Eğer lambadan cin çıkıp deseki
dile benden ne dilersin. Herhalde bu kadar yıldızın olmadığı Kobe'siz,
Ginobili, Parker, Gasol vs vs'siz bir turnuva isteğini o bile
karşılayamazdı. Rüyalar gerçek ve hayat bayram olsa keşke. Ben de
istiyorum! Dünya Basketbol Şampiyonu olalım, bunu görmek her genç kızın
rüyası Zetina dikiş makinası...
Hoo hhhooo Hoover herkesi süpürür döver diye ''Önümüze gelene 1 tekme''
atıp şampiyon olsak ya da gözü kapalı atıp hoppala tutsak! Keşke.
Vatan Millet Sakarya hamaset 12 Eylül?! Ciddi olursak, her Türk gibi
ben de Ay Yıldızlılar'ın Adam gibi oynamasını ve başarılı olmasını
istiyorum. Onlarla övünmeyi istiyorum. Aksi düşünülemez ama bir de
hayatın gerçekleri var.

Yıllardır 2010 hedefi ile yatıp
kalktık.
Onların başarısızlığı, bu ülkede basketbolun çökmesine neden olur ve
enkazın altında hepimiz kalırız. Müslüm
Baba'yla arabesk arabesk açıp kendimizi ''onca sene hedef koyduk, el
oynadı seyrettik'' diye jiletleyerek bitirmeyelim de...
Fildişi maçını geçiniz,
Rusya maçı bitene kadar yazmayacağım. Yunan maçının 30 Ağustos'a denk
gelememesi iyi olmuş diye şimdiden söyleyebilirim.
En
baştan şunu söyleyeyim ki bu şampiyonadaki kaderimizi rakiplerimizin
değil bizim ne yapacağımız belirleyecek. İşte Dünya Şampiyonası'nda
Kaderimizi Çizecek 10 Şey...
1-
Hidayet Türkoğlu'nun dominant karekter olarak liderlik yapması ve
liderliğin gereği gibi oynaması şart. 4 periyot boyunca egoist
bir
Süperman havasında değilse de ''Bay Son Periyot'' pelerini ile oynamalı.
2-
Arjantin maçının uzatmaları bir kez daha gösterdi ki, oyundan hemen
düşüp teslim oluyoruz. Ne yazık ki, yenilmeye alıştık. Yalancı
Pehlivanlar gibiyiz. Herşey bir yana yenilsek de ''Şerefli Mağlubiyet''
olmalı. 2002 Indianapolis'teki gibi Sabah gazetesinin arşivinden uçan ''12 Dev Madam'' (*) başlığının atılabileceği bir
oyun sadece benzeri başlıkların atılmasıyla sonuçlanmaz. Eğer koyverip yenilirsek ve 10.
maddedeki şeyler yaşanırsa kimsenin düşünmek dahi istemeyeceği şeyler
olur.
3-
Guardlarımızın oyunu kurabilmesi ve savunmada önalan baskısını yapması
şart. Eğer geçen turnuvalardaki gibi hücum alanına geçip sete oturmamız
yavaş olur, set sete hücumda da hareketsiz kalırsak yine hücumda
tıkanırız. Oyunu hızlı kurmamız, topu çabuk çevirmemiz gerek şart.
4- Ömer Onan'ın Ferrari gibi kullanılması, hız
limitlerinin zorlanması şart. Savunmada kapılacak, alınacak
ribauntların mümkün olduğunca hızlı Ferrari'ye servis edilmesi hem
bizi, hem tribünleri ateşler, hem de rakibin dengesini bozar.
5-
Ersan İlyasova'nın veya Kerem Gönlüm'ün 3 numarada oynatılması ara ara
rakibin düzenini bozmak için kullanılabilir ama full-time kullanmaya
kalkışırsak silah geri teper bizi vurur. Çoğu kez savunmada
kendlerinden hızlı kısaları tutmakta aksıyorlar, hücumda top kaybı
ihtimalleri yükseliyor. Ersan'ın 4 numara oynaması rakibe eşleşme
sorunu çıkartırken, 3 numara oynatılması hem ona hem de takıma sorun
çıkartıyor.
6- Oğuz Savaş, Semih Erden ve Ömer Âşık'ın rotasyon
dengelerinin çok hassas tartılması gerek. İçerinin âtıl bırakılmaması
kullanılması gerekiyor. Topun Hido'nun eline değmesi kadar içerideki
pivotun eline değmesi de elzem. Oğuz Semih veya Semih Ömer Âşık'ın
ikili oyunlarının yapılması hem skor potansiyeli arttıracak hem de dış
şutörlerin üzerindeki baskıyı azaltacaktır.
7- Coach Tanjevic'in gereksiz rotasyon, 4 uzun denemeleri, Cenk Akyol'u
guard oynatmak gibi kimyasal deneyler yapmaması
gerekiyor. Coaching uğruna takımın ritmini bozmamalı.
8-
Bugüne dek ki en büyük sorunlarımızdan biri maç içi
istikrarsızlığımız... Neredeyse Türk Basketbol Ekolü'nün alâmeti
farikalarından biri. Bunu bir türlü çözemedik, yine çözemez ve stabil
olamazsak alabora oluruz.
9- Rollerin paylaşımı yok; takımda
rollerin paylaşıldığını, vazifelerin üstlenildiğini ve herkesin işini
bildiğini sanmıyorum. Bu ülkenin gördüğü en iyi guardlardan biri Necati
Güler'di, çoğu kez 1 şut dener girerse ikinciyi atar, yoksa denemez ama
gerektiğinde de cezayı keserdi. Topu getirir, oyunu kurardı.
10-
Herşey güllük gülistanlık gibi görünüyor fakat yine geçmiş turnuvaların
aynasına bakarsak işler kötü gitmeye başladığı anda dağıldığımız ve
takım içi kişisel sorunların ve hatta kavgaların çıktığını görürürüz.
Bunların hiçbiri kendi evimizde yaşanmadı. Kendi seyircimiz önünde
benzer bir olay bile umulmadık şeylere neden olabilir. Bir mimik, bir
el kol hareketi yangın çıkartır.
(*)
Tuhaf... Hafızam beni yanıltmıyorsa Sabah gazetesinin ünlü başlığının
tarihi 5 Eylül 2002 idi. Gelin görün ki, diğer bütün günlerdeki
nüshaları internetteki arşivlerinde tam olmasına rağmen 5
Eylül 2002'nin sadece 19 sayfası mevcut.
Sanki 1 el, yoketmiş aslında ilginç bir araştırma mevzuusu çıkabilir.
Hangi tarihlerde hangi sayfalar silinmiş ve o sayfalarında neler
varmış...
|