Bahar yorgunluğu, Bahar Klasikleri
Tunç Özgörener'in köşesi Tunç Özgörener'in yazısı Tunç Özgörener'in yorumuBahar yorgunuyum... Ağzına sürekli mama verilmiş bebek kadar tamamen doymuş, parmağını bile kıpırtamayacak halde, tatlı bir rehavet içindeyim. Bulutlu ve soğuk havalara bakıp daha bahar gelmedi bir türlü, içimiz kasvet, ruhumuz depresyona meyilli git başımızdan diyebilirsiniz... Fakat, benim her baharki klasik yorgunluğum başka...

Mart ayı Çılgınlıkla geçer, Nisan'da 5 randevu
beklenir... Nisan sonu Mayıs başında 15 kırmızı, 6 renkli, 1 beyaz topun peşine düşülür; Mayıs finallerin zamanıdır, Mayıs sonu Haziran başında Paris'in toprakları üzerinde Haziran sonuyla Temmuz başında Londra'nın çimlerinde geçer günler. Temmuz'da yollara düşülür son durak Champ-Elysees'dir... Eylül'den Kasım'ın sonuna kadar hızın esiri olunur..   Bookmark and Share

Caddebostan sahilinde ülkenin medar-ı iftihârı bir yarış için antrenman yapan yabancı bisikletçilere, trafiği tıkadılar diye küfür edilen memlekette, sporu sadece futbol topunun çapı kadar gören şakşakçı güzide ''spor medyamız'' kadarsa dünyanız, Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu'na dair nacizane tavsiyelerim de, bunları takip etmem de size mânasız gelebilir. 
Twitter KonuMankeni
Oysa kalbimde ve hayatımda hepsinin ayrı bir yeri vardır. NCAA Mart Çılgınlığı'ndan Nascar Chase'e dek... Fakat bisikletin tarihi Bahar Klasikleri, 5 kraliçe özel zevklerim arasındadır. Ronde van Vlaanderen, Ana Kraliçe Paris-Roubaix, Ardenler Üçlemesi Amstel Gold Race, 1896'dan kalma La Flèche Wallonne ve ''Duayen'' 1892'den beri geçilen Liege-Bastogne-Liege...

Bisiklet sevicileri için hepsi de one-day-stand'dir, senede bir gün buluşulur, hazzın zirveye çıktığı özel yerleri vardır, herşey hızla yaşanır biter.
Eski sevgililer hakkında konuşmak gibi, her sene anlatılacak hikayeler çıkar, zaten hepsinin nesiller boyu aktarılan efsaneleri, kahramanları vardır.

Parke yollardan, tozlu topraklı patikalara, daracık sokak aralarından, duvar gibi yokuşlara, tek günde 32 kısım tekmili birden aşk, ihtiras, kan, gözyaşı ne istersen bulursun.
Aslında, itiraf etmek gerek ki temaşa zevki kadar sado-mozoşist bir hazcılık da var işin içinde.

Hepsi de kendine has karakterleri olan ''pislik'' sevgililer gibidir, süründürür,
hayatı boyunca platonik bir aşkla onu elde etmek için yanıp tutuşan, herşeyi göze alan ama hiç bir kere bu hazza ulaşamayan pedallar vardır. Siz de onların acıları, bir uğurda düşmeleri kalkmaları, hırsla saldırmalarını zevkle seyreder ne kadar fazla acı olursa o kadar keyif alırsınız.

George Hincapie'nin 
söyledikleri belki de herşeyi özetler, ''Her gece rüyama giriyor Paris-Roubaix'iyi kazanmışım, uyanıyorum, acı gerçek ağlıyorum''...

Düşünebiliyor musunuz 1994'den 2011'e, ''Big George'' denilen artık kariyerinin sonbaharında koca bir adam dramı ve emin olun pedal basabildiği sürece gelecek ve her seferinde canını dişine takarak talihsizliklerle boğuşarak kazanmaya çalışacak.


Tour de France'in Lantern Rouge'u, Kırmızı Fener'i yani sonuncusu Johan Van Summeren'in 2011 Paris-Roubaix'iyi kazanması; 2010'da ''İsviçre Çakısı'' Fabien Cancellara'nın Mons-en-Pévèle'de motor takılmış gibi atağıyla ''Fasulye'' Tom Boonen'i ekince, yarış sonrası bisikletinde gizli motor var dedikoduların çıkması, işin Fransa Turu'nda bütün bisikletlerin X-ray'den geçirilmesine kadar varması az hikayeler değildir.

Bahar Klasikleri'nin büyük turlardan ya da büyük turlar içindeki zorlu etaplardan seyir farkı, herşeyin 1 günde olup bitmesinden ziyade değişmez karakterleri taşımaları ve pedalların bilerek yola çıkmaları bir uğurda herşeylerini ortaya koymalarıdır.

Fransa Turu'nda bir favori bir etapta Pelaton içinde saklanabilir, karakter seçebilir, tırmanışçıların günü, sprinterlerin günü ayrıdır fakat burada ya varolursunuz ya da yok. Yahut Kraliçe sizi yok da edebilir âbâd da...

Mesela 
Paris-Roubaix'nin daracık parke Arenberg yolu... Pedalların Cehennem Yolu'dur fakat sen seyrederken göktüzünde bulut ararsın istersin ki yağmur yağsın, çamur olsun her taraf bir de onunla boğuşsunlar. Chris Horner'ın dediği gibi ''Tam bir delilik!''tir...

Yahut 80'lerde bütün gayretine ve mutlu sona çok yaklaşmasına rağmen bir kere olsun kazanamayan Theo de Rooij'in vakti zamanında dediği gibi: ''Tam bir saçmalık, inanılmaz çalışıyorsun, durup işeyecek zamanın yok, çamura düşüyorsun, sürekli patinaj yapıyorsun, büyük delilik...'' Bunu söyleyen ve geçirdiği kazada orasını burasını parçalamış birinden ''Gelecek sene de yarışacak mısın?'' sorusuna be cevap vermesini beklersiniz? Cevap:''Tabiii kiii! Bu dünyanın en güzel yarışı!''

Mesela
La Flèche Wallonne'da Mur de Huy - Huy Duvarı'dır zevkin zirvesine çıkılan yer, hele ki üçüncü ve son geçişi...

O ânı beklersin aslında bütün yarış orası içindir.

Niceleri oraya kadar varıp tam kazanıyorum derken tükenmiş tık nefes yanından geçenlerin ardından bakakalmıştır. Sen oraya bir kişinin uzak ara girmesini rahat rahat çıkmasını istemezsin, piranha sürüsü gibi saldırsınlar, bir kadının eteklerinde yanıp tutuşan aşıklar gibi birbirleriyle dövüşsünler istersin.

Yahut,
Liege-Bastogne-Liege'in son zirvesi %11'e varan eğimiyle Cote de Saint Nicolas'ı... Bizim çocukluğumuzda Bugi-Bugi derdik, zamanın Küçük Çiftlik Parkı'ndan kalma yadigâr bir laf ama roallercoaster dersem daha iyi anlaşılır Liege-Bastogne-Liege öyledir, uzun olmayan ama sert tırmanışlar, kısa ama düşüş gibi inişler, bir çıkar bir inersin, tempo tutturmak, vurup gitmek mümkün değil, hem iyi tırmanışçı, hem iyi inişçi, hem süratli hem de dayanıklı olmak zorundasın.

Bütün bunlar da yetmez en küçük bir mekanik arıza seni safdışı bırakır, bütün çabalarını siler atar. Hani bir yanlış söz veya mimik ile anında terkedilmiş gibi kalakalırsın. 


Kitaplar dolduracak kadar hikâye çıkar klasiklerden anlatmakla bitmez. Dolayısıyla yerli malı yurdun malına geçelim.

Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu... Çok net yazacağım, olaya hamasetle değil de gerçek bir bisikletsever, takipçi gözüyle bakarsanız
hatta bir yabancının bakışıyla...

Madem ki, biz bu turu tanıtım maksatlı düzenliyoruz, ''şişkebab güzel raki güzel''ci turist değil de ciddi bisiklet takipçisi gözlüğüyle bakarsanız, sadece Alessandro Petacchi ne yapmış diye merak edersiniz o kadar.

Bir kere Duayen yarış Liege-Bastogne-Liege'in olduğu güne startınızı denk getirmek hem gelebilecek 1. sınıf pedalları kaçırır, hem de göreceğiniz ilgiyi azaltır.

Twitter'da Trending: Worldwide olan bir
Liege-Bastogne-Liege ile hem de Philippe Gilbert figürü varken aynı gün başlamak gerçekten anlayabileceğim bir şey değil. Takvim sıkışıklığı bir sebeb değil bence.

En büyük mâkam'a ithafen düzenlenen herhangibir şeyin aynı ihtişâmı, şâşâyı taşıması gerektiği inancındayım.

Dolayısıyla, himâye edilmesi güzel olsa da, düşük kategoride bir organizasyon olduğunu düşünürsek, isim-ünvân büyük kalıyor.

Süper Lig, 1. Lig, 2. Lig derseniz 3. Lig'e bu ismin verilmesi gibi.

Bir şeyin tanıtıcı etki göstermesi için seyredilmesi gerekir.

Reklamın iyisi kötüsü olmaz mantığından ya da reyting uğruna herşeyin yapılması mantar'itesinden bahsetmiyorum kuşkusuz. Fakat tanıtımın yurtiçinde bile tam yapılamadığı da âşikâr.

Bisikletseviciler elittir, gurme gibidir. Dolayısıyla iyi ve lezzetli ve de doyurucu bir şey sunmanız gerekir.

Çok hassas tartılarda organizasyon yapılması gerekir.

Alexandre Vinokourov çağrılmış gelmemiş mesela... Şu kadarını söyleyeyim bu Kral Kupası finali varken Messi'yi gösteri maçına davet etmek gibi birşey.

Alexandre Vinokourov, çok sevilen bir ''karakter'' değildir, doping olayı sonrası tavrı ile de antipatiktir. 
Liege-Bastogne-Liege'i kazanıp itibârını geri kazanmaya çalışmıştı 2010'da. Çıkarttığı yarış müthişti, başkası yapsa ayakta alkışlanacak bir performanstı fakat Kazak pedal, çıktığı kürsüde yuhalanmıştı.

2011'de tekrar kazanmak istemesinin dışında yazılı olmayan kurallar gereği en son kazanan pedal ünvânı ile eğer bir sakatlığı yoksa orada olmak zorundadır. Başka yere çağırmanızın, davet etmenizin cevabı bellidir. Üstelik, size bir itibâr katacak biri de değildir.  

Yine de bu yılın edisyonunda Türk Milli Takımı'nın olmaması belki de en isabetli karar. Bir organizasyon yapıyorsunuz, en büyük mâkamın adını veriyorsunuz, gelenler ikinci üçüncü takımlarını gönderiyor ve sizin Milli Takımı'nız burada başarısız oluyor... Aklı selim bir karar.

Takvim sıkışıklığı mevzuusuna gelince Vuelta net bir örnektir, baktılar olmuyor Ağustos sonu Eylül başına taşındılar. Haziran ayı var Tour de France öncesi 1 haftalık bir tur için, Eylül sonu Ekim başı var... Mart ayı var...

Üstelik son 1-2 yıldır yazdığım gibi cazibesini arttırmak, ölçülü ve aynı zamanda sansasyonel olmak gerekiyor.

Nedir? Kuşadası'ndan başlanıp Turgutreis'e gidiliyor. Buranın neresi, nesi ünlüdür? Efes'i ve Meryem Ana'sı... Efes'ten parkuru geçirip Meryem Ana'nın evini de kullanıp sansasyon yaratırsınız. Gelenlerin çoğu takdir edersiniz ki Hıristiyan. Meryem Ana da haç yeri. Pedalları Hacı yaparsınız.

Ismarlama yayın ve haberler yerine bütün Batı'nın gözü sizin üzerinize döner, otomobil farı görmüş gibi olurlar.

Yolları hiç dert etmeyiniz, Tour de France bile işe fazladan adrenalin katmak için Paris-Roubaix'nin Cehennem Yolu Arenberg'i kullanmadı mı 2010 edisyonunda. Hazırlarsınız parkuru olur biter.

Fethiye'nin neresi meşhurdur Baba Dağı... Fransa Bisiklet Turu'nun efsanevi tırmanışları Alpe d'Huez, Col du Tourmalet gibi olur. Yolu kötüdür zirvesi müsait değildir, olabilir ama organizasyon mümkün kılmaktır.

Eğer atlamak için çıkılabiliyorsa, bisiklet yarışı için de çıkılır hele ki asfalt olursa.


Dolayısıyla anlatılacak hikâyeler, efsanevi yerler ve oralarla anılacak kahramanlar yaratmak gerek.

İstanbul şehir içi etabı ile başlamak yerine elinizde her yıl yapılan Şafak Ayini ve anma törenleri varken turu Çanakkale'de başlatır, Anafartalar'dan alıp İstanbul'a götürür, İstanbul şehiriçi sonrası, Efes-Meryem Ana, Ölü Deniz-Baba Dağı, Noel Baba... 32 kısım tekmili birden ne ararsan var olur.
                                                    26 Nisan 2011 Olmayan 26 Nisan 2011

Tunç Özgörener'e ulaşmak için
 En Son Yazısı
Asıl bizim ruhumuz davacı!
Başka kabusların insanları
Michaelin Yıldızı olmadan
Master değil anca KastırChef olur
Al sana desibel desibel
bağırtma rekoru
Bülent Korkmaz neden ''Kaptan Bülent'' oldu da Arda  Turan neden...
Sanat hayatın alışveriş torbasını hafifletmek için midir
Fenerbahçe neden elendi
Kadına Karşı Şiddete Evet!
DallayDallama Der ki:
Kadınların %99'u
Ey Ruh geldiysen üçlü çektir!
Yedi Kocalı Hürmüz ile
Dünyayı Kurtaran Adam...
Facebook duyarlılığı yerine gerçek kampanya yapın!
Iverson ile Coaching Hastalığı Rehberi
Wikileaks belgeleri Julian Assange,
Yeni Arabistanlı Lawrence
Atatürk hangi takımı tutuyordu
Hagi ile Rijkaard'ın ne farkı var...
Tarkan'la yatak odası belgeseli
Hayatta yapmak isteyip de yapamayacağım 10 Şey
En son sevindiğinde ne olmuştu?
Hagi kuş mu konduracak?
Fatmagül'ün pardon Kadın Basketbolu'nun suçu ne?
Gandalf'ı beklerken Saruman gelirse
5 dakkada Beşiktaş
15 dakkada 1 buçuk modern sanat...
İsmet X-Bilen'in günahı ne?
Sarpi, küçük Hiddink, Yaşam Coachluğu Merkezi  buyrun!
Bir Baldırı Çıplak, Bir Komik, Bir Edi etmezsin sen Kenan!
Bize daha çok deli gerek Kenan!
Asiye Basketbol nasıl kurtulur?
Yuhalamanın dayanılmaz hafifliği
ve bir garip Leyla
Övünür müsün Dövünür müsün
Marslılar gelse Fisher Humması olur
Ucuz sıyırdık
Hedef Coni ama...
Sözlerimi geri alamam...
Dehşet Yolcuları
Dağ Başını Duman Almış
2. Zafer Bayramı olsun!
WC'de Kaderimizi Çizecek 10 Şey
Dev Aynasından bakıp ruh obezi olduk
Hababam Sınıfı Korosu Galatasaray için söylüyor: Fesüpanallah
Ertan Hatipoğlu ve mailleri
Ne olacak bu 12 Dev'in hâli?!
Büyük Birnam Ormanı'ndaki İrlandalılar... Tribünler aşağıya inmediği sürece
Memleket, Meseret meselesi ve Kopkoplaşmak
Rijkaard, Gandalf ve Büyük Birnam Ormanı
Sanatla yoğuşmak istiyorum
Türk bisikletseverinin zenci düşkünlüğü ve Caner Eler
Hayatta özendiğim tek adam...
Ruh İkizimi bulamadım Yuh İkizim ile...
NBA Final-7: Hakem kararıyla
NBA Final-6: Kobe neden sevilmiyor
NBA Final-5: Beraber ve Solo
NBA Final-4:
Ağlamayan Bebeğe meme yok
NBA Final: 2 numaralı adam görevde
NBA Final: Komedi Dans Üçlüsü
NBA Final: Minik Kelebek'le Yasaklar
NBA Finali'nin kaderini çizecek 10 şey
Aynen indiraGandi
Dany'yi tanıdım da...
Bu mor fil yavrusu kim?
Queen LeBron NotKing James!
LeBron James Kral mı Palyaço mu?
Şenol Güneş'ten özür diliyorum
Aldatıldım
1 Mayıs...
Mahallelinin vazife çıkartma günü
Raffi Portakal ile antini kuntinler
Crucible Poker Face Steve Davis,
Volkan Konak'lar olsun
Neremiz düz ki?
Timsahlar neden düzdür?
CERN komplosu
Roma'yı da biz yaktık!
Bogdan İşler
Galatasaray'a Başkan'san
Galatasaray'dan Hınç'Almacı Yazarlık
GDO'lu Atatürk'ler... Sevr'edeceklerdi...
Türkler kaç Sioux kaç İnuk öldürmüştür evladım?
Hepimiz... Angelina Jolie'yiz!..
Portakal ile memleketi kurtarmak
Mukayeseli sanat tarihi dersi:
Semiha Berksoy-Leyla Gediz
14 yaşındaki kızın söylememesi
gereken şarkı
En ucuz ve en aptal
cep telefonu sapığıyım
Nerede öldürülmüştü?
Monşerlerin çıkartması gereken ders
Şenol Güneş istifa!
Fotoğraf bir sanat mıdır
2012, aslında 2012 değil... VII. Bölüm
2012, aslında 2012 değil... VI. Bölüm
2012, aslında 2012 değil... V. Bölüm
2012, aslında 2012 değil... IV. Bölüm
2012, aslında 2012 değil... III. Bölüm
2012, aslında 2012 değil... II. Bölüm
2012, aslında 2012 değil... 1. Bölüm
Sarımsaksporluluktan Nasibini Almamışlar
Kankırmızı kapkara bir günün hâtıratı
BaşPagan Hermann Nitsch ile Fugu
10 Para etmezsiniz!
Daum ile Doping
Derbiye dair korkularım
Kim dedirtmişti? Yendik mi lan!
Tecavüz edip takdir edilmek istiyorum!
Kokusuz Noa Noa;
ezik domates, kırık yumurta tablosu
Kırmızı giyen kadınların
propagandist Bienali
New York Modası ve Kunta Kinte Kız
Kanlı para ve yıkılan anıt
Eski Zamân Şiirleri(m)
Tâlih ile Kör Sâlih ve Memleketin hâli
Sahibinden satılık Yiğidim Aslanım
Bir taktirnâme hediyesi olarak
Hirst bisikleti
Eyfel'den aşağıya para saçmak...
Bu ülkenin en iyi vatandaşları sigara ve içki içenleridir...
Arkaik Gençliğimin
Ölen İkonları'nın Kitabı
Efes Pilsen Neden şampiyon değil?
Çinli Kız Zenci Çocuğu görünce...
Taraftarlara kurs
Yenisi gelene dek eskisi unutulacak bir cinai kurbân...
Şişman Kadın, şimdilik gelemiyor şov devam etsin...
Lafeden taş olur!
Adab-ı muaşeretten nasiplenmemiş Fransızlar...
Dita von Teese'e yapılan suikastı tel'in ediyorum!
''Ailecek Okunabilecek Kitaplar'' Kılavuzu
Ne olacak bu Memleketin pardon Galatasaray'ın hâli?!
Anlat evladım, şair bu şiirinde ne anlatmak istemiş!
Elif Uraz Panorama Pasaj, Şükran Moral, masaj, olmayan Brecht...
1 gönülde 2 karpuz
Getirdiler o kupayı!
İntihâra meyilliyim!
Bırakın çocukların top peşindeki hayallerini!
Ne mutlu Türküm diyene!.. Diyemezsin...
VPP; Very Party People...
Ben, takımda salakla avanakları istiyorum!
Flaş! Flaş! Onun Bunun Günlüğü...
Haydi topluca Lincoln'ü kaşıyalım...
Boşuna konserler serisi
demokratik soğanlar, altın laleleri...
Timsah Ezmesi
Çamur güreşi... Playboy ve Bask...
Ateşli geceden kalanlar
Bir ölümün Marka Değeri ya da Ruh Obezitesi
Teyzem bu maçı seyretmiş midir?
Pamuk, silah parasını iade eder mi
Ruhumu yıkamak istiyorum...
Bilimin kıçına şaplak
Azmettirici Dereli, uşak Skippe Bey...
Lovegrove Fantezileri
Hatamla Sev Beni (1.12.2008)
Aynı Nakarat (28.11)
İnsan Neyle Yaşar? (27.11)
Yüreği olan ilk taşı atsın! (17.11)
Kanarya, Aslan'a iade etti (17.11)
Neden? Mustafa! (5.11)
Daralkız Elina'nın... (3.11)
Silah Zoruyla (30.10)
Eurosport'un süper ikilisi (27.10)
Afakanlar basa basa (24.10)
O bir dakika keşke (21.10)
Made by Ersun (20.10)
Gel de Hakan Şükür'ü (16.10)
PEK Contemporary (16.10)
Yaylalar! Yaylalar! (12.10)
Aslan, ultimatomu verdi (12.10)
Ertelenmiş bir mağlubiyet (06.10)
Çarpık internetleşme (30.09)
Acınız Acımızdır... (28.09) 
Manah Manah (22.09)
Kurbanlık Koyun (22.09)
Bekle Bizi Saraçoğlu (19.09)
Aslan, Ragbi, Patton (14.09)
Yalçın Doğan Yanlış Biliyor (12.9)
Çirkefe Bulaşmadık (11.09)
Erivan'ın Neyi Meşhurdur (08.09)
Sıfırıncı Gün Canlı Yayını (01.09)
Çifte Standart (27.08)
Dikkat! Tehlikeli Madde (23.08)
Füzyon Aslan (18.08)
Sevimli Siyah Tavşan'ım (16.08)
Önümüzdeki maça (14.8)
Hu Ha 12 Leyoner Adam (11.08)
Seks Hayatı Olmayan Tavuk (9.8)
Yapay Venedik'te başımıza (7.08)
Hormonlu futbolun... (4.08)
Mazoşist Değilim (1.08)
TSM Korosu (1.07)
Uğursuzlar (26.06)
Paul Pierce, Dumansız hava Sahası'nı ihlâl etti (22.06)
Kobi'ş Kuhn, Bili Bili ic (21.06)
Tavuk Şaşkınken (16.06)
Puro içilmeyen ilk final (13.06)
Çekler 5 çekse (12.06)
Potada Yılın Gayet Subjektif (9.6)
Ve Emre ve Oray ve Orhan... (6.6)
Yalnız ve Güzel Ülkem (26.05)
Sanatsal Vaziyetler (21.05)
Sanatın Utanç Günü (17.05)
Fener'in İmparatoriçeleri (15.5)
Şampiyonluk Totemcilerin (12.5)
İlhan Amca'm Evde mi? (24.03)
Bay Boş (21.3)
Dünyanın en hızlı yarım mili (17.3)
Hacienda Çaplı (8.02)
2007'nin Top 10'u (3.01.2008)
KonuMankeni.com... Post-modern dünyamıza dair günlük İnternet dergisi... Tunç Özgörener'in multisportif gayet kültürel yazılarından, Anıl Çırpan'ın renkli dünyasına, Batya Ruso Galanti'nin İsrail'den mektuplarından şair ve yazar Metin Cengiz ile Osman Çakmakçı'ya... Basketboldan Sanata... Air Jordan'dan Hou Hanru'ya... Angelina Jolie'den Harry Potter'a... Futboldan Formula'ya, Lingerie Football'dan Fransa Bisiklet Turu'na... Dünya medyasından orijinal haberler, 3. sayfa güzeli Kültür ve sanat olayları, Kültür ve Sanat haberleri, vizyondaki filmler, tiyatrolar, sergiler, konserler Tarihe dair popüler ve antik bilgiler, belgeler, haberler, Alman Subayı Karl Von Kübel'in köşesi Yabancı ve Yerli Magazin haberleri, dedikodular Teknoloji ve bilim dünyası İnternet derginiz Konu Mankeni'ni kullanma kılavuzu ve bize ulaşma yöntemleri üzerine açıklayıcı, bilgilendirici ve dahi aydınlatıcı vs vs vs bir bölüm