Ateşli geceden çıkacak dersler...

Ne
garip bir yer haline geldi şu üzerinde yaşadığımız toprak... Farkında
mıyız... İnsani garabetlere dönüşmemizin tehlikesinin farkında mıyız...
Kendi hilkat'imizin dışına çıkıp amorf varlıklara ve ruhî obezlere
dönüştüğümüzün farkında mıyız...
Çok
sanal olduğumuzun çok sanal işler yaptığımızın, çok sanal yaşadığımızın
ve ruhlarımızı kaybettiğimizin... Cidden farkında mıyız...
Rahmetli
Haldun Taner'in ölümsüz eseri ''Sersem Kocanın Kurnaz Karısı''nın
sonunda toprağı bol olsun Tomas Fasulyeciyan'ın (*) tiradı vardır ya:
''Zaten
aktör dediğin nedir ki? Oynarken varızdır, yokolunca da sesimiz bu boş
kubbede bir hoş seda olarak kalır. Bir zaman sonra da unutulur gider.
Olsa olsa eski program dergilerinde soluk birer hayal olur kalırız.
Görooorum,
hepiniz gardoroba koşmaya hazırlanıorsunuz. Birazdan teatro bomboş
kalacak. Ama teatro işte o zaman yaşamaya başlar. Çünkü Satenik’in bir
şarkısı şu perdelere takılı kalmıştır. Benim bir tiradım şu pervaza
sinmiştir. Hıranuşla Virginia’nın bir dialogu eski kostümlerden birinin
yırtığına sığınmıştır. İşte bu hatıralar o sessizlikte saklandıkları
yerden çıkar, bir fısıltı halinde sahneye dökülürler.
Artık
kendimiz yoğuz. Seyircilerimiz de kalmadı. Ama repliklerimiz fısıldaşır
dururlar sabaha kadar. Gün ağarır, temizleyiciler gelir, replikler
yerlerine kaçışır… Perde !''
Bizim arkamızda böyle bir tirat bile kalmayacak.
Çarşamba
günü, o elim kazadan sonra olup biteni takip ederken ve ekip olarak
şartlı bir refleksle kendimizin ve dergimizi yayın tarzının dışına
çıkıp bir haber sitesi gibi hatta daha yoğun biçimde sürekli
güncellerken bir yandan da hep fonda bunları düşündüm.
Mesela,
saatler sonra yolcu listesi açıklandığında bir arkadaşımızın ismini
gördük, bir an kendi dışımızda olan şey bize de uğradı içimiz cız etti,
daha yeni baba olmuştu, ne kadar sonra, çok değil ama... Facebook'ta
status yaptı, isim benzerliğidir diye sevindik, olay bizim dışımıza
çıktı ya rahatladık...
''Herkes kendi Memet'ine ağlar'' (**)
öteden beri ama... Yaşadığımız ruh obezitesi çağında artık sadece
kendimize ağlıyoruz; ağlamamızı tedavül etmeye çalışıyoruz.
Bir uçak düşmüş, insanlar ölmüş Allah rahmet eylesin, mucizevi eseridir
çoğu kurtulmuş...
Sonrası tam bir tuhaflıklar panayırı...
İnsanlar
ölmüş, kalkmışlar THY'nin marka değerinin düşürülmemesi, yabancı uçak
firmalarına koz verilememesi gerektiğinden, düştü demememiz
gerektiğinden mecburi iniş yapıldığından vıdı vıdı vıdı...
Bunları
bir süre sonra farkettik, o kadar laf kirliliğinin içinden daha da
batmaya başladı bu sözler, bu araya sokuşturmalar, bu gizli reklamlar...
Düşmüş
sen ne dersen de düşmüş, insanlar dehşeti yaşamış, insanlar ölmüş, sen
kalkmışsın kıyas yapıyorsun: Amerika'da nehire uçağın nehire
indirilmesinden daha iyi bir inişmiş.
Komplekse bakar mısın?!
Ah, tam da THY dünya liderliğine oynarken, tam da Avrupalılar
kıskanırken bu kaza çok zamansız gelmişmiş!
Bana ne marka değerinin düşüp düşmemesinden, sana ne! Uçak düşmüş!
İnsanlar düşmüş!
İnsanlık bu kadar mı yere düşmüş?!
Sen bırak bunları, sen pilotsun!
Olaydan
5 dakika sonra çekilmiş ve yabancı medyada internet sitelerinde
gösterilmeye başlamış videolarda kefene sarılıp yanyana cesetler var!
Gir bak mesela Guardian'a...
Tabii Hollanda televizyonunun
söyledikleri doğru olacak, onlar çekiyor orada, neden ''Bunlara itibâr
etmemiz'' gerekiyormuş, sana mı itibâr edeceğiz! Bir de adamlara çamur
atıyorsun arada çaktırmadan ''maksatlı efendim bunlar'' diye, senin
maksadın ne?!
Bana ne, sana ne! Uçak firmasının itibârından... İnsan ölmüş insan!
Sen,
ABD'nin en hödük artistine milletin parasından milyon dolar para verip
reklam yaptırmanın itibâr olduğunu sanıyorsun... Beri yandan sen uçakta
kim var söyleye(bile)ne kadar ABD'li uçakta olan kendi vatandaşlarının
isimlerini açıklıyor.
Sen, öyle diyorsun böyle çıkıyor, görgü
şahiti uçak gelirken piste yangın söndürme araçları, ambulanslar
sevkedilmişti, karşılamaya gidiyorlardı diyor...
Uçaktan
mucizeyle çıkan yolcu ''Allah rahmet eylesin pilot abimize, biliyordu
düşeceğimizi toprağa sürdü'' diyor; sen herşey normalmiş...
Sen, marka değerini konuşuyorsun hâlâ insanlara değil ticari şeylere
değer veriyorsun!
Nasılsa raporu çıkana kadar 2-3 ay geçer balık hafızalıyız unutur
gideriz değil mi?
Bu kadar mı yandaşlık olur...
Bu kadar mı çıkar dünyası...
Kimseye ahlâki kumkumalık yapacak değilim ama herşeyin bu kadar tedavül
edilemesinden de hicap duyuyorum...
''Onuru için Ölen'' Behçet Oktay'a da Allah'tan rahmet diliyorum.
(*) Tomas
Fasulyeciyan;
Her
ne kadar Münir Özkul'la özdeşleşmiş bir ''karakter'' olsa da tiyatro
tarihimizin en temel taşlarından biridir, toprağı bol olsun... 1843
İstanbul'da doğup 1901'de İskenderiye'de vefat etmiş.
(**)
Tam hatırlamıyorum ama hikâye şudur, Zonguldak'ta göcük olur madende,
neredeyse bütün erkekler hayatını kaybetmiştir; kaymakam vali devlet
köye gelir, bakar ki bütün kadınlar dövünüyor ''Memetim Memetim'' ağıt
yakıyor; devletli bu Memet ne kadar sevilen biriymiş herkes ağıt
yakıyor der, yok efendim derler burada bütün erkeklerin adı Memet'tir,
herkes kendi Memet'ine ağlıyor...
26 Şubat
|