Birbiriyle
alâkasız üç insan... Üç benzemez; bir tutam spor, bir tutam sanat...
Nasıl bir adamsa, Volkan Konak; bildiğim en güçlü totemi yaptığım
tarihi
maçta gözyaşlarını zor tutan ''Poker Face'' Steve Davis ve bir kez daha
Raffi Portakal...
Bilardo, nasıl oluyor da oluyor izahı çok
uzun süreceği için ne sizi, ne kendimi yormayacağım; pike ile banta
yapışık 3 topla sayı almak dışında pek bir beceri gösteremediğim bir
olaydır. Tıpkı, üzerinde durmayı beceremediğim bisiklet yarışları gibi
bilardo,
dahası Snooker seyretmek hastalığımdır.
Bilardo oynayamama
özrüm, Beşiktaş'taki Kartallar Kahvesi günlerine; iyi bir bilardo
maçını seyretme hastalığım da daha pek ünlü olmadığı günlerde tesadüfen
Semih Saygıner'in maharetlerini gördüğüm güne dek
dayanır.
Televizyondan
seyredenler de bilir, vuruş öncesinde muhtemel en iyi vuruşun ve
topların izleyeceği yol gösterilir. Ben, size her topta söyleyim ama
gel vur de, sonra kendine saklanacak yer ara! Ya cuha yırtılır ya da
top etraftakilere hasar verir!
Mesela, hayatımın en duygusal
günlerinden biri Semih Saygıner'in yanılmıyorsam 90'ların başıydı, 92
olmalı, efsane Şampiyon Raymond Ceulemans'ı yendiği gündü. Ceulemans! Yenmek ne demek, o
yenilmezdir ama tabii ki son demleriydi.
Yine de Semih Saygıner'in kazanmasını görmek sevinç ve övünç ile büyük
bir hüzün vermişti bana...
Steve Francis'e gelirsek, Snooker'ın efsanelerinden ve dinazorlarından
biridir. Poker Face derler ya da derler idi.
Defalarca
şampiyon oldu, Snooker'ın mabedi Crucible Tiyatrosu onun nice
zaferlerini gördü ama kimse yüzünde bir kıpırtı, gözlerinde bir kırpma
göremedi yıllarca.
Bugün 52 yaşında hâlâ masa başında, hâlâ Dünya Şampiyonası'na
gelebiliyor ama eski günler artık çok uzakta.
Eurosport'ta
maçı vardı ama 2. yayındı, diğerinden vakit kalınca ekrana geldi. Mark
King ile oynuyor ve King kazanmaya yakındı. Daha doğrusu Mark King
kolayca geçer deniliyordu. Fakat öyle olmadı, önce beraberliği yakaladı
ve 9-9 oldu.
Herşey karar Frame'ine kaldı. Gerçekten
anlatılması zor bir Frame'di oyun gitti geldi; önce King hata yaptı ve
Davis, bitirme şansını yakaladı ama müthiş bir vuruş yaptı. İşte o anda
benlki de tarihi bir sahne ekrana geldi. İlk kez aldığı bir sayıdan
sonra bir sevinç hareketi, işte böyle mimiği yapmıştı. Defalarca ekrana
geldi bu an ama bitiremedi Frame'i... Öldüremedi topu...
Üzerine güvenli vuruşta hata yaptı, pozisyon bıraktı, King tekrar
masaya geldi.
İşte, o anda Poker Face'e döndü kamera...
Darmadağındı, sanki oyuncağı elinden alınmış ama ağlamayı da gururuna
yediremeyen ilkokul çocuğu gibi...
Margaret Thatcher'ın hüngür hüngür ağladığını görmek kadar imkânsız bir
olaydı, onun dolu gözlerinin ekrana yansıması.
Gözyaşlarını
tutmaya çalışıyor, başka bir yere bakıp masayı görmemeye çalışıyordu.
King de bitiremedi, masada top sayısı azalmış vuruşlar zorlaşmış,
güvenli vuruş olasılıkları azalmış. Davis'e 2 vuruş lazım ama pozisyon
net değil, pembenin arkasına güvenli vuruş yapmak zorunda...
Kamera ıstakanın ucunu ve topu gösterdi.
Steve Davis... Nice maç kazanmış, nicesini kaybetmiş, Dünya Şampiyonu
olmuş... Istaka titriyor!..
Gerçekten dramatik bir sahneydi, tirtir titriyordu...
Hata yaptı... Tekrar koltuğa oturup King'in masaya dönüşüne hüzünlü
gözlerle baktı. İçinden muhtemelen dua ediyor, bir
mucize bekliyordu.
Ekrana
baktım ve bildiğim bütün totemlerin en güçlüsünü yaptım!.. King, masaya
geldi ve ancak benim yapabileceğim türden bir vuruşla pembeyi cebe
gönderdi, faul yaptı ve maç bitti Steve Davis kazandı. Herhalde kimse
Şampiyon olduğu maçtan sonra bile onu sevinirken görmemiştir.
Bugün baktım, her yerde -tabii ki bizim medyamızda değil- gülümseyen
fotoğrafı vardı. Poker Face, gülümsüyor büyük olay...
Bu galibiyetle adını da tarihe yazdırdı. Crucible Tiyatrosu'nda Dünya
Şampiyonası'nda maç kazanan ve İlk 16'ya kalan en yaşlı oyuncu oldu... 1989'da Eddie Charlton'ın
elde ettiği ünvanı aldı.
İkinci
Tur'da 1998, 2007, 2009 Dünya Şampiyonu John Higgins ile oynuyor.
Steve Davis 1981, 1983, 1984, 1987, 1988, 1989 şampiyonu... Muhteşem
bir karşılaşma oluyor. Gözlerimi bile kırpmıyorum seyrederken
o nasıl vuruşlardır!
Mark Shelby ile Stephen Hendry'nin ve o
büyük çarpışmadan sağ çıkacak olanın ''Roket'' Ronnie O'Sullivan ile
karşılaşacak olması bile heyecan verici.
Bu arada Snooker'da
ırkçı olduğumu ve bu Çinliler'den hiç hazalmadığımı, İngilizlerin
milyon dolarlık teklifi reddedip Dünya Şampiyonası'nı küçücük
Crucible'dan Çin'e taşımayı kabul etmemelerini de takdir ettiğimi
söylemeliyim. Snooker'ın da bir asaleti var ve bu korunmalı...
Geçelim,
Volkan Konak'a son dönemin gözde adamına. TRT ile büyümüş her çocuk
gibi bir tutam Türk Sanat Musikisi, bir tutam Türk Halk Müziği, bir
tutam Klasik Müzik zevkim vardır ama uzun vakittir TRT de eski TRT
olmadığı için Yurttan Sesler Korosu konseri seyretmişliğim yoktur...
Kariyerinin
en başından beri Ray Cokes'u ve MTV'deki Most Wanted formatını taklit
ettiğini düşündüğüm Okan Bayülgen'den sıkıldığımdan beri de
talk-şov benzerlerini, haber kanallarındaki geyikleri
seyretmem...
Üstelik, Cumartesi gecesi, Pazar sabaha karşısı eğlencesi Tarihin Arka
Odası'nda Pelin Batu'nun başına gelecekler var!
Çok mühim bir şey yoksa tek geçerim.
Dolayısıyla, Volkan Konak ile hiç tanışmadım. Şaşkınlık verici
gelebilir ama dinlemiş de değildim. Kaç vakittir, millet onun
programını bekliyor, hatta rakı sofrasını kurup karşısına geçiyor diye
bana şiddetle tavsiye edildiğinde hafiften burun kıvırdığımı itiraf
etmeliyim ama Anıl hanımın ısrarları ile Candan Erçetin'li bölümü
seyrettim ki, sadece ''Deniz üstü'' bile bana yetti...
Şimdi, kaçan bölümlere pişmanım, 13 bölüm yapıp bırakacakmış. O kadar
adama kanım ısındı ki, zap yaparken Saba Tümer'de görünce bile kaldım.
Abuk sabuk kahkahalar da televizyonun sesini kısacak bir uzaktan
kumanda olsa daha iyi olacaktı gerçi.
Hakkında çok yazılıp çizilmiştir mutlaka ama Saba Tümer'de de gördüm
ki, gerçekten adam gibi bir adam. Üstelik eğlenceli de, eğlenceli
derken şaklabana getirmiyorum lafı, keyif verici bir adam. Candan
Erçetin'e yapmadığını bırakmadı, bu kadar mı aleni yazılır...
Memlekette pek de kalmamış örneklerden biri, şimdi rakıyı alıp ben de
programı beklemeye başladım ki, bunun için Sevgili Anıl Çırpan hanıma,
herşeyin dışında ayrıca
bunun için de teşekkürlerimi sunmak ihtiyacı içindeyim.
Raffi Portakal'a ise ayrı bir yazıyla değineceğim...
|