Galatasaray'ın
beter hâli ve Fenerbahçe maçındaki oyundan sonra tekrar serbest düşüşe
geçişine düz mantıkla bakınca şunu söylemek mümkün: Kadro o kadar kötü
ki, Rijkaard gitti Hagi geldi de ne değişti? Rijkaard'ın ne kabahati
vardı, işte bu futbolcularla bu kadar olur anca! Genel hava bu... Yok,
o kadar basit değil aralarında çok fark var... Komutan Hüsamettin'in
Sütoğlan Şaban sandığı Ramazan'a söylediği gibi ''Ben, bu Rijkaard'ın
babasını da sevmezdim!''
Aslında,
kulüp
işlerini Akıl Hocam saygıdeğer Çelik Bey'e
havale ettiğim ve kendisi gayet veciz yazdığından; maç yorumlarını da
genç kardeşim sevgili Anıl Yazar yaptığından Galatasaray Vak'ası'na
dahil olmayı düşünmüyordum ama...
Bu Hagi verici tablo karşısında dayanamadım.

Geçen
sezondan beri Rijkaard'ı eleştirenlerden biriyim, kendisine dair
umutlarım erken tükendiği ve bakışım gelişinden çok kısa bir süre
sonra değiştiği için çok sert yazdığım da oldu. Bu sezon
başında
Fenerbahçe ile yapılan hazırlık maçından sonraki ''Geceyarısı tarifesiz uçakla
sen gidersin... 5.
günün şafağında yeni Teknik Direktör Gandalf gelir!''
bile yeterli delildir.
Rijkaard'ı sevmememin nedeni taktik ve futbol anlayışından çok
karakteriydi.
Sürekli
takımın kalitesinden yakındı, görevine son verilince Mustafa
Yücedağ ortaya çıktı, doğrudur-yanlıştır, kendisini tam ifade
edememiştir ayrı mesele onu korumak için kanal kanal gezip konuştu.
Rijkaard, tazminatını hamutuyla cebine indirene dek sustu. Hadi bu
normal diyelim. Aldı dünyalığını Yücedağ'ı ateşe attı, bütün
transferlerin kendi isteğiyle yapıldığını söyledi, Yücedağ'ın suratına
dahi bakmadan ıslık çala çala yürüdü gitti.
Şimdi, hem kadronun
kalitesizliğinden eldeki malzemenin yetersizliğinden yakınacaksın; o
yüzden kendisi ne kadar usta bir aşçı olsa ve ne kadar iyi pişirse de
çıkan yemeğin lezzetsiz olduğunu söyleyeceksin... Sonra da bütün mallar
benim isteğimle alındı diyeceksin.
O zaman eksik olan malzeme değil karakterindir...
Rijkaard,
cafcaflı ama içi boş paketler gibiydi. Oyunculuk kariyeri sayesinde
Hollanda Milli Takımı'nın başına geçti, Spartak Rotterdam'ı küme
düşürdü, Barcelona'nın başına geçti... Emlak zengini olduğu söyleniyor,
Galatasaray'da sömürdükleriyle 1-2 tane daha almıştır.
Hep
şunu söyledim, özellikle de bu sezon başındaki yabancı transferleri
sonrasında; Rijkaard, Barça'nın başında olsa bu adamları antrenman
sahasına ziyaretçi olarak bile alır mıydı? ''Burası Barça değil''
diyecekseniz, ben bunu kabul etmem...
Eğer, sen bir marka isen
ve marka değerini korumak istiyorsan, bir karakterin varsa, nerede
olduğun seni ilgilendirmez. Dersin ki, ben bu seviyede adamlarla
çalışamam kusura bakmayın. Yoksa aman canım Galatasaray burası, boş ver
paramı alayım, beni kovsunlar tazminatı da cebe indireyim dersen
Rijkaard'ca davranmış olursun.
Peki, diyeceksiniz ki Hagi de aşağı yukarı bu kadronun ve şartların
böyle olduğunu bilerek geldi.
Hagi
ile Rijkaard arasında büyük fark var. Rijkaard muhtemelen Hollanda'da
futbolcu olmasa Amsterdam'da kendisine iyi işler bulabilirmiş, pekçok
Surinam kökenli genç gibi.
Hagi ise fakirlikle geçen
çocuklukta domuzun idrar kesesinden yapılmış topla oynayarak başladığı
futbolda Çavuşesku'nun Albay'lığına kadar yükselmiş, komünist dikta
rejiminde büyümüş en parlak olduğu günlerde yurtdışına transfer
olamamış.
Çavuşesku rejimi yıkıldığında bütün simgeleri alaşağı edilirken ona
kimse dokunmamıştır, o kadar büyüktür ülkesinde.
Fakat onu büyük yapan nedir biliyor musunuz?
Fiat'ın transfer etmek için Çavuşesku
Romanya'sına uçak fabrikası kurma rüşveti vermeye kalkıştığı adam,
diktatör devrilince yurtdışı yasağı kalkmış Real
Madrid'e transfer olacak ama diyor ki, önce üniversiteden mezun olmak
için son
sınavı vermem gerek, özel uçakla Madrid'ten Bükreş'e
götürülüyor, sınavı verip
diplomasını alıyor, Real'e öyle gidiyor; demiyor ki bulmuşum güzel
parayı...
Bu, basit ve sıradan görülebilecek olay, onun ne kadar disiplinli, ne
kadar karakterli olduğunu gösterir.
Bugünse kendi ülkesi koşullarında zengin bir adam oteli var, tatil köyü
var, olmasa da hangi kapıya gitse buyur edilir, itibâr, ihtimam
gösterilir. Yani buraya paraya gelmedi.
Canım ne olursa olsun beğenmezlerse kapı gibi kontratım var, verirler
tazminatımı, Fenerbahce maçı da neymiş dünya derbisi miymiş, Besiktas
da kimmiş, Trabzon'un adını da ilk kez duydum... Bunlar ne
kadar abartıyorlar ogh my gad, omondüyo geçen sezon beşinci olmuşlar bu
sezon üçüncü yaptım işte... Havasında değil, Manisa yenilgisine
tribündeki adam kadar üzülecek bir ruh ve sevgiye sahip.
Başarıyı istiyor, Galatasaray'da başarılı olmayı istiyor ama bunu
kontratındaki ekstra prim maddesi için istemiyor.
Hagi bu başarıyı almak istiyor, gerekirse, emin olun soyunup sahaya
çıkar nefesi, vücudu yettiğince oynar bile.
Hagi
bu başarıyı hakkediyor, dahası Galatasaray Spor Kulübü'nün ona borcu
var.
Futbolu bırakırken resmi bir vedâyı bile çok gördüler.
Tıpkı Hakan Şükür'e, Arif Erdem'e, Ergün Penbe'ye, Hasan Şaş'a
yaptıkları gibi... Tıpkı Bülent korkmaz'a gerek futbolculuğu gerekse
Teknik Direktör'lüğündeki gibi... Kuşkusuz, Cevat ''Hoca'' Güler'e...
Resmi jübile düzenleyemiyebilirsiniz kanunen, bu bir bahane değildir.
Bir hazırlık maçında çıkartırdınız sahaya 5 dakika iki alkış bir şak,
iki yanaktan bir anlından öpücük, 1 demet çiçektir.
Dolayısıyla, ''Ne farkı var Hagi ile Rijkaard'ın takım bu işte''
denilemez. Galatasaray bir Spor Kulübü'dür, isimlerle kaim değildir ama
kendisini kaim eden isimlere de borçludur.
Gerek futbolculuk, gerekse ilk Teknik Direktörlük döneminden Hagi'ye
olan borcunu da ödemekle mükelleftir.
|