Kazanırken,
hele de bu kadar güzel oynarken bu kadar çile ve acı çekmek...
Hakikaten arabesk! Galatasaray, Olympiakos'u evire çevire yenecekken
uzatmalarda neredeyse knock-out olacaktı. Sezonun en iyi
performanslarından biriydi sergilenen ama, 1 tane atıp ondan sonra
kaçırma rekoru denemesine dönüştü. Eğer, uzatmalardaki o kafa girse
sanırım Ali Sami Yen de sinir krizine girerdi...
Aslan'ın UEFA maçı ve ardından menümüzde Şarabi PS mevcut...
Bir boks maçı düşünün 12 round boyunca biri diğerini dövüyor, dövüyor,
ha indirdi ha indirecek derken son dakikada iki kontra yumrukla yere
seriliyor... Neredeyse Aslan'ın hali de böyle olacaktı.
Bütün maç boyunca bindirme üstüne bindirme yapıp Yunan takımını hallaç
pamuğu gibi attılar ama son kertede ya kaleci kurtardı, ya direk...
Tabii son kerteye gelmeden basit hatalarla kaçırılan, girilemeyen
pozisyonları da saymıyoruz. Kewell'ın golü olmasa 5'lik maç sıfır
sıfır; adamlar uzatmalarda yakaladıklarını atıverseler facia ile
bitecekti neredeyse!
Tamam, bu bir grup maçıdır, 3 puan alınmıştır, liderlik koltuğuna
oturulmuştur ama insanı da sıkboğaz etmiş, içini daraltmıştır. 1 tane
atıp üzerine yatmaya çalışsan anlayacağım, attık ve üstüne yattık
diyeceğim. Kötü oynasan kısa gecenin kârı diyeceğim... Fakat öyle
değil, bütün beceriksizlikler, basiretsizlikler aynı gecede seri
biçimde...
Birara seyrederken afakanlar bastı!
Maçın başlarında, hatta neredeyse ilk yarı boyunca ''Bu kaleci Milli
maçta uzaktan gelen her topu buyur etmişti, şuradan bir savurayım''
diyen kaleye doğru abandı durdu. Çerçeveyi tuttursak belki alacaktı
Nikopolidis, nafile topu dağlara taşlara gönderdik...
Pas verseler kaleciyle karşı karşıya kalınacakken topu uzaya attılar.
İkinci devrede daha bilinçli hareket ettiler ama bu sefer de
beceriksizlikler başladı.
Yalnız, şu 55. dakikadaki pozisyonda Arda Turan'ın vuruşunda Anastasios
Pantos, panter gibi uçarak ve görebildiğim kadarıyla el kol karışık
çıkarttı topu... Yayıncı kuruluş, sadece 2 defa gösterdi, asıl önden
görüldüğü açıdan 1 tekrar yaptı, bu pozisyon Yunanistan'daki maçta olsa
Yunan televizyonu en az 10 defa gösterirdi!
Bu arada maç boyunca spiker eziyeti çekildiğini de söylemem gerek,
zaten maç çileliydi, bir de buna spiker eklenince daha da sinir bozucu
bir hal aldı. Neyse ki Kovacevic ve Diogo Luis Santo'nun vuruşları
dışarı gitti de akıl sağlığımız bozulmadı.
Gecenin en iyileri ise Hakan Balta ile Sabri idi... Emre Âşık'ın
Servet'in yanında tutulup Meira'nın ön-liberoya yerleştirilmesi Trabzon
maçındaki gibi savunma hatalarını minimuma indirdi. Skippe'nin bundan
vazgeçmemesi gerek.
PS: KALECİK KARASI SORUNU...
Memleketin ve dahi medyanın hali ortada; bu minvalde şarap yazmak biraz
irrite edici gelebilir ama içinde memleket meselesi de var... Bulabilir
misiniz bilmiyorum, çünkü sanal alemdeki arama-tarama faaliyetlerim,
şirketin sitesi de ne yazık ki yetersiz ve kendilerine yakışmayacak
düzeyde boş olduğu, diğer şarap sitelerinde de göremediğim için
sonuçsuz kaldı.
Yine de, tadı damağımda kalan Kutman'ın Kalecik Karası'nın 1998'ini
tavsiye edeceğim. 2000'de o zaman için hatırı sayılır bir fiyata
aldığım son şişeyi de büyük bir keyifle içtik 10. yılında... Rengi
yarı-açık, roze ile bordo arasında, tadı kadife gibiydi, müthiş bir
lezzet.
Kalecik Karası, biraz karışık bir mevzu; piyasada bir sürü ''Kalecik
Karası'' mevcut ama bunların çoğu gerçek değil ne yazık ki...
Denizli'de, Trakya'da, Nevşehir'deki bağlardaki üzümlerden üretilenler
''orijinal'' değil. Bazılarının gerçekte Çal Karası olduğu dedikoduları
da var. Aslında, benzer bir durum Öküzgözü ve Boğazkere için de geçerli.
Üzümün kökü 40 asırlık ama 1960'larda yurtdışından getirilip Kalecik'e
devlet eliyle zorla ekilen yabancı üzümlerden bulaşan Flok Sera
hastalığı yüzünden bağlar harap olmuş ve Kalecik Karası da kaybolma
noktasına gelmiş. 1990'larda bir grup akademisyen ve yabancı şarap
uzmanlarının çabalarıyla hastalığın bulaşmadığı iki köyde bulunan asma
kütükleri sayesinde tekrar hayata döndürülmüş.
Toskana, Bordeaux gibi bir şarap bölgesi-vadisi olan Kalecik, son
yıllarda tekrar yıllandırmaya çok müsait olan efsane üzümünü vermeye
başlamış(tı). Fakat fidanları alıp başka bölgelere diken üreticiler de
oldu. Piyasadakilerin çoğu da bu başka topraklara ekilenlerin
şarapları. Şarap sitelerine de baktığınızda bunu görebilirsiniz.
Château Kalecik ve Kavaklıdere'nin Prestige Kalecik Karası dışındakiler
farklı yerlerden... Dahası Kalecik'te bu yıl üzümlerin çoğu asmalarında
kalmış vaziyette fiyat düşürmek isteyenler yüzünden...
Oysa, en baştan İtalyan ve Fransız uzmanlar, yaptıkları tadımlarla
diğer yörelerde üretilen ''Kalecik''lerin orijinali ile
kıyaslanamayacağını, iyi olmadıklarını, hatta bu nadide üzümün
şöhretini zedeleyici seviyede olduklarını beyan etmişler.
Memleket meselesi de bu...
Fransa'da Bordeaux dışında üretilmiş bir şaraba bu etiketi
vuramazsınız, hatta bağların ve şatoların kalite seviyesi vardır.
Hakeza Toskana için de bu geçerlidir. Oradan aldığınız fidanla başka
bir yörede oraya aitmiş gibi üretim yapamazsınız. Yani Kalecik Karası
gibi kendi yöresine has bir üzümü alıp başka yerde dikerseniz kara bir
üzüm olur ama Kalecik'inki olmaz. İtalya, Fransa'daki bir sistem olsa
zaten bu şarabı ''Kalecik Karası'' diye satmanıza da izin vermezler.
Kalecik dünyanın en eski şarap vadilerinden biri ve kendi içinde de
farklılıklar gösterebiliyor, dolayısıyla orada bile bir tasnif
gerekebilir Bordeaux gibi...
Şarap, ''Köpek öldüren'' seviyesinin ''Yemeklik'', ''Sofra Şarabı''
sınırının üstüne çıktığınızda hiç kuşkusuz bir zevk meselesi ve bir
lokantaya gittiğiniz zaman açtırdığınızda bayağı bir pahalıya
malolabiliyor. Markette 5 liraya aldığınızı masaya 50 liraya
getiriyorlar. Dün gece evimizin romantik ortamında tadına varavara
içtiğimiz Kutman Kalecik Karası 1998'i sipariş verseydik faturası ağır
olurdu...
Büyük market zincirlerinin dışındaki yerlerden almaya kalkıştığınızda
da normalin üstünde bir fiyat ödemek zorunda kalıyorsunuz. Bu arada
çoğu yerli şarabın fiyatının, kalite oranının üstünde olduğunu da
söylemek durumundayım.
Üstüne üstlük çoğu yerde şarapların raflara dik koyularak satılması da
ayrı bir sorun...
Bunların yazılmıyor olması bir yana, gerçekte birer advertorial olan
yazılarla şarapseverlerin sevgilerinin sömürülmesi de bir memleket ve
medya sorunu...
|