Geçen günlerde genç bir arkadaşa
öğütler verirken kıssadan hisse mahiyetinde örnek göstermiştim.
Aslında, bu tür diyalogları sevmem çünkü insanlar, -aksini söyleseler
de gerçekte- başkalarından öğüt almayı sevmez. O yüzden lafı da
uzatmadan kısa, net ve vurucu bir örnek vermek hem de darb-ı mesel
olsun istedim, dedim ki:
''Yani
ne yapalım, bu sene bir iddiamız kalmadı, eh ne diye koşup yorulacağız,
maç kazanmaya çalışacağız diye kalan her maçta 8 yiyemezsin sahaya
çıkıyorsan oynarsın... Oynamayana ne diye bağırırlar: Ruhsuz...
Dolayısıyla, ne kadar yetenekli becerikli olsan da yetmez... Yaptığında
ruh olacak, emek olacak, baştan savmayacaksın;
ne
yaparsan, nerede yaparsan, kaça yaparsan yap... Bülent Korkmaz neden
Kaptan Bülent
oldu, Arda neden Kaptan Arda olamadı düşün ne demek istediği
anlarsın...''
Cevabı,
''Kesinlikle anladım ağabey çok sağol. Örnek süperdi'' oldu...

Aslında,
saygıdeğer akıl danışmanım Çelik
Özgörener'in veciz yazıları varken fazladan kelâm
etmez, burada bitirebilirdim ama Arda'nın Ankaragücü
yenilgisi sonrasındaki ''Kenetlenmeliyiz'' lafının Pembe Panter'in
Darkwood Ormanı'nda ''Ahhyaaaakk!'' diye bağırması kadar absürt
geldiğini söylemeliyim.
Hiç kuşkusuz çok yetenekli fakat... Kaptanlık pazubantını takmak başka
bir şey, ''Kaptan'' olabilmek bambaşka...
Hele ki Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ve hatta Trabzonspor gibi
camiların takımlarında simge olabilmek, o mertebeye çıkabilmek
apayrı...
Kendisine
altın tepside sunulan mertebeyi tepti; kimbilir sunulduğu için olsa
gerek kıymetini bilemedi de tepsiyi devirdi. Belki
bugün idrakinde değil, altındaki arabaya, giydiği markaya
Avrupa'ya gidip
kazanacağı paraya ve kimbilir, olmaz olmaz demeyin örneği var,
bir gün giyeceği Fenerbahçe formasının
cebine girecek miktara bakıyor.
Halbuki, ona sunulan mertebe -hernekadar günümüz materyalist dünyasında
geçerli akçe görülmese de- ne altınla ne parayla kantara vurulabilecek
bir şey değildi.
Taraftarın incisi tribünlerin birincisi olmaktan bahsetmiyorum. Derbide
Arena'ya çıkar futbol balesi yapar -eskiden vardı TRT'nin TRT olduğu
yıllarda ne güzeldi neyse- 2 burgu, 1 parande atar, takım
kazanır Seyrantepe'yi omuzlarda terkeder o ayrı...
İki şık pasa, bir çılgınlığa, 1 güzel gole tribünler sizi sever, tapar,
hatta Aslan Galatasaray taraftarının Kewell'a yaptığı gibi tribün boyu
nnoolluuur bizi bırakma kkaaaallll diye pankart da asılabilir... Git
bakalım bugün pankartı mı Potter'ı mı asarlar...
Kaldı ki, Galatasaray'da yönetimin olmadığının bir göstergesidir,
turnusol kağıdıdır Kewell... Hagi'yi teknik direktör olarak
beğenirsiniz beğenmezsiniz, seversiniz sevmezsiniz bunlar ayrı; en
başından Hagi
kuş mu konduracak? diye
yazmıştım, kuş konduramadığını gördük ama bunlar önemli değil.
Benim, teknik direktörüm bildiğin Bostan Korkuluğu dahi olsa teknik
direktörüm hakkında ''Önce karar versinler o kalacak mı kalmayacak mı,
o varsa ben yokum, ona göre masaya otururum'' diye konuşan adamı anında
kovarım, o sahaya bir daha çıkartmam.
Ben de ne diyorum, akıl sağlığım yerinde değil herhalde, sanki yönetim
var da yazıyorum...
Hatırlar
mısınız Mustafa Denizli Fenerbahçe'nin başındayken Şampiyonlar Ligi'nde
her yenilgiden sonra ''Daha 4 maç alınacak 12 puan var, 3 maç var...''
diye diye maçlar bitmiş alınacak puan kalamamış sıfır çekmişti...
11 hafta ve 33 puan vardı değil mi? 10-9... Patlamaya doğru geri sayım
devam ediyor... 27 Mart'a kaç gün kaldı!
14
Mart 2011 Olmayan 14 Mart 2011
|