Aslan,
Ragbi, Patton ve Doğan

Herşey vardı, Ali Sami Yen'deki 90 dakika öncesiyle sonrasıyla... Yeşil
sahada Futbol, Amerikan Futbolu, Tekvando, Tiyatro ne ararsanız...
Galatasaray'ın Antalyaspor'a puan kaptırdığı ''Suare'' ile
başlayacağız, 2 kısa film olarak da Fatih Terim mevzu ve Ukrayna'da
gösteri maçı yapan Ay Yıldızlılar ile programımızı bitireceğiz.
Antrakta pop-corn tadında Yalçın Doğan'ın özür borçlu olduğu General
Patton'ın çiğnenen onuru var... Yalnız, hepsinden önce bir bu Pazar
Formula-1'i kaçırmayın notunu iliştireyim; Monza'da hele de yağmur
yağarsa son yılların en müthiş Grand Prix'sini seyretmek için en rahat
koltuğunuzda rezervasyon yaptırın. Formula'nın son ''Hız Pisti''nde
adrenalin patlaması olacak.
Ali Sami Yen'deki ragbi maçı için
baştan yazayım: Antalya'nın bu türden ''futbol''la maçın normal
süresini 10 kişiyle tamamlamış olması faciaya, katliama davetiyedir!
Yalçın
Ayhan'ın en son Aydın Yılmaz'a yaptığı hareket ancak Amerikan
Futbolu'nda olur ya da Buz Hokeyi'nde... Yeşil sahada yaparsan
Tahammüden Adam Sakatlama'ya girer. İkinci Sarı Kart filan değil cart
diye Kırmızı'dır!
Oraya kalmadan cezasahasında Servet Çetin'i
formasını üstünden çıkartacak kadar çeke çeke yere devirmesi, yerde de
formasını bırakmayıp sürüklemesi Futbol Oyun Kuralları El Kitapçığı'na
göre ne ceza gerektirir bilemiyorum tabii...
MHK'nin gelecek
seferki Hakem Eğitim Semineri'nde bu hareketi ''Bakın, bu penaltıdır ve
en hafifinden 2. Sarı Kart ile Kırmızı çıkartılması gerekir'' diye
defalarca gösterilmesi gerekir.
Eğer, bu sahne Antalyaspor veya
başka bir İstanbuldışı takım aleyhine olsaydı, mutlaka şu beyanatı
duyacaktınız: ''Anadolu Takımları'nın hakkı yeniyor!''
Kırmızı
Beyazlılar, 1 puanı almak için gözlerini kan bürümüş gibi oynadılar.
Korhan Öztürk'ün dirseğinin Hasan Şaş'ın kaşına yanlışlıkla geldiğini
düşünmek için bayağı bir saf olmak gerek. Peki, soru şu bu pozisyonda
kart çıktıysa neden Sarı'dır, kan çıktığını görünce mi harekete kart
çıkartılır, kan çıkmasaydı oyun devam mı edecekti?!
Sistematik
sertlik uyguladılar ki Aydın'ın bu maçı sağlam bitirmiş olması
hakikaten mucize kavlindedir. Arada ne yapacağını bilemese de Aydın
hızlı, kıvrak, yüzü sürekli rakip kaleye dönük gidiyor ve tık-tık vites
değiştiriyor derken krankk diye tekme, kol, kafa, Tekvando, Kick-box!
Dönelim
Galatasaray'a... Bir durup serinkanlı bakınca, bu takımın ne
oynadığını, kaleci Morgan De Sanctis hariç kimin nerede oynatıldığını
çözmek, Modern Fizik'in en büyük teorisi ''Standart Modeli'' çözmek
kadar zor, CERN'in Teori Koridoru'nda yeni bir oda açmak gerek.
Ön-Libero
kim mesela, Ayhan Akman'dan, Kewell'a, o dakikaya kadar kulübede
tutulmasının gerekçesinin ne olduğunu bilemediğim Mehmet Topal'a kadar
bir tek ben yoktum Ön-Libero'da; Nonda, Forvet midir yoksa Sağ-Sol Açık
mı, mevkisini bilmekte midir; Hasan Şaş, Sağ-Bek olarak başlayıp maçı
hangi mevkîde bitirmiştir... Çok bilinmeyenli bir denklem gibi,
Skibbe'nin de bildiğini sanmıyorum... Galatasaray, baskılı ama
bilinçsiz ve sistemsiz oynadı.
Antalya'nın ise ne oynadığı
belliydi, sertlikle durduralım, kapanalım, fırsat bulursak
Galatasaray'ın ağır tank gibi savunmasının arasına uzun toplar atarız,
hızlı adamlarımızla fırsat kollarız. Duran toplarda organize oluruz. Bu
kadar... Zitouni ile Djiemdua, Ngwenya hani biraz daha becerikli
olsalar Antalya bu maçı 3-1, 4-1 kazanırdı.
Tabii şu da var, Antalya'ya 1 puanı getiren sadece bunlar değildi,
''Barthez'' Ömer Çatkıç'ı es geçemeyiz.
Fatih
Terim, kesin gelecek maç için düşünecektir, bu kurtarışlarından sonra,
Hacıyatmaz gibiydi, bana Barthez'den çok Almanların efsane kalecisi
Sepp Maier'i hatırlattı... O da, neredeyse ters köşeye yatarken
ayaklarının ucuyla inanılmaz kurtarışlar yapar, adamı sinir eder,
saç-baş yoldururdu.
Doğal olarak maç sonunda olanlar
yakışıksızdı. Kabul, tribünler küfür etmiştir ama Ömer de
hareketleriyle sürekli kaşıdı. Gaziantep'deyken de Galatasaray
tribünleri ile sorun yaşamıştı. Olay bu gecelik değil...
Önce
Pop-Corn ikramı yapayım sonra da konuyu Fatih Terim'e bağlayayım...
Yalçın Doğan, General George S. Patton'ın manevi
şahsiyetinden,
ailesinden ve sevenlerinden ve dahi Hürriyet okurlarından acilen özür
dilemelidir. Geçen yazımda da belirtiğim gibi acilen bilgisizce yaptığı
hayatı telâfi etmelidir! Yoksa ne dese boş...
Terim'in maç
öncesinde yaptığı açıklamalar hakikaten ders niteliğindeydi. Kendisine
yakışır biçimde konuştu. Özür dilemesi gereken yerde özrünü diledi.
Belçikalılar'ın çirkefliği karşısında haklıyken haksız duruma düştüğü
için mahcubiyetini bildirdi. Diğer mevzuya gelince, kendisinden
kaypaklık, dansözlük beklemiyordum. Harbi Delikanlı Chevrolet 56! Budur!
Potaaltı gösterisiyle bitirelim.
Ay
Yıldızlılar'ın 2009 Polonya vizesini alacakları aşikârdı.
Fakat,
Fransa karşısındaki müthiş oyundan sonra Ukrayna'da yaptıkları şov
gözkamaştırıcıydı. Keyif verdiler, teşekkürler...
Gösterinin bu kimyayı bozmadan Polonya'da da vizyona girmesi, ülke
tanıtımına katkı olacaktır...
Ultraspor-14 Eylül
2008
|