Geçen
sene tam da bugündü ve hatta bu saatlerdi, büyük bir hayalkırıklığı ve
aldatılmışlıkla yazmıştım. Üzerinden 12 ay geçti ve şimdi ağzımda kekre
bir tat var. Bilemiyorum, aldatıldım mı yoksa bak gördün mü
aldatılmamışsın diye sanmak ya da öyleymiş gibi sanmanı sağlaması mı
gerçek aldanma...
Yok!
yeni modaya uyup hatta aşıp sevgilimi yatakta bastıydım, onun
sene-i devriyesi hiç aklımdan çıkmıyor diye yazmayacağım; öyle
sandıysanız kursağınızda kalan hevesiniz için kusura bakmayınız. Henüz
ucuzlamadım!
John
Higgins'in 30 bin dolara şike pazarladığı yaptığı iddiasıyla patlayan
skandal Snooker dünyasını ve sevenlerini sarmıştı Mayıs 2010 başında
ben de ''Aldatıldım''
diye yazmıştım.
Aslında,
sporsever olarak pek çok defalar aldatılmıştık bütün onların da
muhasebesini yapmıştım, ne ilk ne de son olacaktı ama 30 bin dolar gibi
küçük bir paraya olunca bu sanki ne bileyim çok namuslu ya da çok
''pahalı'' sandığın bir kadının 100 dolara otelde pazarlık yaptığını
öğrenmek gibi birşeydi.
Diyeceksiniz
ki 1 milyon dolara olsa ne farkederdi. doğru ama Eğer, sözkonusu olan
John Higgins gibi Snooker'ın mâbedi Crucible Tiyatro'sundan 3 defa
dünya şampiyonu ünvanı ile ayrılmış, para sorunu olmayan, oyunu gibi
kendi de güven verici, hiçbir aşırılığı bulunmayan, mazbut bir
aile
hayatı olan biri sözkonusu ise bunu yapmasında bir mantık aramaya
başlıyor...
Hani hayatının volesini atmak 1 kere yapıp kendini pahalıya satmak gibi
bir bahane bulmaya çalışıyorsun ama nafile...
Fiyatı 30 bin dolarcık!
Üstelik bir defalık bir olay da değil sürekli iş haline
getirmiş...
İşte
o zaman derin bir aldatılmışlık hissediyor, herşey bayağılaşmış gibi
geliyor insana...
Aradan
bir süre geçti, Higgins tuzak kurbânı olduğunu beyan etti, ''Saflığımın
kurbânıyım'' dedi, karşısındaki gazetecileri gerçekten Rus mafyası
sanıp korktuğunu öne sürdü, mahkemede 6 ay gibi pekçokları için pek de
hafif gelen bir ceza aldı... Ünlü menajeri Pat
Mooney ise
şike tezgahlamaktan hüküm giydi.
Şimdi,
Higgins'in 2011 Dünya Şampiyonası'nda Mark Williams'ı eledikten sonra
parmağını gökyüzüne kaldırıp Gizemler Eli (Dan Brown'un Kayıp
Sembol'ünde de geçer) yapması, İlâhi Adalet tecelli etti hissiyatı
yaratması, Judd Trump'ı yendiği final sonrası Şubat ayında kaybettiği
babası için ''Şimdi beni gökyüzünden elinde bir bardak viski ile
keyifle seyrediyordur'' diyerek hıçkırıklara boğulması, eşinin koşarak
gelip ona sarılması...
Hepsi de pek dramatik ve gözyaşartıcı, duygusal melodramik
sahnelerdi... Fakat, ben, sulugöz melodramları hiç sevmem!
Dolayısıyla gönül tellerim titremedi.
Finalin diğer tarafına gelince Judd Trump, henüz 21 yaşında ve ham bir
yetenek, belli ki önünde iki yol var:
Ya hakikaten snooker'ın Next Generation Kahramanı olacak... Yahut da
heder olup gidecek...
Yeni
Rocket Ronnie O'Sullivan benzetmesi ise bir tür 3. yolun sembolü; hani
bugünlerde siyasetimizde de ''Yeni'' CHP için söyleniyor ya bana bir
tür 3. cins, transseksüel bir şeymiş gibi geliyor. Trump'ın böyle bir
tür olacağını yeni bir Rocket olacağını sanmıyorum.
Tamam
antrenman sevmemesi, Rocketvâri gençliği, deli oyunu, arada
konsantrasyonunun ve kendisinin down olması, hem inanılmaz
denilebilecek potları yapması hem de küçük dilinizi yutturacak, bu adam
bilardo biliyor mu dedirtecek kadar kolay potları kaçırabilmesi bu
benzerliğin kurulmasını sağlıyor.
Kağıt üzerinde böyle ama
gerçek hayatta bu kaybettiği finalin çok kırıcı bir etki yaratacağını
ve belki de tarzını hatta oyunu bile değiştirebileceğini düşünüyorum.
Bizim
basketbolumuzda ''Gelecek Vaadeden Genç Yetenek'' diye bir tür oyuncu
vardır; 35'ine gelir halen ''Gelecek Vaadeder'', patlama yapması
beklenir.
Bu finalin -özellikle de- videosunu
seyredebileceğiniz son frame'i Judd Trump'u ya
böyle bir tipe
dönüştürücü etki yapacak, güdük ve kavruk kalmasına neden olacak yahut
da oyun tarzını tamamen baştan yaratmasına, daha temkinli, risksiz,
renksiz sade bir oyuncuya dönüşmesineneden olacak. Bekleyip göreceğiz.
2 Mayıs
2011 Olmayan 2 Mayıs 2011
|