelmemiş, o dönem Milli Takım Genel Menajeri Doğan Hakyemez de
katılacakları sormuş, öğrenince de -meale aktarıyorum çünkü canlı
yayında anlatılınca öğrenmiştim- siz hep muhalif basketbol yazarlarını,
basketbol adamlarını toplamışsınız, objektif kimse yok orada gelmem
demiş, bunun üzerine siz kimi önerirsiniz diye sorulunca da benim adımı
vermiş, ben de öyle çağrılmışım...
Olay ilginç, çünkü 2003'teki İsveç Faciası sonrasında Aydın Örs, Milli
Takım Coachluğundan istifa ettiğinde yine Star'daki köşemde çok ağır
bir dille Doğan Hakyemez'in de istifa etmesi gerektiğini yazmıştım.
Hatta hemen ardından Demirel ile birlikte Star TV'de özel bir programa
çıkmışlar ve yanlarına beni özellikle istemeyip -adını vermeyeyim-
başka bir basketbol yazarını almışlar, o da program boyu kendisine
gelen tek monologda övgüler düzmüştü.
Doğan Hakyemez de basketbol camiasındaki pekçok isim gibi babamdan ve
hasbelkader bir parça basketbol oynamış olmamdan dolayı
çocukluğumdan beri tanıdığım bir büyüğümdü ve bana uzun süre kızgın,
dargın kalmıştı ama selam sabah kesmiş konuşmazken, yine de sorulunca
beni söylemiş.
Gökçe ve diğer ekip elemanları da, bunu önceden bildiklerinden bana
Federasyon'un Adamı muammelesi yapmaya kalkışmıştı, paylarını vermiştim
ama nedenini de programı yapan Tuğrul Yenidoğan, Hakyemez olayını
anlatınca kavramıştım...
Yalnız, el insaf dedirtecek kadar da Hakyemez haklıydı, benim hariçimde
bindirilmiş kıtalar vardı stüdyoda.
Bunu şundan dolayı anlattım, Turgay Demirel bir yandan kendince
haklıdır, yıllardır başta 2 buçuk, bir de çeyrek adamın hedefi, güçleri
Demirel'i alaşağı etmeye yetmedi ve bu kampanya Milli Takım'ın en büyük
başarısının şikeyle elde edildiğini yazmaya kadar varabildi.
Ben, o gün kılıçı çekerken Demirel'i savunmak için kuşanmamıştım, siz
nasıl Milli Takım'a çamur çalarsınız diye çıkmıştım ki, HınçAlmacılar
ile Gökçe'nin medyadaki gizli-açık kudretlerine karşı, benden başka
cesaret edip bunu yapabilen de olmamıştı.
Fakat bu yıpratma kampanyası diğer yandan da Demirel'in şahsi
meselesidir, gider mahkemede hesaplaşır, kapıya adam diker içeri sokmaz
yapabiliyorsa...
Dolayısıyla, Dünya Şampiyonası öncesinde
kalkıp ''Eleştirecekler gelmesin'' diyemez. Ne yapılacak?!
Tribünden 10 tane Karpuzcu indirsen farketmeyecek İran'a 50 attıktan,
Yeni Zelanda'ya 20'yi yazdıktan sonra iyi, arş-ı âla diyecek;
Sırbistan'a 8 Ağustos'ta çarpılınca da ''Kendimizi turnuvaya sakladık''
gevreğini mi yiyeceğiz?!
Ben, geviş getirmesini sevmem, boşuna övmem, Demirel'e düşmanlık olsun
diye Milli Takım'a, Tanjevic'e hainlik olsun diye Fenerbahçe'ye
saldırmam... Ne görüyorsam onu yazarım...
O yüzden, kendi paramla aldığım Ankara grup ve İstanbul
kombinelerimi basketbolu seven iki miniğe verip gitmeyeceğim.
Yalnız, daha önce yazdığıma benzer bir şeyi repeat edeceğim
ki, herkesin aklının köşesinde bulunsun.
Eğer, bu takım 2009 Polonya Hezimeti ve önceki 2003 İsveç Faciası, 2005
Sırbistan-Karadağ Trajedisi'ndeki gibi oynar...
Mehmet Okur'un yokluğunu
doldurmaya gönüllü görünen Semih Erden, Shaq
gelse beni kesemez, Doc Rivers'tan aşağısı bana laf geçiremez
havasında, Sırbistan hazırlık maçındaki gibi Tanjevic'e hareketler
yaparsa, geçmiş turnuvalarda yaşandığı gibi takım birbirine düşerse...
Burası ne İsveç, ne Sırbistan-Karadağ, ne Polonya...
Burası Türkiye, adam devşireceğinize aklınızı başınıza devşirin, sonra
tribünler aşağıya iner!
Macbeth'in Cadıları gibi... Söylemedi demeyin...
Büyük Birnam Ormanı, Dunsinane Tepesi'ne gelmediği sürece...
|