Ne
zamanki lezbiyenler, feministler, Lambadacılar -bilerek
yanlış yazdım aklı evvelciğim- gerçekten kadın hakları için
ayaklanır... Ne zamanki televizyonda hafif kaşları çatarak yarı
müstehzi yarı çıkışır, çeyrek bilgiç bir ifadeyle ''Yoksa siz homofobik
misiniz'' diye sormanın gayet faşizan bir tutum olduğu idrak
edilebilir...
Ne
zamanki herkesin her konuda eşit ve bir olmadığını, öyle olabilmesi
için o konuda aynı olmasa da aynıya yakın bilgi, beceri, güç seviyesine
sahip olabilmesi gerektiği anlaşılabilir... 
Ne zamanki hakkının
yenildiği düşünülen birinin, hakkının korunduğu sanırken masum çimenler
ezilmez ve bu magazinel hak koruma eylemi başkalarının hakkı
gaspedilerek yapılmaz...
Ne zamanki gerçek hak sahipleri sosyal
korkularla veya aldırmazlıklarla kendi haklarına sahip çıkmaktan değil de;
bu reklam çağında sadece işini yapmanın takdir edileceğini sanmaktan
vazgeçer... Ne zamanki medya herşeyin magazinini çıkartmaktan,
Reha Muhtarlaştırmaktan daha ötesi Saadettin Teksoylaştırmaktan...
Dünya Şampiyonası'nda elde edilen gümüş madalyanın
basketbolumuzun bekaası için nasıl kullanılacağı, yararlı hale
getirilebileceği, dönüştürülebileceği, medyanın ve halkın ilgi
alakasının nasıl canlı heyecanlı tutulabileceği üzerine iyi niyetle
düşünülüyor, tartışılıyor.
Muhtemelen sözlerim gayet ''Hard'' gelecek ve rahatsızlık yaratacak ve
ben de uzun vakit yerli basketbolumuz üzerine yazmayacağım...
Yine de sözümü edeyim, önerilerimi sunayım, hayatın gerçeklerini
göstereyim.
Peki... Hayatın
acı gerçeği ne? Dünya Şampiyonası'nda Slovenler'in ve Milli Takım'ın
maçları dışında boş kalan tribünler sonrası Banvit'in Avrupa'daki ilk
ve en önemli maçında sayıyla 700 kişi, yazıyla yediyüz...
Öneri-1: Lezbiyenler,
Feministler ayaklansın!
Dünya
Kadınlar Basketbol Şampiyonası başlıyor, kaç kişi biliyor, medyada ne
kadar yeralacak, hatta medyada kaç kişi biliyor, yeralsa bile kaç kişi
okuyacak?
Kaç feminist, kaç lezbiyen, kaç Lambada -bilerek
yanlış yazdım aklı evvelciğim- üyesi Dünya Kadınlar Basketbol
Şampiyonası'ndan haberdâr ve kaç tanesi televizyonda yayınlanmamasından
rahatsız...
Bunu, bir kadın hakları haksızlığı,
kadınların 2. sınıf vatandaş muammelesi görmesi
olarak ''görebiliyor''...
Mesela,
televizyon dizisindeki eşcinsel yatak sahnesi kadar umurlarında mı?
Mesele edinebiliyorlar mı? Ama o zaman televizyona çıkamazlar, bilgiç
bilgiç konuşamazlar, ekranda 15 dakikalığına şöhret olamazlar yeteri
kadar magazinel değil...
Gerçekten umurlarında olduğu, mesele edinebildikleri gün basketbolun
-ve kendilerinin- gelişmesinden bahsedebiliriz.
Benim
umurumda ama sen ben bizim çocuklarız umursayanlar, umursamayanlar
umursadığında çoğalırız. Yoksa zaten kendin pişir kendin ye ya
da
kendi kendini aldat, masturbasyon yap hayat sürsün gitsin...
Öneri-2: Kıvanç Tatlıtuğ
basketbola başlasın!
Twitter malûmunuz post-modern dünyamızda pekçok şeyin ölçüsü hâline
geldi, ne kadar Flower'ın var, ne kadar lafın RT ediliyor, ne ka
Tweet'ine karşılık ne ka Reply yapılıyor...
Ayrıca neler Trending: Worldwide oluyor... Bunlar itibâri önem
arzediyor...
O vakit, ölçü olarak alabiliriz.
Eğer, basketbol camiasının güzide isimlerinin ve Flowerlarının bütün
çaba, gayret, kampanyalarına rağmen #12
Dev Adam final günü 1-2 dakikalığına, #turkey2010 ise hiç Trending: Worldwide olamıyor...
Hayatın gerçeği ne?
Ezel, Kıvanç Tatlıtuğ zort diye zirveye çıkıyor...
Zaten sorun şurada siz kampanya yapıyorsunuz -siz derken ben de
dahilim- memleketin umuru değil; diziyi seyredip çekirdek çıtlatan
halkımız kendiliğinden doğal bir şevkle Ezel'i Kıvanç Tatlıtuğ'u,
Sekiz'i, Trending yapıyor, üstelik bunlara üst kültür seviyesindeki
insanımız da dahil.
Bir de şaka malzemesi oluyor ''12 out 8 in''... 12 hiç in olmadı ki...
İşte, o yüzden ben de diyorum ki, Kıvanç Tatlıtuğ'u transfer edip
Tuncel Kurtiz'i Head Coach, Sahan'ı Savunma Coach'u yapacak takım
basketbolumuzun gelişimine büyük katkı sağlayacak, tribünleri kesin
dolduracak, her maçta Anahaberlere konu olacaktır...
Biliyorum, bunu yazdım diye bozulanlar olacak, daha da bozayım ki bazı
şeyler tamir olabilsin.
3-
Milli Takım'a Duran Türkoğlu Genel Menajer, Leyla Çalışkan Coach
olsun... Milli maçları da Saba Tümer anlatsın Şanal Günseli ile Nuray
Sayarı yorumlasın!..
Önce hafıza tazeleyelim; çünkü yazıları çok popüler olan, Facebook'ta,
Tweeter'da çok paylaşılan bir güzide yazarımızın 14. Dev diye
''keşfettiği'' sanılıyor, Hido ile Kerem'e vefâsız deniliyor ama her
turnuva öncesi, her turnuva sonrası bu Leyla Çalışkan Vak'ası ısıtılı
ısıtılıp sunuluyor, o da arz-ı endâm ediyor.
Bakınız: 8
Eylül 2001 tarihli Akşam gazetesi, imza Savaş Ay...
''Hidayet, koç Leyla'ya çok şey borçlu''... ''Basketbol Milli
Takımımız'ın 12 altın adamından biri olan Hidayet'in 'ilk öğretmeni'
kimdir? Merak edeniniz var mı?''
Ediyorum ediyorum da, önce bir de şuna bakınız: 9
Ağustos 2005 tarihli Milliyet gazetesi ''Magic Hidayet''...
Bunlar sadece iki örnek 2001 Avrupa Şampiyonası ve 2005 Avrupa
Şampiyonası, bunların diğer turnuva versiyonları da var. Fakat güzide
halkımız aynı menüyü yiyor...
Hani vesayet tartışmaları var ya, basketbolumuz da bu Leyla
Vesayeti'nden kurtulması gerek.
Şimdi ''Merak edeniniz var mı?'' demiş ya Savaş Ay, ilk önce kendisi
merak etmemiş!
Bir: Leyla, Hido'ya rastlar... 5N1K'ya Nerede rastlar, Kordon'da tatlı
bir telâş içindeyken mi?
Bayrampaşa'da ilkokulu takımında oynarken maçta seyredip rastlar -rastladığı
da şüpheli ya neyse ama-
Kordon Boyu'nda rastlamaz...
Peki? Bu Hido'yu ağabeyinin antrenmanlarında topla nasıl oynadığını
görüp ilkokul takımına alan, oynamaya ikna eden o ilkokulun antrenörü
kim?
Bilemiyoruz, çünkü medyamız muhtemelel beden eğitimi öğretmeni olan o
eğitim emekçisinin kim olduğuyla kaç çocuğu sokaktan salona çektiğiyle
alakadar olmuyor, yeteri kadar magazinel değil, ''özel durumu'' da
yok... Niye merak edilsin!
Peki? Bu yetenek avcısı Leyla, Hido'yu da Kerem Tunçeri'yi de
-utanmasalar- İbrahim Kutluay'ı da keşfetmiş ya...
Gerçekten keşfetmiş midir?
Yoksa Aydın Örs'ün başında olduğu dillere destan Efes Pilsen
altyapısının bir çalışanı olarak, kendisine verilen vazifeyle kulübünün
anlaşmalı olduğu Çavuşoğlu Koleji ile Efes altyapısında takım
çalıştırırken kendisine verilen programı mı uygulamıştır?
Kerem Tunçeri'yi Koray Mincinözlü'nun bulunduğu Galatasaray altyapısı
mı yetiştirmiştir yoksa Leyla mı?
Ben, yazdım rahatım; sevgili
ağabeyimiz, Galatasaray'ın eski guardı, Coach'u Cem Akdağ da yazdı,
o da rahattır.
Şimdi, neden başka ses çıkmıyor derseniz...
Bir kere insanlar kimseyi incitmek istemiyor, ben de istemiyorum,
kendisinin takdir ettiğim yanları da var ama olay lanse edildiği gibi
değil bunu söylüyorum.
Diğer bir konu da ''özel durumu'' -Saba Tümer'de kendisi bu ifadeyi
kullandı- kimse ''Homofobik misiniz?'' sorusuna muhatap olmak
istemiyor. Olayın oraya çekilmesini istemiyor.
Kaldı ki sorun ''özel durum'' değil... O konu umurum bile değil.
Medyamız ve halkımız ne kadar magazinel ise, ne kadar ajiteyse o
kadarını sever... Türkiye'de başarı sevilmez, başarılı olanın
tökezlemesi beklenir, olmazsa çelmelenir, rol çalınır, ona o kadar
verildi bana neden verilmedi denir, kıskanılır.
Sonra neden başarısız olduğumuz masaya yatırılır, olmadı
yeteneksizsiniz Türkiye yapılır...
Biz, ''Yeterli tesis yok ağabey, tesis olsa...'' psikolojisini severiz.
12 Eylül'de Dünya Şampiyonası bitti, 15 gün geçmedi...
Geriye akıllarda ne kaldı?
''Maddi manevi'' 12 Dev Adam'a verilen prim ve Anayasaya'daki eşitlik
ilkesine aykırı iddiasıyla açılan dava... Eşitlik ilkesi ihlali varsa,
eşitsin demektir çık sen oyna sen kazan maçı...
Ponpon kızlar, yuhlama olayı ve sonrasında yaşananlar...
14. Leyla...
Dolayısıyla, kimse Liselerarası karşılaşmaların, Üniversite Ligi'nin
ABD'deki bir yapıya kavuşturulmasıyla; basketbol ve Coaching
kamplarıyla, antrenörlerin gelişimiyle, altyapı yatırımlarıyla,
Kadınlar Ligi, Kadın Basketbolu, her sokağa bir pota, Güneydoğu'ya
basketbol yatırımı, yurt çapında yetenek taramaları bunların üzerine
inşaa edilecek basketbol politikalarıyla âlâkadar olmaz sen ben bizim
çocuklar dışında.
Lig başlar derbiler dışında boş koltuklara oynanır çoğu maç, hatta
Eurolig maçları da geçen sezonlarda gördüğümüz gibi yarı boşa oynanır,
gazetelerde ''Kısa haberler sütununu manşet'' olur, kadınlar ligi derbi
veya bir olay olmazsa sonuçlardan ibaret kalır.
Hayat ''Ob-la-di Ob-la-da'' devam eder gider...
Sonuçta Asiye, pardon Basketbol Nasıl Kurtulur? (*)
(*) Vasıf Öngören'in ölümsüz
tiyatro eseri
|