Memleket garip bir yer haline
geldiği için kelâmını direkt şöyle şak diye söylemiyor, illâ ki
birtakım izahatlerde bulunmak zorunda kalıyorsun yoksa yanlış
anlaşılabilirsin; bu sadece ''başkaları'' için değil, en yakınındakiler
için bile geçerli. Yorucu ama mecburen yapıyorsun, bok değil ok
attığını göstermek ve yanlış anlaşılmamak için... O sebeble bir doğa
belgeselinin nasıl sürreal pornografik bir hale dönüştüğüne dair 5-6
satır yerine bir haylisini okuyacaksınız.
Yerli televizyon dizisi, yarışma, magazin, dedikodu programı seyretmem;
seyrettiğim bir dizi vardı o da artık saçmaladığı için 2 sezondur
alakam yok. Yabancı dizilere gelince birara ne menem birşeydir bu diye
Lost'a takılmaya çalıştım sarmadı, 24'ü sevmedim, Mad Men'in ilk bölümü
seyredip beğendim ama sonra takip edemedim; topluca cd alıp gözlerim
çatlayana dek topluca seyretmeye vaktim olmadı. Kaldı ki hoşlanmıyorum
da.
Bunlarla alakalı kültürüm Twitter'da trendy olduklarında bu ne diye
sormam, arada Face'de insanların statüsleri ve çevrede duyduklarımla
sınırlı; yani bir nevii arabesk dinlemeyen insanın minibüse, taksiye
bindiğinde mâruz kalması ve mümkünse sesini biraz kısabilir misiniz
şöför bey demesi gibi.
Talk şovlar ve türevlerine gelince, ekranda değil de kapının arkasında
duruyormuş da bö diye ortaya çıkıyormuş gibi neredeyse her zap
yaptığında karşına çıkan OB ve programlarını da seyretmiyorum 3-4
yıldır. Hakeza, kahkaha makinesi ve kuantum zırvalıklarını da...

Diğer
yandan yakın zamanda almış olduğum karar uyarınca sinir bozukluğu
yaratmaları nedeniyle televizyonlardaki tartışma programlarını da
seyretmemekteyim. Bir kaç defa televizyon kırmaya kalkıştım.
Bu nevii tek istisnai program hem eğlendirici, hem öğretici olan
Tarihin Yatak pardon Arka Odası...
Peki, ne seyrediyorum?
Zevkime uygun film bulursam TNT, yanında National Geographic,
Discovery, Travel&Living, Nickelodeon'da Sünger Bob, Madagaskar
Penguenleri -gençlik dizileri ve çocuk çizgi filmleri değil- spor
kanalları, NBA, internetten Nascar...
Biliyorum kime sorsanız ''sadece belgesel kanalı seyrediyorum'' der
ama... Birşey bulamazsam tekrar tekrar seyrettiğim kimi belgeseller
bile oluyor.
Bu arada Nickelodeon'dan şikayetçiyim, Nostalji Kuşağı'nı kaldırdılar,
büyük bir hevesle tekrar seyrettiğim Kedi-Köpek ile Müşfik Kenter ve
Köksal Engür'ün seslendirme şahaseri de olan Asabi Kunduzlar'dan mahrûm
kaldım, üstelik, Penguenler'in sürekli tekrarlarının tekrarlarını
yayınlıyorlar... Şiddetle protesto ediyorum!
Ayrıca Prometheus ve Bob'un da eksikliğini hissetmekteyim.
TRT çocuğu olduğumdan Yurttan Sesler Korosu'nu, Toplu ve Solo
Şarkılar'ı severim, severim ama bugün sadece varsa bile adları kaldı.
Eski TRT tavrı kalmadı.
Türkçe Sözlü Hafif Batı Müziği'ni, 70'lerin Anadolu Rock'ını severim,
İlhan İrem'i, Modern Folk Üçlüsü'nü, Allah rahmet eylesin ''Benim
Balonlarım vardı'' İbo'yu, Tanju Okan'ı ve o yılların şarkılarını,
şarkıcılarının hayatımda büyük yeri vardır ama şu 90'lardan sonraki pop
müzik kültürüm yoktur.
Tabii, bu eller havaya tarzıyla da ilişkim arabesk gibi arada mâruz
kalmamdan ibaret. Bunu nobranlık için söylemiyorum tarz ve zevk
meselesi. Derdim bunları banal göstererek kendimi tanımlamak değil.
Asıl mevzuuya yanaşmaya çalışıyorum...
Türkiye'de kaç kişi seyretmiş ya da haberdâr olmuştur bilemem ama
National Geographic'de günlerdir anons yapılan ''Büyük Göçler''
belgeseli vardı; buraya dek herşey normal olabilir ama tanıtımlarda
özellikle Tarkan'ın seslendirdiği diye anons ediliyordu.
Tarkan'ın hiçbir şarkısını bugüne dek kendi isteğimle dinlemedim,
hayatıyla da pek ilgilenmedim ama ne kadar ilgilenmesen de Ay'da
yaşamıyorsun... Mâruz kalıyorsun.
Malûm, kendisi Allanoi-Veroni, Harran, çevreci bir pop ikonu olma
maksadında; anladığım kadarıyla bir de doğa fotoğrafçılığına merak
sarmış, National Geographic dergisinde Tarkan'ın objektifi(?)nden dosya
varmış.
Tabii ki, ABD'de Atlantic'in bütün imkânlarını sunmasına rağmen bir
dünya starı olamadı; eh, 70'lerde Ajda'nın yaptığı gibi parayla
kiralanan Fransız müzikhollerinde sahneye çıkıp boy boy Fransa'yı
fethetti haberleri yaptırmak artık inandırıcı değil. Oynama şıkıdım
diye kırıtan Rus kızları haberleri de 1-2 sonra gitmiyor. Dolayısıyla
yerel Mega-Star olarak kaldı.
Yalnız, ABD macerası iki şeyi kapmasını sağlamış olabilir.
Pop ve rock starlarının olmazsa olmaz iki şeyi vardır.
Bir uyuşturucu müptelalığı; iki mesaj kaygısı...
Yani onları öyle sever ve bu kötü alışkanlıklarını onların bir parçası
olduğunu düşünür ve hoş görürürüz. Bu tuhaf bir şeydir.
Gerçi, ''Temiz Toplum ve Gençler'e iyi örnek olma'' dalgasıyla pek
gözönünde değil artık bu müptelalıklar ama 60'ların, 70'lerin, 80'lerin
ve hatta 90'ların bütün idolleri uyuşturucu denizinde yüzer.
Beatles'ın Yellow Submarine'i de budur, Kurt Cobain de, George Michael
da, Janis Joplin de... Jazz Club dediniz mi eskiden basık bir salon ve
bol dumandır.
Tabii, bütün bunların yanında bir de Peace, Barış Kardeşim ve günümüzde
de zaman değiştiği Soğuk Savaş kalmadığından çevreci mesajlar ya da
Afrika'ya dönük kampanyalar vardır.
Tarkan, sanırım bunları kapmış, figürasyon sevgililer ve skandalları da
artık pek para etmediğinden kokain skandalı ve hapse giriş çıkıştan
sonra yeni bir imaj oluşturmaya çalışıyor.
Bu, onun ve imaj pazarlayıcısının sorunu kim nasıl pompalarsa
pompalasın beni alakadar etmiyor ama belgeselime dokunmadığı sürece...
7 Kasım 2010 tarihi herhalde belgeseller tarihine geçmiştir.
Tarifi o kadar zor ki...
-O'nu da zap yaparken 1 gece görmüştüm- DJ Bülent'vari bir yatak odası
sesiyle, sanki su dolu kalp şeklinde yatağa uzanmış da mümkün olduğunca
şiirsel bir metini okuyormuş gibi... Kırıla kırıla, edâlı edâlı...
Sürreal gotik bir porno film atmosferi. Deniz Ayıları tepişirken
Tarkan, su dolu yatakta kıvranarak anlatıyor; hop oradan kaşalotlara
geçiyoruz, Tarkan da saçlarıyla oynayarak nâzenin nâzenin sağından
soluna dönüp vaziyeti anlatmaya devam ediyor.
Facia, kabus! Ciddi bir medeni cesaret örneği...
Al buyur, kurtuluşun yok mâruz kalıyorsun!
Tamam zap yap, kapat kardeşim ama bıktım artık bunu yapmaktan, mecbur
değilim ki, belgesel kanalı da belgesel kanalı kalsın! Tarkan'ın yatak
sesini duymak zorunda değilim ki!
Hayır, Uma Thurman seslendirsin diye de fantezim yok.
Üstelik, belgesel de bir tuhaf... Sanki 5-10 belgeselden mürekkep araya
parçalar koyulmuş Tarkan'a da seslendirilmiş.
Yalnız, tabii şu da var, teenage bir Tarkan fan'ı olsam da bu belgeseli
seyretsem, seslendirmesi için ne düşünürdüm bilemem, belki de
beğenirdim ama... O fanlar seyretmiş midir onu da bilemem...
Yine de bir şey rica edeceğim, belgesel kanalımıza dokunmayınız.
Tamam para kazanmanız gerekiyor, bol bol reklam da alınıyor, artık
neredeyse normal kanallardan daha çok zırt pırt, gecenin bir saatinde
seyrederken gümbür gümbür giren reklamlar var ama... Eğer maymun olsam
ve ağaça tırmandığımda o çırtlak sesli robotu karşımda bulsam, üstelik
bir de neredesin beklemekten ağaç oldum diye beni azarlasa... Kafasına
odunu geçirir, aşağı atar, yetinmez iner bir de üzerinde tepinir, o
markanın ürününü de asla almazdım...
|