Azmettirici
Dereli, uşak Skippe
Bey...
Biraz
''Kung-Fu Fighting''; biraz ''İyi, Kötü, Çirkin''; biraz ''Freddy'',
biraz da ''Kopya Cinayetler''... Neyse... RTÜK neyse ki burada yok,
hakem eleştirebileceğiz. Seri katil gibiydi, önce futbolu, sonra Skippe
Bey'in de katkılarıyla Aslan'ı öldürdü Selçuk Dereli.
(Önce futbol ardından, Yapaylaştırılmış taş bebekler PS'i mevcut...)
Bu Kopya Cinayetler'e alıştık aslında, yeşil sahalar üzerindeki
hayatımızın bir parçası haline geldi; hangi hafta kimin boğdurulacağı
belli olmuyor, Elm Sokağı Kabusları gibi ligimiz...
Lincoln'e rol yapıyor diye sarı kartı gösterdiği pozisyonda penaltı
düdüğünü çalmayan adam için söylenecek 2 laf vardır; ya kötü niyetlidir
ya da hakemlik yapmak yetkinliğine sahip değildir...
Siz sahaya kara gömleği giyip ağzınıza düdüğü alıp çıkacaksınız
istediğinizi yapacaksınız ve eleştirilmeyeceksiniz, o zaman oynanmasın
bu maçlar yormayın milleti boşu boşuna...
MHK, eğitim programında ''bu penaltıdır'' diye ne gösteriyor
bilemiyorum. MHK'nin faul kavramı nasıldır onu da
bilemiyorum! Mesela kafa topuna çıkıyorum diye kafa atıp kafa yarmak,
mesela karnının orta yerine uçarak tekme atmak onların eğitim
programına göre ''faul'' tarifinin dışında mı kalıyor?! Yoksa Kayseri
yapınca ıslık çalarak görmemiş gibi havaya mı bakılıyor...
Adam kafa atıyor, kendi kafası da yarılıyor ama maç boyunca vurmaya
devam ediyor, kart görmüyor! Baros yedek kulübesine doğru giderken
Eren, arkasından koşup son bir kez daha vurayım da içimde kalmasın diye
saldıracak diye korktum... Ona kart yok! Can havliyle, yandım diye
çıkışan Baros'a var... Bunun futbol içindeki sertlikle filan alâkası
uzaktan yakından dahi yok. Gaddarlık...
Geçen hafta Bülent Uygun, Tolunay Kafkas'a attığı tekmeden dolayı -ki o
tekme de olacak iş değildi- kırmızı kart gören Furkan'ı alnından öptüğü
için kınamıştı.
Görünen o ki Tolunay Kafkas, tekvando, judo, karate antrenörlüğü ile
futbol antrenörlüğünü karıştırmış, oyuncularına ölçüsüz şiddet
uygulatıyor. Hadi, Furkan'ın yaptığı kasti değildi kontrolsüz hareketti
diyelim; Eren'in Baros'a yaptıkları neydi Ali Sami Yen'in çimleri
üzerinde?!
Cangele, dersen kan getirecekti neredeyse fonda kasap havası çalacak...
Tolunay Kafkas'ın acilen futbol sınırları içine dönmesi gerekiyor.
Maçtan sonra ''Gerçek gücümüz bu değil'' demiş ki sahadaki oyunlarına
bakınca dehşet verici bu söylediği!
Gelelim Skippe Bey'e...
Baros'u almak kadar büyük bir hata olamazdı. Tamamen geriye iplere
yaslanıp gelecek darbelere açık hale gelmekten başka bir şey değil.
Nonda topu tutabilen taşıyabilen biri değil, hele bir kontraatak
pozisyonu vardı ki topu alamadı önüne, aynı pozisyonda Baros olsa, topu
alıp kaleye Touch-down yapardı.
Baros çıkartılmasa, Kayseri de bu kadar oyunu Galatasaray kalesinin
önüne yığamazdı. Aslan, Selçuk'a rağmen derede boğulmazdı ama Skibbe
Bey'in gafleti de cinayeti kolaylaştırdı.
PS: YAPAYLAŞTIRILMIŞ KAĞIT BEBEK
Moda dünyasının ve onun yüzlerinin bir yansıtılış biçimi vardır. Kalıp
gibidir, bir nevii maske. O yüzden de ''Kağıt Bebekler'' denir ya.
Nişantaşı'nda bizim deyimimizle ''Biçki Dikiş Kursu'', ''Kız Geliştirme
Yurdu'', resmi adıyla ''Kız Meslek Enstitüsü'' vardı. Sadrazam Sait
Paşa Konağı'dır aslında, vakti zamanında. Yanılmıyorsam, Nişantaşı ve
civarında kalan 2 konaktan biriydi ki diğerinin Eşref Paşa'nın metruk
hali bizim çocukluktaki oyun bahçemizdi, kafa karış, cicoz günleri,
neyse konuyu dağıtmayayım.
Bir-iki kuşak Nişantaşı gençliğinin hayatında hayli geniş ve renkli bir
yer tutmuştur, Sadrazam Sait Paşa. Sonra konservatuar oldu ki, benim
lise çağlarım da o günlere denk gelir. Bir gün yandı, uzun zaman da
kapalı kaldı, yangın şaibeliydi. Günümüzde restore edildi ama tam aynı
değil. Şimdi, İstanbul Moda Akademi adıyla bir nevii eski işlevine
devam ediyor ama sergiler, konferanslarla kültürel bir hayatı da var.
Bugünlerde Akif Hakan Çelebi'nin fotoğraf sergisi var. Başta söylediğim
gibi, moda dünyasının bildik bir yansıtılış biçimi vardır. Çelebi
bununla oynamış.
Beyoğlu'nun arka sokakları, Tarlabaşı gibi merkezin kenarında,
kıyısında hatta dışında kalmış gettovari sokaklarda çok parlak
-muhtemelen photoshop vasıtasıyla canlandırılmış- janjanlı
renklerdenabartılı kıyafetler içinde donuk, hani çocukların
bebeklerinin suratına kalemle yaptıkları gibi makyajlı, bir nevii
''yapay''ın daha da yapaylaştırılmış ifadeleri var modellerinin.
Çocuğun suratını boyadığı oyuncak bebeklerin canlanmış hali gibi
duruyorlar. Çok yeni bir şey mi değil ama enteresan bir sergi,
Nişantaşı'ndayken girip bir bakabilirsiniz 20 Şubat'a kadar. Binanın
kendisiyle birlikte garip bir tezat oluşturuyor.
|