Bütün totemlerimi denedim fakat
acım henüz çok taze,
(kendimi o yüzden yazmaya verdim) toteme konsantre olacak
kıvama gelemedim... En
son Çelik Bey'in yere oturup bağdaş kurma yöntemine başvurdum, bir gol
olsun atalım diye ve fakat işlemeyince idrak ettim ki, kendisi
sağlığında
kimseye ''elvermedi''ğinden, başta Ata Ağabey olmak üzere Maç
Ekibi'nden
kimse de sağlığına kavuşur tekrar uygular düşüncesiyle ''Elvermesini''
vekil tayin etmesini istemediğinden son çare olarak uygulan bu
kurtarıcı sihirli formülden de mahrûm kaldık ne yazık ki.
İşte, bu yüzden Galatasaray ile Mersin İdman Yurdu maçını seyreden
biçare taraftarlarımız, Elmander'in kaçırdıkça yoldukları saçlarından
peruk yapıp tekrar kafaya geçirmek için Arena'yı ya da ekran başını
terketmek zorunda kaldı.
Sevgili Babam Çelik Özgörener'in
vefatına dair Teşekkür İlanı
Tabii ki, Elmander her pozisyon sonrası Arena'nın hassas çimlerini
yolup zaten patates tarlasından hallice zemini tahrip edip durmasa bir
tanesini 3 direk içine nişanlayabilse idi böyle yazmayacaktın diyen
çıkabilir ve hatta Galatasaray'ın iyi futbol oynadığını lakin bahtsız
olçduğunu söyleyenler de olabilir.
Ne yazık ki, bunlara katılamayacağım.
Galatasaray, geride kalan 10 lig maçında öyle muazzam, rakiplerini
sürklase edici bir futbol ortaya koyamadı henüz. Yeni bir
kadro, yeni ve zor bir Teknik Direktör, sakatlıkların da ket vurduğu
alışma, uyum süreci diye tabii ki bir pay bırakmak lazımdı ama... Artık
9. hafta gelmiş ve rakibiniz de Mersin İdman Yurdu ise kusura
bakılmasın daha tatminkâr, gollü bir futbol beklemek sanırım herkesin
hakkıdır.
Daha da fenası eğer bütün bir 90 dakika boyu sahaya bakıp da bu sezonun
''en iyi transferi'' Semih Kaya'ymış meğer nasıl da savunmayı toparladı
deniliyorsa; zaten geçen sezonun çoğunu da sakatlar listesinde geçiren
tekaütlüğüne ramak kalmış Milan Baros aranıyorsa; Riera bir uyum
sağlasa da bir maharet sergilese diye beklenip sahada yaptıklarıyla
kahrolunuyorsa; Sabri libero diye sahaya sürülüyor ve Mersin gibi bir
rakip karşısına bile tek forvet ile çıkılıyorsa...
Tek atımlı silahı olan Mersin bile penaltı ile ecel terleri döktürüp
yakaldığı kontraatakla direkleri dövüyorsa; aman fırsat yakalarsa fena
yapar diye Brezilyalılığı gidip emekli Türklüğü kalmış Mert Nobre'nin
başına adam dikilme zorunluluğu hissediliyorsa...
Eğer, girse'lerden kaçmasa'lardan dem vuracaksak Mersin'in bile 2-0
kazanabileceği ihtimalinden bahsedeceksek...
11. ve 14. haftalar benim içimi ürpertiyor!
Hadi diyelim ki, 11. hafta Dolmabahçe tolere edilebilir ama 14. haftada
Arena'da Fenerbahçe karşısında alınacak bir yenilgi ne Imperatore'nin
ne de yönetimin tahayyül dahi edemeyeceği sonuçlar doğurabilir.
Hele ki şike iddialarıyla Aziz Yıldırım'ın hapis günlerinde böylesi bir
mağlubiyeti hiç kimse hazmedemez.
Sevdiğim ve kullandığım bir metafor vardır; Cadılar'ın Macbeth'e dediği
gibi:
''Büyük Birnam Ormanı, Dunsinane Tepesi'ne gelmediği sürece''...
Malûm, Malcolm, Macduff ve Siward'ın ordusu ağaçları kesip kamuflaj
için kullanınca karşıki Büyük Birnam Ormanı, bayırdan aşağıya inip
tepeye yürümüş olur ve kehanet gerçekleşir.
Imperatore Terim, Aslan Tepesi'nde 14. hafta Büyük Birnam Ormanı'na
dikkat etsin, tribünler aşağıya inmediği sürece...
Gerçi Imperatore'nin kredisi çoktur, Galatasaray'da kimsenin kendisinin
sonu hazırlayamayacağını bilir; fakat Macbeth'in Cadıları'nın
kehanetiyle ''bir kadın tarafından doğurulan hiç kimsenin zarar
veremeyeceğini'' bilmek bu dönemde pek geçerli değil, eskiden sezeryan doğum çok nadir
bir şeydi, şimdiyse çok yaygındır, yönetimde ya da tribünde kimin
sezeryanla doğduğunu bilemeyiz ama zaten Macbeth'in de sonunu bu
kimsenin kendisine dokunamayacağı yanılgısı hazırlamıştı.
6 Kasım
2011 Olmayan 6 Kasım 2011
|