Modern
Sanat üzerine hep kötü yazacak değilim ya iyi şeyler de
yazayım... ''Ayrı dünyaların'' sergilerine değineceğim ama öncesinde
geçenlerde sergi açılışında karşılaştığım kadim
bir dostumunla diyaloğumuzu aktarmalıyım; ki kendisi
-ismini rızası hilafında vermeyeyim ama-
yıllardır 2-3 disiplinde kalburüstü eserler üreten, sanatın felsefi ve
akademik yanında da donanımlı, sanat
üzerine yazan da biridir. Kendine has bir duruşu vardır..
Sanat
piyasası ve piyasadaki iş'ler ile son dönemde Çağdaş
Türk Sanatı'nda yapılan manipülasyonlar üzerine
konuşurken ''Ya sanat patlayacak
patlayacak diyorduk ama böyle patlamasını da'' derken lafı ağzından
alıp ''Tüp patlamışa döndü'' dedim acı acı güldük.
Valla, biz
80'lerin sonunda saf saf ''Sanat sanat için midir, sanat toplum için
midir, sanat meta mıdır değil midir, sanat metalaşır mı, meta
olabilir ama sanatçı kendisini metalaştırmamalı ya da meta
olması
için üretmemelidir'' diye böyle ''boş boş'' tartışırdık da o günlere
döndük de...
Neyse,
tüp patlamasıyla ilgili başka yorumlar da yaptık ayaküstü ama şimdi
onları yazmayayım.
Nalan Yırtmaç'ın Lütfen Arkaya Doğru İlerleyiniz sergisi ile başlayayım
''iyi şeyler'' yazmaya...
Uzun zamandır kendi içinde bir problematiği olmanın ötesinde, o
problematiği bir sanat içinde sergileyebildiğini gördüğüm ender
işlerden biriydi ama felsefesi sığ...
Kes yapıştır, şablonlarla boyama, değişik materyallerle kolajlar,
şablonlarla boyama değişik teknikler kullanıyor. Mesela bildik
muşambayı tual yerine kullanıp üzerine stencil gibi şablonla
resmediyor. Teknik yanıyla ham değil, el becerisi de isteyen işler,
bunu özelikle söylüyorum çünkü öyle işler görüyoruz ki... İlkokul
çocuklarının bile yapsa okul panosuna asılmayacak işler...
Lütfen
Arkaya Doğru İlerleyiniz, belediye otobüslerinin klasiğidir bildiğiniz
gibi...
Sergi, bana 80 öncesinin varoşlarını, gecekondu kültürünü hatırlattı;
zaten kenar mahalle kültürünü yansıtıyor ama bende bugünün değil de
geçmişin varoşları gibi bir etki yarattı.
Kimbilir, siyah beyaz filmlerden ya da 70 yılların yerli filmlerinden
daha aşina olduğum içindir.
Aslında, bu tipten çalışmaları da çokca görüyoruz. İstanbul'un koskoca
bir köye dönüştüğü, varoş kültürünün kenti kapladığı 2000'lerde kenar
mahallenin isyanını yansıtmak pek de yeni bir şey değil.
Son yıllarda kendi asıl kimliğinden çıkartılıp yapay bir yer haline
dönüştürülen ve dönüştürülürken de, aslında bir dönemin kenar
mahallelerinden periferilerden çıkıp el değiştiren para ve güçle
sosyetikleşenlere sunulan Nişantaşı'nın Abdi İpekçi'nin en alt ucunda
ve bir bodrum katındaki X-İst galerisi için bir alegori ile
Nişantaşı'nın periferisinde diyebiliriz.
Buradan baktığınızda hele ki benim gibi kendisi, annesi babası, dedesi
annenannesi Nişanta yaşamış biri için tuhaf bir durum da var...
Son dönemin popüler kavramı (ki bu tür kalıp yarı entel yarı dantel
lafları sevmem ama şart) mutenalaşma - mutenalaştırma ile izah
edersem...
Nişantaşı, tam tersidir; bir nevii Sosyal Dönüşüm Projesi'ne uğratılmış
bir yer, gerçek Nişantaşılılar da artık birer azınlık, eski İstanbul
Sosyetesi uzun yıllar önce kayboldu...
Dolayısıyla, Nişantaşı'nın periferisinde bodrum katındaki bir galeride
bunu yapmak, gecekondu bayrağını burjuvazinin kalesinin burcuna dikmek
değil.
Muhalif duruş sergilemek ya da prokovatif iş yapmak
da değil... Bu, biraz fazla sığ... Kale zaten çoktan yıkılmıştı.
Kısacası serginin felsefi, düşünsel tarafı sığ ve sakat olsa da 19
Nisan'a kadar Abdi İpekci Cad. Kaşıkçıoğlu Apt. No:42'deki X-İst'de
görebilirsiniz.
Diğer ''iyi şeyler'' yazabileceğim sergi ise henüz yeni açıldı.
Galerist Tepebaşı'ndaki Ayça Telgeren'in Serbest Dalış'ı Nalan
Yırtmaç'ın Lütfen Arkaya Doğru İlerleyiniz ile yanyana koyulsalar
gerçekten çok ilginç olabilir.
Tabii ki kişisel olarak tanımadığım için belki de çok benzer kültürel
orjinlerden gelmiş iki kadın da olabilirler ama yaptıkları işlerle
''Ayrı Dünyaların İnsanları''... ''Ayrı Rüyaların, Ayrı Kâbusların
İnsanları''...
Bir kere Telgeren'in işleri çok dekoratif, alıp çocuk odasına
koyabilirsiniz. Naif, rüyalar âlemine, masallar diyarına götürüyor gibi
dursa da, bir tür Elm Sokağı Kâbusu olmasa da rahatsız edici tuhaf
kötümser bir
hava da yok değil.
Şimdi, hani dilimin ucunda ''obse...''
diye ama
Evet-Hayır yarışmasındaki tuzağa gibi söylemek istemiyorum, mütenalaşma
ile birlikte aynı yazı içinde kullanırsam uzun süre kendimden
nefret ederim...
Yine de tarif için el mecbur, bir yanıyla Obsesif bir
yanıyla Şizoid bir hava da var.
Kes yapıştır, kalıp çıkart yapıştır gibi katman katman renkli
kağıtlarla tablosunu yapıyor. Terminolojik olarak Cut-Out... Fakat
basit değil el işçiliği çok fazla. Nü Pera'nın olduğu binadaki Galerist
Tepebaşı'nda 7 Mayıs'a kadar görebilirsiniz.
Eski İstanbul'dan kalma bir evin eskinin izlerini taşıyan duvarları da
resimlerin atmosferini yoğunlaştırıyor.
11 Nisan
2011 Olmayan 11 Nisan 2011
|