Herkesin
kendine göre bir Ali Sami Yen'i vardır elbet; içinde bir yerlerde
yaşatacaktır, gelecek nesillerin bu anıları ve bu türden bağlılıkları
olmayacaktır belki de; kimbilir, belki de en doğrusu sürekli
salonlarını yıkıp yerine daha daha ultra modernlerini diken NBA
takımlarının yaptığıdır. Benim gibiler içinse, hissiyat daha farklı...
Tıpkı Arkaik
Gençliğimin Ölen İkonları Kitabı'nın yaprakları
gibi kişisel tarihinin bir sayfası daha yırtılıp atıldı. Arabeski, pop-rock formu
giydirilmiş arabeski de sevmem, yapılan vedâ şarkılarını da
sevmedim..
Yine
de yazarken arada gözüme toz kaçtığını itiraf etmeliyim, çokca
yutkunduğumu da... Bu Ali Sami Yen'e ikinci vedâ ilkinde oradaydım ve
geri dönmüştük, babam
orada ama bu
sefer gitmeyeceğim, zaten dönüş de yok ne yazık ki...
Takdir edersiniz ki, garip
bir hissiyat; Spor Sergi'yi, Hasnun Galip'teki kulüp binasını ve şimdi
de Ali Sami Yen'i kaybetmek. İlk gençliğimin, ergenliğimin geçtiği 3
abide de kalmadı. Abdi İpekçi'yi hiç benimsemedim, Seyrantepe de bana
yabancı bir yer olarak kalacak. Fakat bugün, nasıl Spor Sergi 20
yaşındaki birine hiçbir şey ifade etmiyorsa, 20 sene sonra belki de bu
Seyrantepe bile yıkılmış yerine başkası yapılmış olacak. Artık
neredeyse boşaltılan Hasnun Galip'i anlatmak içinse, sanırım değil bu
sayfalar bir kaç kalın fasikül yetmez.
* Ali
Kırca'nın Ali Sami Yen'e veda şiiri (Video)
En
muhteşem anılar, en şahaneleri de, en hüzünlüleri de Ali Sami
Yen'dedir... Bugün baktığımda ne kadar şanslı olduğumu biliyorum,
kazansak da kaybetsek de ''Oradaydım'' diyebileceğim güzel günlerdi...
Çingene Arif... Arif Kocabıyık, koşsa Real Madrid'de oynardı ama Ali
Sami Yen'de Numaralı'nın gölgesinden bile çıkmazdı. Orta gelir umbrella
Çingene Arif elini siper yapar bakardı, top gölgeye gelsin, müthiş
adamdı... Ali Sami Yen'in gölgesi olmayacak artık.
Austria Wien, 1982... Ne yazık ki, Eski Açık'ta tam da kale
arkasındaydım... ''Artık Eski Açık Sarı Desene'' de kalmayacak...
Hey gidi Koncilia! Seydic iki tane çakınca suratını ne hale gelmişti,
bugün bile unutmam ama ne yazık ki devre 2-1 bitmiş ve sanırım tam da
devre biterken yemiştik, devre 2-0 bitseydi dönmezdi ama biz geri
çekilince 2. devre Polster perişan etmişti... Rövanşta 1-0 yenip
elenmiştik. Onlar, Barcelona'yı elerken daha da efkârlanmıştık,
yarıfinale kadar gitmişlerdi o takım bir daha Viyana'ya gelmedi.
PSV, 1987... Şampiyon Kulüpler Kupası 1. turu... Ne maçtı ama
deplasmanda ilk devre 0-0 bitmiş ama 3-0 kaybetmiştik; o vakitler
devrenin sonlarında gol yeme kabusu vardı üçü 90'da yemiştik. Rövanşta
Numaralı'daydım, Ali Sami Yen ağzına kadar dolu inanılmaz günlerden
biriydi, hep birlikte ''We Will Rock You''yu doğal olarak Fuck U diye
bağırıyorduk.
PSV ısınmaya çıktı, enlemesine koşuyorlardı, giderek daha dar bir
alanda koşmaya tribünlerden uzaklaşmaya başladılar, 10-15 dakika daha
fazla susmayan zebani gibi binlerce delirmiş Türk, şaşkına döndüler,
korktular, nasıl korkmayacaksın ki, muazzamdı, en sonunda ortasahada
toplandılar ve dehşet içinde tribünleri seyretmeye başladılar ve inanın
sahaya atılan hiçbir şey yoktu.
Hiç susmadık, hiç... Seni Sevmeyen Ölsün'ler... Korkma Ölmez
Sendeki Bu Büyük Taraftarlar, Kupalara Layıksın Sen Şanlı
Galatasaray'lar... Daha maçın başında Tanju çaktı, devre
bitmeden 2-0 oldu... Daha da çıldırmıştık, ses telleri sonuna kadar
zorlanıyordu, o koca Gerets topu hangi dağa hangi taşa vurup
uzaklaştıracağını şaşırmıştı, sürekli taça attılar, van Breukelen'in
kalede ayakları titredi ama biz, bir türlü üçü atamadık!
Elendik...
O sezon kendi ligleri, kupaları ve Avrupa'daki tek
yenilgileri o maçtı... Şampiyonlar Ligi kupasını havaya
kaldırdıklarında ağlıyorduk...
1992,
ne kabus gündü, maç Dolmabahçe'den Ali Sami Yen'e alınmıştı ama o
gün İstanbul'da kar yağan tek yer Mecidiyeköy'dü, hakikaten öyleydi ve
o top gitti kara takıldı, Rotariu dürtemedi, 1 metreden top içeri
girmedi, atsak yarıfinaldeyiz! Werder, Brugge ve finalde de Monaco'yu
yenip Kupa Galipleri'ni havaya kaldırdı, biz yine melül melül baktık.
Bakın, bu öyle bir tarihtir ki, Kuyisilahti'liler kusura bakmasınlar
adlarının doğru yazılışını hatırlamıyorum ama o Fin takımını eledik
diye günlerce sevinmiştik biz... Hey gidi Çaycı Ahmet, o forma ile
yaptığı tek hata Kapalı'nın önünde o topu kaptırmaktı, Rumen takımına
elenmiştik...
14
sene şampiyonluk göremedik... Eskişehir maçı 2-0 oldu... Yarım saat
kala 1 tane yedik, 2-2 olsa gidiyor şampiyonluk, dakikalar geçmiyor,
Es-Es bastırıyor; ha yedik ha yiyeceğiz son 15 dakika gözlerimi
kapattım, Denizli'deki 15 dakikadan inanın daha uzundu... Maç
bitti, Numaralı'nın en üstünden en öne kadar uçtuk, resmen şaka değil!
''Seni Sevmeyen Ölsün!'' Hah evet, sevgili Beşiktaşlılar yine Malatya
araba teşvik diyeceklerdir ben de, Semra Özal diyeceğim onlara,
Kocaeli-Galatasaray maçı diyeceğim, oradaydım...
Bakın o sezona dair Ali Sami Yen dışı bir anı, İzmir'deyim okul
vesilesiyle Bornova'da, maç var, acele bir kahveye girdik, Eskişehir
Galatasaray maçı, kar fırtına, Es-Es bastırıyor... Karların arasından
Yusuf çıktı golü attı, biz kahvede gooolll diye bağırdık, birisi ayağa
kalktı, 7 sülale gitti, o arada havada bir çay bardağı uçtu, bir de
güzelinden okey tahtası, delikanlıyız ama o kadar da değil kaçacaksın,
kapıyı zor bulduk, dövüşe dövüşe, Speedy Gonzales... Çıkarken tarihi
bir hata yaptığımızı farkettim, Eskişehirliler Kahvesi! İyi
mi?!
Neuchatel
Xamax... 1988... Tekrar tekrar seyrettiğim ve hâlâ o günkü gibi
titrediğim o maç aslında Spor Sergi'de başlar...
3-0 yenilmiş dönmüşüz, haftasonu Fenerbahçe maçı var Sergi'de, futbol
maçıyla aynı saatte içerisi salkım saçak Sarı Lacivert, skorboardun
altındaki küçük tribünde Sarı Kırmızı, aralara sıkışmış çoğu
Sosyete'de oturan Galatasaraylılar, takımın arkasında oturan o dönemim
Sergi müdavimlerinin bildiği aralarında babamın da bulunduğu
Galatasaray'ın Ağabeyleri...
Fener farklı önde ve sürekli Neuchatel
tezahüratı yapıyorlar.
Birden Sosyete'de ilk kim yaptı hatırlamıyorum ama bir grup ellerimizi
açıp 5 diye göstermeye başladık! 5-5-5, sonra bayağı kavga çıktı,
futbol maçından çıkanlar Sergi'nin dışına geldi, skorboard altındakiler
çıldırdı ve Fenerbahçe'yi 10-15 sayıdan gelip yendik!
Sergi'de başlayan 5-5-5 Ali Sami Yen'de de sürdü... Daha maç başlamadan
insanlar ellerini açıp 5-5-5 diye bağırıyordu, Alt Kapalı'da altında
tam penaltı çizgisinin hizzasında oturuyoruz. Ben, babam, kız
arkadaşım... Maçın başları bir Neuchatel'li
taç atacak tellere yapıştım İngilizce bayağı sıkı bir küfür ettim ki,
beni bilenler bilir öyle küfürbâz biri değilimdir, adamcağız atıyorum
Hermann olabilir, dönüp dehşetle baktı, polis geldi
ayıp kardeşim filan diyor ama götürecek beni neredeyse, o arada hayal
meyal topun açıldığını ve Eski Açık tarafından gooolll sesi
yükseldiğini, polise senin yüzünden golü göremedim dediğimi
hayal meyal hatırlıyorum bir yandan da herkes sarmaş dolaş, görevini
yapıyor o da, nasıl bir haldeysem gitti... Sonraki
bütün goller önümüzde oldu, Tanju ile birlikte kafa attığımı
söyleyebilirim...
Belki
orada olamadım diye hayıflandığım tek maç Manchester United'dır
tribünde kolkola girilip dönülerek söylenen ''Oooo Manchester
Manchester we...'' ve ''OOooo Elizabeth'' korosuna katılamamıştım...
Hagi'li günler... İnanılmaz Milan maçı ve sonrasında başlayan UEFA
Kupası maçları, biletleri halen durur, fakat biri vardı ki unutulmazdı
takdir edersiniz ki... Leeds United, normalde o maça gidemeyecektim, o
vakit bir internet projesinde çalışıyorum, sporun başındayım, deneme
yayınları yapılıyor, server arızası olunca son gün maça gidebileceğim
ortaya çıktı.
Bir gece öncesinde de Beyoğlu'nda Jazz Stop'tayım telefon geldi kavga
çıkmış İngilizler bıçaklanmış diye, koşarak meydana gittik, o
arada İstiklâl'de otellerine dönen Leedsliler sağa sola bulaşıyor,
oralarda da olay çıkmasına ramak kalmıştı.
Ünlü 8-0 öncesi Taksim meydanında o zamanlar adı Panderosa olan
birahaneyi basmaya gidenlerin İngiliz Holiganlarca nasıl
püskürtüldüğünü gayet iyi bilirim...
Leeds maçına son bir hamle ile Eski Açık'tan bilet bulduk ve
gittik, bir arkadaşım ve kardeşiyle...
Karınlar doyuruldu, yakıtlar alındı, tam içeri gireceğiz polis yolu
kesti, Leedsli taraftarların otobüsleri geçecek, biz yol kenarında
duruyoruz, bunlar da perdelerin arkasından etrafı kesiyorlar, trafik
sıkıştı tam karşımızda durdu, sağ yumruğumuzu kalbimize
koyduk, acınızı paylaşıyoruz mesajı veriyoruz efendice baktım adamlar
çıldırdı, boğaz kesme hareketi filan yapıyorlar ama bize değil hemen
yanımıza! Ne oluyoruz diye bir döndüm, meğer biz öyle dururken kardeş
el kol hareket yapıyor!
İçeri girdik, biz Numaralı'ya en yakın köşeye tepeye çıktık iyi görelim
diye, kardeş öbür tarafa gitti. Maç boyu sahne şu: Kardeş, arada polis
barikatı ve Leedsliler, sahaya bile bakmadan sürekli adamlara
el
kol dümdüz! 2-0 oldu çıktı, kardeş golleri bile görmemiş ''Ne maçtı ama
adamları delirttim!''
Leeds sokaklarına resmi asılıp kafasına ödül konulmuştur kesin!
Hagi'nin gollerini canlı canlı görebilmiş olmanın mutluluğu çok ayrı
bir şey, hele Atletic
Bilbao'ya tam da önümüzden gönderdiği o acaib füze...
Fizik kurallarına aykırı bir falsoydu. Fakat benim asıl unutamadığım
Gençlerbirliği'ne attığı (olması lazım). Maç amaçsız hale gelmiş, 3 mü
4 mü olmuş Numaralı'nın Eski Açık tarafında oturmuş geyik yapıyoruz
maçın da sonlarına doğru Hagi girecek, ben de babama dönmüş ''Ya şu
adamın onca golünü gördüm de şöyle 40 metreden bir gol daha
at'' diyemedim, yan gözle topun gidişini takip ettim sadece...
Çok sevgili kardeş yarım Oğuz Berköz, uzun yıllar ABD'de de kaldıktan
sonra gelmişti, hasret var maça gittik, kendinden geçti,
çıktık kapının önünde köfte ekmek yedik, adam köfte ekmekçiye bile
teşekkür etti! Bu sevgi öyle bir şey...
Neyse, anlattıkça bitmez, o yüzden susayım.
Şunu söylemeden edemeyeceğim. Sevgili saygıdeğer Başkanımız Faruk
Süren'in projesi hebâ edilmeseydi keşke. Şükrü Saracoglu, Dolmabahçe
gibi Ali
Sami Yen de yerinde âbâd edilseydi... Trafik dediler onu dediler bunu
dediler AVM, gökdelen dikecekler o zaman göreceğiz trafiği
altyapıyı...
Galatasaray'da hayatımın çoğu geçti. Hasnun Galip'teki lokalin 80'li
yıllarını yaşamış olmak, o ''eğitim''den geçmek, Allah gani gani rahmet
eylesin kimler yoktu ki, birini eksik saysam hak geçer. O günler geri
gelmeyecek, bugün Galatasaray'ın Divan Âzası olma şerefine nail
olmaktan bahtiyarım, hele ki yazılarını
da okuduğunuz sevgili babam Çelik Özgörener ile
birlikte aynı yıl olması benim için ayrıca mânâlı.
18'ine gelmeden kaydım Küçük Âza yapıldığından, kıdemimle -Tüzük
değişikliği ile 25 yıla inmeseydi- de bu yıl Divan tarihinin en genç
Âzalarından biri olacaktım ama babamla denk gelmeyecekti...
Bugün pek parlak bir dönem geçirmiyoruz. Eczacıbaşı'ndan Galatasaray
geldiğimde Küçük Takım'daydım futbolda şampiyon olamıyorduk fakat 16
dalın 15'inde şampiyonluğa oynayan, şampiyonluklar kazanan bir
kulüptük. O şanlı basketbol formasını giymiş olmanın gururu vardır
bende...
Bize ''Galatasaray Spor Kulübü'dür, futbol kulübü değildir, futbolda
şampiyon olamasak da her dalda şampiyonluklar alıyoruz''...
''Galatasaray isimlerle kaim değildir'' diye öğretildi kulübe ilk
girdiğimiz gün, öyle biliriz...
11 Ocak
2011 Olmayan 11 Ocak 2011
|