Bir caz konserine kim gider ya da
bir caz festivalini kimler takip eder? Hiç kuşkusuz bazı istisnalar,
özentiler, meraklılar hariç o toplumdaki daha elit kültüre, zevklere
sahip olanlar yahu olmaya çalışanlar diye genel bir cevap verilebilir.
Peki, bir caz konseri veya caz festivali nedir diye garip bir
soru sorsak... Buna belki 1930'larda olsak kolay cevap verilebilirdi
ama post-modern günümüzde mümkün değil. Böyle bir giriş yapacağım ki,
sonda söyleyeceklerime bir takım aklı evveller birtakım yaftalar
yapıştıramasın...
Eğer
bir dönem Life is Life ile çok ünlü olan Opus'unki ile saymaya
başlarsak, 80'li yılların sonundan beri İstanbul Festivali günlerinden
bu yana Akbank Jazz, artık olmayan Yapı Kredi Sanat Festivali,
Parliament Jazz'a dek pek çok konsere gittim. Sayısız anı var elbette,
isimleri yazmak bile çok uzun bir liste olur ama tarihi olanları da
ayrı bir yazı yapacağım.
Caz dediğinizde,
sanattaki pekçok alanda olduğu gibi klasik devir çok geride kaldı. Aslında,
bugün torunun torununu görmüş bir büyükanne gibidir. Bir zamanlar
Be-Bop ortaya çıktığında kopan fırtınanın üzerinden sayısız kasırga
yaşandı. Caz
ülkesinde sadece atonal, emprovize gibi klasikdışı tarzlar değil Dünya
Müziği denilen etnik müziklere ve hatta Zekai Dede Efendi'nin,
Itri'nin bile yorumlanabileceği çok geniş bir alan var.
Dolayısıyla, biraz
plastik sanatlardaki klasik örneklerin karşısında modern-sanat
dediğimiz piyasanın ürünleri ve durumları; bienaller etrafında dönen
sanat tartışmalar yahut klasik şiir ile modern şiir formları, akımları
arasında yaşanan manifestolarla birbirini reddetmeye varan çatışmalar
gibi çözümsüz bir sanat tartışmasına gireriz ki, çıkmak mümkün değil...
Fakat
şunu söyleyebiliriz, bir Rembrandt Harmenszoon van Rijn tablosu ile bir
modern-sanat sergisinde görebileceğiniz ''ben yaptım oldu
enstalasyonu'' arasında büyük bir fark vardır.
Mesela, üzerinde insan portreleri olan domino taşlarını dizer sonra da
yıkarsınız, buna da Ortadoğu ve Arap Coğrafyası dersiniz, sonra da
sergilersiniz... Fena fikir olmadı bunu bir sanat galerisine ilk
kişisel sergim olarak teklif edeyim...
Caz da giderek buna dönüşmeye başladı kuşkusuz, çık 5 kişi sahneye
üfle, vur, arada böğür, bu da atonal emprovize olabilir... O kadar ince
bir çizgi var ki... Yalnız bunu söylerken, Chico Freeman ve John Lurie
& The Lounge Lizards hayranı olduğumu da belirtmeliyim.
Fakat iş Dünya Müziği, etnik müzik kısmına geldik mi ben, biraz
duruyorum; İzmir Torba gibi gibi geliyor bana... Yani kalkıp bildik
türküleri Flamenko tarzıyla söylemek enteresandır ama caz festivalinde
olmalı mıdır, işte bence bu tartışmalı... Daha da tartışmalı olan, bunu
veya benzerini yabancı biri yaptığında, mesela İrlanda Halk Şarkısı'nı
Flamenko ya da farz-ı mâhal Beat tarzında coverladı diye kabul görmesi,
yerli birinin burun kıvırmayla karşılanması... Tabii, işin ölçüsü neyin
kabul görüp görmeyeceği de ayrı bir tartışma...
Bu sene özel nedenlerden dolayı konserleri takip edemedim ama
edebilseydim de, İstanbul Caz Festivali'ndeki Mujeres de Agua Suyun
Kadınları konseri benim listeme girmezdi.
Malum, konser olaylı geçmiş; konserde sahneye çıkan Aynur Doğan'ın
kürtçe ağıt söylemesine tepki gösteren yuhalayan, sahneye cisimler
atanlar, İstiklâl Marşı'mızı okuyanlar olmuş, konser de yarım kalmış,
bu arada protesto edenleri protesto edenler de çıkmış...
İKSV ise olaylı konser sonrasında açıklama yayınlamış, ne demişler?! ''Yapılan
protestoların son derece üzücü olduğunu düşünüyoruz. Sanat ve kültürün
birleştirici rolünün unutulmaması gerektiğini, sanatın dilinin evrensel
olduğunu hatırlatmak isteriz''...
Hiç kuşkusuz İKSV'nin, isimleriyle müsemma bugüne dek İstanbul'un ve
Türkiye'nin kültür, sanat hayatına, piyasasına sayısız katkıları
olmuştur, bunun da ötesinde şekillendirmiştir. Benim kişisel tarihimde
bile Sinema Günleri'nden bu yana inkâr edilemeyecek, yadsınamayacak bir
yerleri vardır.
Buna karşın onların da hatırlamaları gereken şeyler var ve lafazanlık
edeceklerine özür dilemeleri gerek.
Dünyanın en prestijli gelenekli festivali hangisidir, kuşkusuz
bunlardan biri olarak Cannes'ı sayabiliriz. Ne oldu Lars Von Trier'i
tek bir lafıyla kovdular.
Nedir, sizce en prestijlisi Montreux Jazz Festivali midir diyelim...
Farzedinki El Kaide bir saldırı düzenlemiş ve 13 İsviçreli asker
hayatını kaybetmiş olsun...
Bir kere cenazelerin kalktığı günün gecesi eğlencenin e'sini
yapamazsınız ama hadi programı değiştirmem dediniz, farzedelim ki
programınızda daha önce El Kaide'ye en hafif deyimle sempatiyle baktığı
bilinen bir şarkıcı var, onu sahneye çıkartıp bir de Arapça ağıt
söyletemezsiniz.
Bunu bırak, dostluk konseri diye Kıbrıs Rum Kesimi'nde sahneye
çıkartılan Kıbrıs Türkü grubun başına gelenleri unuttunuz galiba,
kafaya sandalye âşkedildi!
Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir günde, böyle bir ortamda İKSV'nin
yaptığını yapamazsınız, yapmaya kalkışıp da doğal olarak tepki
gördüğünüzde, özür dilemek dışında, hiçbir hassasiyeti gözetmeden
kalkıp da ''sanatın dili evrenseldir'' diye abuk sabuk aklınız sıra
ders verir bir açıklama yapamazsınız.
Başta bir caz konserine kim gider, Caz Festivali'ni kimler takip eder
diye boşuna sormadım. O konserde bulunanların bir çoğu yıllardır bu
konserleri takip eden belli bir kalite ve zevkin üzerinde insanlardır
muhtemelen, sokaktan geçerken aaa burada çalgı şarkı var diye giren bir
kalabalıktan bahsetmiyoruz.
İKSV'nin ''Sanatın dili evrenseldir'' dersine muhtaç değiller.
13 şehit verilmiş, bir yandan bölücü terör örgütünün siyasi yandaşları
demokratik özerklik ilan etmiş, ülkeyi parçalamaya götürmek için çok
kanlı bir yolu açmış, Mehmetciklerimizin
şehit olduğu saldırı
üzerinden kendine gazeteci diyen ne idiğü belliler bitaraflarından
yalanlar
yazmış, dezenformasyon,
psikolojik savaş ne varsa yapılmış, yapılıyor...
Bu ortamda kürtçe ağıt mı dinleteceksin Caz Festivali'nde!
Bir de özür dileyeceğine lafazanlık yapacaksın...
Hayatta küfürbaz değilimdir, etmeyi hiç sevmem, ağzımdan kaçtığı
nadirdir... Açıklamayı okuyunca tumturaklısını savurdum!
16 Temmuz
2011 Olmayan 16 Temmuz 2011 |