Birisini
sevmeniz, onun da iyi ve düzgün biri olması, yapamayacağı işi ona
vermenize yahut yapamayacağı bir görevin ona verilmesini mâzur
görmenizi ve her ne şartta olursa olsun, o işin altından kalkamasa da
alkışlamanıza, teşci etmenize neden olur mu?
Bunun tersini de sorayım... Birisini sevmemeniz yapabileceği bir işi
ona vermemenize yahut da yapabileceği bir göreve getirilmesine itiraz
etmenize ve ne şartta olursa olsun, o işin altından layıkıyla kalksa,
başarılı olsa da onu sürekli eleştirmenize, kuyusunu kazmaya
çalışmanıza neden olur mu?
Genellikle
iki sorunun cevabı da evet olacaktır... Biliyorum, buna çoğu kişi
itiraz edecek ve başkaları yapsa da kendisinin böyle yapmadığını,
yapmayacağını savunacaktır ama kabul edin ya da etmeyin Türkiye'de
realite maalesef böyledir.
Dolayısıyla, okuduğunuz övgü ve sözgülere
bir de bu gözle bakmanız, değerlendirirken bu realitenin payını
bırakmanız gerekir...
Yalnız, şu da vardır, Türkiye'de insanlar da kendilerini bilmez ve
herşeyi yapabileceklerini düşünürler.
Avrupa Şampiyonası'na en az Londra Olimpiyatı vizesini alma hedefiyle
hazırlanan Basketbol Milli Takımı'mızı seyrederken kendi kendime kızdım.
2 kalas 1 hevesle ev kurulmaz denilir ama 5 Kostas, 1 Boru pardon 1 Buorousis ile az Nikos Zisis, biraz Antonis Fotsis bir Yunan takımı
kuruluyor demek ki...
Bu takıma karşı 40 dakikada 38 sayı atıyorsun, üstelik son 10 dakikada
2, son 5 dakikada sayıyla 0, yazıyla sıfır...
Tabii ki o kadar da büyütmemek gerekir, bu hazırlık maçıdır denilebilir
ama... Olsa olsa Litvanya'da başımıza gelebileceklere hazırlanmak için
ön alıştırma maçıdır...
Dediğim gibi maçı seyrederken kendi kendime kızdım.
Almanya'dasın Yunan'a karşı oynuyorsun, cicoz maçı olsa bile bir savaş,
bir mücadele, yenilgiyi kabul etmeyecek bir ruh emaresi bekliyorsun
yok... Tın tın gidiş, tın tın dönüş...
Aynı duruma Yunan takımı düşse, benzeri örneklerini daha önce de
gördüğümüz gibi kavga çıkardı!
Bırakınız Fair-Play geyiklerini, Yunan takımı böyle bir yenilgiyi değil
şampiyonada hazırlık maçında dahi hazmedemez.
Eksiklerimiz
var, eksiklerimiz yeni yeni takıma katılıyor, çok ağırlık bastık
yorulduk, şampiyonanın başlamasına daha var, toparlanacağız bunlar
hepsi boş bahane.
Karşındaki takımı Yunanistan'da bile tanımakta zorluk çekebilirler.
Bildik takımın çeyreği yok. Taş gibi basketbol oynuyorlar.
Üstelik, bakmışlar o yok bu yok, takımı ayakta tutacak bir direk gerek;
futboldaki şike küme düşürme operasyonunun baş kahramanı İoannis
Bourousis'in doping olayını da hasır altı ederek Milli Takım'a
almışlar...
Kavala ve Olympiakos Volou'nun önce küme düşürülüp sonra kararın geri
alınması skandalının altında Bourousis
vardı...
Sevgilisi Christina Psomiades'in Kavala futbol takımının sahibi de olan
babası Makis Psomiades ile konuşma polis dinlemesine takılan Bourousis'in
Panathinaikos'la oynadıkları final serisi için Makis Psomiades'ten
doping istediği tespit edilmişti.
Dahası, Bourousis, ''Mücadelelerine
ve emeklerine saygı
gösterilmediği'' bahanesi ile Milli
Takımı bıraktığını açıklamıştı...
Baktılar, memleketin âlî menfaatleri sözkonusu Psomiades'e
ömürboyu ceza, Bourousis'e Milli forma!
Dolayısıyla, maçı seyrederken kendi kendime kızdım, çünkü bu yazıyı
şimdiye bırakmamalıydım. En başından söylemeliydim lafı.
Orhun Ene, basketbolculuğuyla kişiliğiyle çok sevilen, sayılan, Milli
Takımın başına da çok yakışan bir karakter hiç kuşkusuz.
Tanjevic sonrasında adı açıklandığında herhalde dedim, daha Avrupa
Şampiyonası'na da zaman var, başka birini, muhtemelen bir yabancıyı
getirecekler, anlaşana dek geçiş dönemini yönetmek ya da onore etmek
için yapıyorlar dedim.
Şu hazırlık dönemine dek ben, hâlâ takımın başına kim geçecek diye
bekliyordum.
Orhun Ene, gerçekten sevdiğim ve takdir ettiğim biri, sırf o yüzden
kalkıp ''Orhun Ene bu işin altından kalkamaz'' diye yazmadım, ayıp olur
dedim, yıllardır genç ve iyi bir yerli Coach takımın başına geçse
denilmedi mi beklemek lazım, şans vermeli diye diye en başta
eleştirdiğim şeyin benzerini yaptım.
Şimdi bakıyorum, Bogdan Tanjevic'e günde 3 öğün sövüp adıyla Bogdan
Coach diye zekâ dolu laf oyunları yapan, Tanjevic gidince zil takıp
Ene'yi alkışlayanlar, 4 hazırlık maçı sonrası kalkıp Tanjevic'in duruma
müdahale etmesi, Ene'ye yardım etmesi ve hatta perde arkasından
yönetmesi gerektiğini yazıyorlar.
Yakında Bogdan Coach yazdıkları gibi Ene değil Kene Coach diye
lafazanlık yaparlarsa şaşmayın!
Dünya
Şampiyonası öncesinde Tanjevic hastalanınca takımı
Orhun hazırladı diyen, Dünya Şampiyonası'nda da aslında takımı
Ene'nin yönettiğini, başarının altındaki sırrın bu olduğunu yazanların,
Litvanya'daki Avrupa Şampiyonası'nda olası bir başarı halinde tam
tersini yazıp çizecekleri, söyleyecekleri aşikâr...
Ben,
Orhun Ene'den de şunu beklerdim, henüz bu ağır görevi kaldıramam, biraz
daha staj yapayım demeliydi.
Bu
takımda bir arıza mevcut, çünkü eldeki takıma kağıt üzerinde
baktığınızda sakatlar da düzeldiğine göre Dünya Şampiyonası kadrosuna
kıyasla Enes Kanter ilavesiyle daha güçlü, daha opsiyonu bol bir
malzeme var. Fakat Yunan maçı da ortada.
Ya fazla, ayarsız, zamansız ağırlık bindirmekten ya mental
eksikliklerden dolayı ne savunma, ne hücum yapıyorlar.
Taktiksel olarak da baktığınızda ne rol dağılımları belli, ne de ne
oynadıkları.
Peki, bu takım Litvanya'da başarılı olur mu?
Olabilir, çünkü kadro ortada, bireysel kapasiteleri ortada...
Diğer yandan bu turnuva, Londra Olimpiyatı için bir eleme de olduğu
için belki de ikinci olduğumuz Dünya Şampiyonası'ndan bile çok daha güç
bir şampiyona.
Herkes en güçlü, en diri kadrosuyla geliyor, yıldızlardan Dünya
Şampiyonası'nı es geçenlerden sağlam olanların hepsi burada. Dahası
Yunanistan gibi eskisine nazaran güçsüz olacağı düşünülen ama öyle
olmayanlar da var.
Sonuçta öyle ya da böyle, bireysel yeteneklerle ya da biraz şans ve
birkaç iyi adamla yahut Tanjevic'in veya başkasının arkadan süfle
vermesiyle ve belki de Tanjevic'in sahaya inmesiyle... Herhangibir
sebeble bu takım başarılı olabilir...
Yine de, ben, Orhun Ene'nin bu yükü kaldıramayacağını düşünüyorum. Bunu
yazıyorum ama o da hazır olsun ki, en ufak bir başarısızlıkta bugüne
dek alkışlayıp teşci edenler ''Ene değil Kene'' diye yazabilirler...
Umalım
ki, Lityanya'daki şampiyona, 2001 Avrupa ikinciliği sonrası büyük
umutlarla gittiğimiz ama 2010'a kadarki düşüşün başlandıç dönemi olan
İndianapolis Dünya Şampiyonası gibi olmasın ve orada yaşananlardan ders
alınmış olsun...
20
Ağustos
2011 Olmayan 20 Ağustos 2011
|