Anlat evladım, şair bu şiirinde
ne anlatmak istemiş!
Hikâye şudur ki, sokakta iki adamın kavgasını gören İrlandalı, hemen araya girip pardon kavganız özel değilse ben de girebilir miyim der... Sonuçta, çalışıp da bir türlü bitiremediğim ve kendi içinde efsaneye dönüşen yazım yine tamamlanamadığına göre, arada başkalarını yazmaya devam edebilirim, hazır polemik de var. Zaten memleketin hâl-i pür melâli ve ruh hali yeteri derecede iç karartıcı; dolayısıyla belki bu sayede benim olmaya bir kavgaya bodozlamadan girerek rahatlarım... Fakat öncesinde kısa kısa 2 notum var. 72 vilayet mi var memlekette 8'inde Kınalı Kuzulara ağıt yakılıyor. ''İnsan''ın eğer insan müsvettesi değilse, yüreği yanıyor. Çok fazla yazmak istemiyorum, kafamı dağıtmam gerek, zaten biz rahat rahat dağıtalım diye onlar orada toprağa düşüyor, kanının son damlasına kadar çarpışıyor vampirlerle... Bir haberimiz var; ''Bu kadına dikkat'' diye koyduk, Jean Schmidt... Cumhuriyetçi Parti'nin Temsilciler Meclisi Üyesi, editör kadromuz çok güzel toplamış Ermeni diasporası ve lobisinin hedefindeki Schmidt'e yapılanları. Söylediklerini ve başına gelenleri, bizim sol asıllı veya asılsız liberal aydın olma iddiasındaki profesörlerin, özürcülerin, libo-faşoların ve onların laflarında keramet arayanların iyi okuması gerek. Geçelim asıl mevzumuza... Olay, popüler nasılsa ve belli ki birtaraf muhabiresinin başlattığı Adalet Ağaoğlu-Elif Şafak Edebi FightCat Club'tan daha zevkli geçecek. Olayı kısaca özetleyeyim ki bilmeyenler de öğrensin. YKY'nin Kitap-lık dergisinin Nisan sayısında Ahmet Güntan'ın ''Parçalı Ham 36. Büyük Ortadoğu Karmaşığı'' adlı bir şiiri ya da kendi deyimiyle ''Parçalı Ham''ı yayınlanıyor. Anladığım kadarıyla, Hürriyet mahallesinin sonradan taşınma bir nevii Occidentalist olan Ahmet Hakan, şiirin tamamını okumadan Birgün gazetesinde Onur Caymaz'ın boklu şiir olur mu yazısından aldığı ilhâmla balyozu indirivermiş. Hah, iyi de yapmış. Çünkü olaya sonrasında Eczacıbaşı Minik Basketbol Takımı'ndan arkadaşım Kanat Atkaya da Hürriyet'teki köşesinde şöyle bir girip çıkmak ben arkadaşa bir not verip çıkacaktım demek suretiyle karışmış. Şiirin ve hatta edebiyatın böyle şeylere şiddetle ihtiyaçı var bence memlekette... Caymaz'ınki çok edebi bir eleştiri ve hatta edebiyat eleştirisi tarihine altın harflerle kazınacak türden bir yazı (!) olduğunu varsaysanız bile, sonuçta vak'a 10-15 kişi arasında kalacaktı, sonra da unutulacaktı. Ben, ne edebiyat kavgaları, ne manifestoları gördüm, şimdi hatırlayan yok. Broy vardı mesela, ne manifestolar, ne tartışmalar! Geçen gün arşivi karıştırırken geldi elime... Tesadüf işte... Mesela, geçenlerde aklıma geldi, kaç vakittir, kaç vakittir derken 1-2 yıldır olsa gerek ''80 Kuşağı Şiiri'' üzerine bir fırtına göremedim. ''Never-ending Story'' gibi tartışma 80'lerin sonlarına doğru başlamış ve her 3-5 senede bir ayni minvâl üzerinde yazılmış çizilmiş kavga edilmiştir, Varlık dergisinde neredeyse 2-3 ayda bir dosyası yapılmıştır ve fakat şimdi sokaktan, hadi sokak demeyelim, bir üniversite kampüsüne girip sorsan duyanı var mı, bulursan Arşimet gibi ''Evreka'' diye koşmaya başlasan yeridir. Ve hatta bu yazıtepişine katılmış güzide bir ''80 Kuşağı Şairi''nin adını söyleyeni al sırtına tura çıkart sokak sokak... Ya hakikaten Tuğrul Tanyol, Varlık dergisinin 1000. dosyasına 5000. yazısını yazsa diye kıtırı atayım ortaya... Şimdi hatırladım bir de kitap çıkmıştı değil mi ''80 Kuşağı'nın poetikası'' filan gibi tumturaklı bir adı vardı sanırım. Hadi dayanamayacağım; en başından sakatlık şuradadır; bu ''şair''lerin hiçbiri 80 Kuşağı değildir. Yani gençliğini 80'li yıllarda yaşamış değildir; oysa 80'ler çok belirleyici yıllardır. O isimlerin çoğu 70'lerin birer ucudur. Önemli bir kısmı da 70'lerin sonunda yayınlanmaya başlamıştır. Hayatlarını, hayata bakışlarını şekillendiren 80'ler değildir. Hayata 70'lerdeki jargonla bakarlar ve o şiiri yazarlar. Kısacası ''Manah Manah'' desem, Muppet Show desem %90'ı boş bakar. 80'lerden nefret eder. Üstelik, ne Garip, ne II. Yeni, ne Hececiler, Servet-i Fünûn gibi bir ''Akım'' yoktur ortada. Kendileri bir yere ait olamadıkları için kendi kendilerine bir yabay bir tasnif yaratmaya çalışmışlardır. Neyse geçelim... Fakat, bu mevzunun sanılanın aksine gizli bir bağlantısı, alâkası var. Güntan'ın şiiri iyidir kötüdür ona girmeyelim; beğendim beğenmedim o da önemli değil. Aslında Onur Caymaz için de mühim değil, Ahmet Güntan'ın şiirine çok mod-a-mod bakmış. İmajinasyon'u es geçip önündeki şiire ''kafasındaki jargonla'' maksatlı bakmış. Ahmet Hakan ise kulaktan kulağa oynar gibi ondan duyduğunu aktarmış. Sonuç... Ben sana mısır dedim sen gidip ısırdın... Lakin, bu hiç önemli değil maksat temaşa olsun, nümayiş yaratılsın... Garip olan şu ki bunca ödül almış; şiir, öykü yazmış Caymaz, gel gör ki şunun ayırdında değil... Şiirdeki ağaçla evinin bahçesindeki ağaç aynı değildir. O ağaç olsa olsa, şiirin üzerine yazıldığı veya basıldığı kağıt olabilir. Üstelik şiirdeki Bok, bildiğin bok değil... Kaldı ki, Caymaz'ın Birkan Keskin'den yaptığı alıntı da sandığı gibi bir ''sevgi'' değil... Yani Keskin'deki ''şiir sevgisi'' değil o, tabii Caymaz şiiri öyle seviyorsa tuhaf ama bu kadar düz bakmamak lazım şiire. Sonuçta alışveriş listesini eğer uygun vezinde yazabiliyorsanız, sonnet de olur; vezni tuttursanız post-modern Divan Edebiyatı da... Hatta Ferhan Şensoy'un Şahları da Vururlar'ındaki gibi absürd de olabilir: ''Mefailün failün/ Sebebi belli değil / Failatün faşizma / Failatün çok saçma'' da olur... Sonuçta ''Herkes bilir az biraz / Mefailün failün / Şiraz’da vardır kiraz / Failatün failün''... Ki bence bu süper bir şiirdir. Mesela, Caymaz gibi bakarsak Beat Generation'ı ne yapacağız; oraya balyozu nasıl indireceğiz Allen Ginsberg'e ''Kuşbeyin!''e ne diyeceğiz, ''Uluma''yı ne yapacağız... Lautreamont'u Maldoror'un Şarkıları bestelenir mi ki? Mesela, Ece Ayhan'ın ''Çanakkaleli Melahat''ini, ''Meçhul Öğrenci Anıtı''nı... Şimdi, tabii sorun şuradan kaynaklanıyor özünde, yatırıp psikolog koltuğuna çocukluğuna geri döndürsen travmanın kaynağı belli, kara tahtanın önündesin öğretmen soruyor: ''Anlat evladım, şair bu şiirinde ne anlatmak istemiş!'' Hadi bakalım izah et şimdi, ne demiş şair, ne anlatmış ''Uluma''da Ginsberg?! Lautreamont 5. Şarkı da neyi tasvir etmiş, nedir bu Meçhul Öğrenci Anıtı nerede dikilidir?! (Acaba diyorum, Caymaz'ın AG'nin şiirini bahane edip arada Ece Ayhan'a da sektirmeyi ihmal etmemesinin sebebi, zamanında EA'nın Nâzım Hikmet'e ''Kartpostal şairi'' demiş olmasının bilinçaltı bağlantısı var mıdır, vay Nâzım'a nassı böyle demiş gibisinden...) Olayı genelleştirirsek, ''Anlat evladım, şair bu şiirinde ne anlatmak istemiş!'' türünden bir edebiyat eğitimi ile hayata atılan çocuğun ileride şiir denilen şeyden nefret etmesi yahut da her yazdığını şiir ve dahi kendisini de şair sanması; memlekette her 10 metrekareye 110 şair düşmesinin sebebi de budur. Değil midir ki televizyonda bayık bayık program yapan adamın arabesk motifli ''şiir'' kasedi çok satarken, şiir kitapları raflarda sararır solar... Şiir dergileri, amatör manyaklıklar olarak kalır, arkasında koskoca holdingler olan edebiyat-sanat dergilerinın yıllık satışlarını bile toplasan 2 günlük Posta satışını tutturamaz... Halbuki, memlekette şairim diye gezenlerin hepsi birer tane alsa satış patlaması olur edebiyat ve şiir dergilerinde... Fakat o dergilerin çoğu da kazulet kazulettir ki okumaya iç dayanmaz... Türkiye'deki ödül sistemlerinden, şiir yayınlayan dergilere, edebiyat derslerinden öteye edebiyat öğretmeni olma şartlarına kadar o kadar çok konu var ki, yazmakla bitmez gına getirir. Muhtemelen bu yazıyı da buraya kadar okuyabilen pek çıkmayacaktır. Neyse, en azından kafamı rahatlattı, içini boşalttı. Bu arada mail vs vasıtasıyla saldıracaklara şimdiden ileteyim: Vakt-i zamânında bir panelde söylediğim gibi, ''şiir benim zevkim, yazmaktan keyif alıyorum, yayınlacağı ortam zevkimden, keyfimden fedâkârlık etmemi gerektirecekse yazar çekmece koyar, sadece seven birkaç kişiyle ya da hiç kimseyle paylaşmam'' ol nedenden ötürü, 1-2 kez içimden geçmedi değil ama Varlık'ta ve Nar'da çıkanların ardından şiir yayınlamıyorum... İşin gerçeği şudur ki, geçenlerde kaç yıldır görmediğim bir arkadaşıma rast geldim, kendisi hayli mürekkep yalamış biridir; öpüştük ne haber, hoş beş, yanında bir başka arkadaşı daha var, döndü ona tanıtacak, ''çok güzel şiirleri vardır'' diye başlayıp uzunca bir methiye düzdü, eh tabii diğeri de ''Aaaa kitabınız var mı?'' dedi. Yok, dedim ben kaç yıldır şiir (yayınlatmıyorum desem uzayacak) yazmıyorum... Şiirlerimi çok seven, çok alâkalı olan, çok okuyan arkadaşım hayret içinde ''AAaaa ne güzeldi, ben senin kitabın çıktıydı sanıyordum'' diye 5 dakika içinde 25. çamı devirdi. Öpüştük, ayrılırken bir elinde kitaplar olan poşet diğerini sallayarak hâlâ ''Ay basılırsa haber ver'' diyordu... Durum budur... * Ahmet Hakan'ın yazısı * Kanat Atkaya - Hürriyet: En sıkıcı hayalim gerçek oldu: Türk şiiri polemiğine giriyorum * Ahmet Güntan'ın şiirii * Onur Caymaz'ın yazısıı 30
Nisan 2009
|
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |