Aslan'la Seks Hayatı Olmayan Tavuk

Kadim
dünya gelenekleri ile teknolojinin harmoni gösterisine dönüşen Pekin
Olimpiyatı'nın açılışı... Şampiyonlar Ligi öncesi elekte elenmemeye
çalışacak Galatasaray'ın hâl-i pür melâli... Menümüzde bugün bunlar
var, neyse ki başka şeyler yok.
Tek iyi yanı, tribün ekibi
olarak ekran başında yeni sezona ısınma hareketleri yapmamızı
sağlamasından ibaret gazozuna hazırlık maçlarından oldum olası hiç
keyif almam. Hele de muhtemelen hazırlık kampı sonrasında bir daha
forma yüzü göremeyeceklerin denendiği Alman amatör küme takımlarıyla
oynanan kifayetsiz 90'lardan zerre kadar almam... Bunların pek fayda
sağladığına da inanmam...
Tabii, gönül ister ki Avrupa'da Marka
olan güzide kulübümüzün takımı da, tıpkı her gece bir kanalda
gördüğümüz üzre Real Madrid, Liverpool, Milan, Chelsea, Juventus gibi
kendisine eşdeğer mühim takımlar ile antrenman karşılaşması yapsın.
Güney Amerika veya Asya turnesine çıksın farz-ı mahal...
Böylece,
her sezon öncesi Marka Değeri'ni Holştayn kasabasının 5. amatör
kümedeki abidikgubidikleri karşısında düşürmesin... Gurbetçilerimizin
gönlünü hoşbeş etmek istiyorsa da, alsın Türkiye'den bir takım yanına
yahut da ayarlasın orada o saatlerde bulunabilecek bir 1. Lig takımını
onunla oynasın oralarda.
Genk'e, Lokomotif Sofya'ya itirazım yok, 1860 Münih'e de razıyım, ben
genel mânada söylüyorum.
Eğer,
aman Real ile Manchester ile sezon öncesi oynanır mı, biz onlar kadar
güçlü müyüz, 5'şer beşer yeriz rezil oluruz diyen var ise: Steaua
Bükreş yerine kurada Liverpool, Barcelona, Arsenal, Schalke, Juventus,
Fiorentina'dan birini de çekebilirdik yahut 3. öneleme oynuyor
olabilirdik diye hatırlatmakta sayısız faide mülâhaza ediyorum. Kaldı
ki Anderlecht ile Glasgow Rangers'ın başına gelenler de ortada.
Neyse, biz Bursa Timsahları karşısındaki son duruma bir bakalım...
Bu
takım zor gol atar; Nonda, buraya geldiği ilk maçı saymazsak ve tabii
ki Fenerbahçe'ye attığı golü hariç tutarsak geçen sezon pek faaliyet
göstermedi. Hazırlık maçlarına da bakarsanız, henüz motoru pek
açamamış, vinçle çekmek gerekiyor.
Henry Kewell, malum gelir
gelmez Galatasaray Sakatlar Kadrosu'na kaydını yaptırıp malulen
emekliliğini isteyecekmiş gibi bir his vermeye başladı. Lincoln ile
Linderoth zaten sürekli kadrolu sakat. Eh, Ümit Karan da girdi...
Rivayete göre Lincoln ile Kewell Steaua karşısında arz-ı endâm
edeceklermiş; İsveçli Şövalyemiz ise biraz daha dinlendirilecekmiş,
hafiften terbiyeye de yatırsınlar tadından yenmez.
Savunmada pek
sorun yok, Servet Çetin'ceviz gayet iyi döndü, Cyborg gibi. Meira tabii
ki iyi bir transfer fakat bence en iyi transfer Emre Âşık. Yeter ki
böyle oynamaya devam etsin.
Hasan Şaş'ın geri dönmesi tek
kelimeyle harika olmuş, hakikaten deli ve ben, bu tür delileri severim,
tıpkı Mirsad Türkcan'ı sevdiğim gibi. Kendilerine ve çevrelerine zarar
verme potansiyelleri vardır ama ateşleyici etkileri de onları benzersiz
yapar.
Emekli Alman'dan sonra genç Alman'ı takımın başına
geçirmemiz bir sorun teşkil etmeyecektir... Cevat Bey oralarda
bulunduğu sürece içim rahat. Şampiyonluk yine kovalanacaktır o ayrı ama
Steaua'yu aşıp Şampiyonlar Ligi'nin kapısında girer miyiz?! Ne
diyebilirim... Şaş'ırt bizi Hasan'ım!
Seks hayatı olmayan tavuk!
İkinci Milenyum'un 8. yılının 8. ayının 8. günü saat 8'i 8 geçe
buluşalım Pekin'de...
Kadim
dünyadan post-modern günümüze sanat ve felsefenin tekno şovunu
seyrettik; bu kadar zarafet, ahenk, bu kadar sade bir gösteriş taşıyan
gösteri bir daha olur mu bilemiyorum. Geçit töreninde sporcuların
ayakizlerini basarak geleneksel resimlerini boyamaları bile
modern-sanat gösterisi, dâhiyane bir happening idi. Sadece stadyumu,
bir teknoloji ve mimari şaheseri olan Kuşyuvası'nı ve yanındaki masmavi
SuKüpü'nü değil bütün Pekin'i ışık ve renk bahçesine çevirmişlerdi.
Dünya
tarihini değiştiren, dönüştüren iki şeyi kağıdı ve barutu bulan,
İpekyolu ile Batı'yı besleyip büyüten bir medeniyet, resmi geçit yaptı.
Bütün dünyanın kültürlerini de kendi potasında eritti, ülkeler geçerken
Afrika tamtamları çalınıp büyücü dansları da yapıldı, gaydalar da
çalındı.
Çin hâlâ gizemini koruyor, makyajının akmasına izin
vermiyor, mesela Mao yoktu görünüşte ama arkaplanda vardı. Disiplinle
ve topluca hareket ettiler, Konfüçyus kadar, hanedanlar kadar Mao'nun
da izlerini taşıyorlar. Üstelik, meşale de parşömen denizi desenli
kızıl... Meşaleyi yakışları ise müthiş bir sentezdi; insan bedeninin
teknik, zerafet ve gücünü birleştirdiği jimnastiğin temsilcisi büyük
bir sporcu ile teknolojiyi ve gözboyamayı harmoni içinde biraraya
getirip sundular.
Hani gerçekten anlatılmaz yaşanır denilecek türden bir açılıştı,
kelimeler kifâyetsiz kalıyor.
Kelimeler
demişken, TRT yayınında malûmat-fürüş spikerler es vermeden konuşarak,
davulların sesini dahi bastırarak, Çin operasını dinlememize müsaade
etmeden çileden çıkarttılar. 2008 adet geleneksel Çin davulu fu'nun
gösterisi de sus! Yok!
Tamam bilgi ver ama bırak şovu
dinleyelim, bu söylediklerin zaten açılışın resmi programcığında ve
senin önündeki bilgi ekranında var. İşbilip o kadar konuşacağına
aralarda açıkla kısa kısa gerektiği yerde de ekrana küçük bir KJ koyun
olsun ama hayır... Sarah Brightman'ın şarkısını bile bastırdılar!
Neyse
ki sonra, Eurosport'a kaçtım ve tekrarını da seyrettim ki huzûra
kavuştum. Geçit resminde TRT'ye döndüm ama orada da beni güldürdüler...
''Tyson
Gay ile fotoğraf çektirmek isteyen diğer sporcular ekrana geldi'' diyor
spiker! Ekrana gelenlerin ikisini söyleyeyim, Andrei Kirilenko ile
Carlos Boozer; üçüncünün de Tyson Gay olmadığını belirteyim...
Kirilenko iki ABD'linin arasına girmiş; biri Boozer, diğer yandaki
kısaboylu ve toparlak yüzlü, keçi sakallı... Çıkartamayacaklar için
Deron Williams diyeyim, yani 3 Utah Jazz'cı poz veriyordu!
Kıyafetleri seyrederken bakıp düşündüm...
Uruguay,
Ukrayna, Bahamalar, Küba, Pakistan klasik ve şıktı; yereli modernize
eden Papua Yeni Gine, Burundi, Rowanda hoştu; mesela Hindistan müthiş
karizmatik, mistikti, uzun beyaz ceketler altın işlemeler güzeldi.
Gana, Nijerya, Kamerun gibi enteresan geleneksel kıyafetleri ile
çıkanlar da, eşofmanla gelen özensizler de vardı.
Bizim
kafile beyaz takımlar ve erkeklerdeki kırmızı kravatlarla sade ve
şıktılar. Fakat, stilize değiliz... O kadar yerel kıyafet zenginliğimiz
var, kimbilir belki gelecek olimpiyata Londra'ya böyle bir kıyafet
çalışması, dizaynı yapılabilir...
Başlıktaki Seks Hayatı Olmayan Tavuk'a gelince, Sensetive Meatball gibi
bir şey...
Nasıl
ki, bizim lokantalarda İçliköfte'yi ingilizce menülerde yabancılara
hitap eden birer duyarlı hassas ve alıngan et topu'na çeviriyorsak,
Çinliler de olimpiyata gelen konukları için Pekin lokantalarında
menüler hazırlamışlar mod-a-mod çeviriyle.
Sonuçta Piliç,
horozla seks yapamadan kesilip soframıza geldiği için Chicken Without
Sexual Life haline gelmiş İngilizce menüde... Başkaları da var: Koca ve
Karısının Ciğer Dilimleri, Bean Curd Made by a Pock-marked Woman (Yüzü
Çiçekbozuğu-Sivilveli Kadının Yaptığı Lor Fasulye), Biftek ve Öküz
İşkembesi Şili Sosu İçinde...
Kendini ve sana has olanı,
başkasına hoş görünmek için zorlama biçimde değiştirmek, başka bir şeye
çevirmeye çalışmak komik duruma düşmenize de neden olabiliyor işte...
Ultraspor-9
Ağustos 2008
|