Kendimi
sürekli başa sarmayı, repeat etmeyi sevmem ama bazen de aynı şeyi
çalmak, söylemek gerekiyor... Çünkü, bazen aynı şarkının değişik
versiyonlarını metazori olarak dinlemek zorunda bırakılıyoruz.
Dolayısıyla...
Futbol
operasyonu başladığı ilk günden beri tekrarladığım bir söz var...
''Kimse
kimseye bakıp sevinmesin bu iş herkese bulaşabilir, herkese
bulaştırılabilir; herkesin kupasına teşvikli, şikeli denilebilir ve
hatta herkesin kupası geri alınabilir... Faakaaat kimsenin
dokunamayacağı, tek söz dahi edemeyeceği iki kupa var... UEFA Kupası ve
Süper Kupa... Onlar da bizim müzemizde!''
Bu sözlerimin,
ne kadar doğru olduğunu Futbol Operasyonu'nun 5. Dalgası'nda gördük;
ellibeşincisi de gelir nasılsa... Ben de, aynı gerçeği tekrar
eder.
Bakınız, vardır'a yoktur'a girmeden şöyle bir tablo düşünün, bir takım
var ve kümede kalmak için mutlak puan almak zorunda...
Eğer,
kümede kalmak için puan almak zorunda olan takım, kendisi için değil de
üçüncü bir takımın açıktan gönderdiği para aşkına oynuyor ve puanı
alıyorsa...
Biz, bu işi bırakalım, endüstri filan boşverin bu futbol insan
sağlığına zararlı endüstriyel atığa dönüşmüş demektir.
Şimdi,
kümede kalma maçının diğer tarafına bakalım, rakip takım bastırıyor,
bastırıyor ama kümede kalmak için puana ihtiyacı olan takıma bir türlü
golü atamıyor, tek kale maç oynanıyor ama saç baş yolduran, bu da kaçar
mı denilen pozisyonlar fakat gol yok ve maç bitiyor... Kümede kalmak
zorunda olan takım, vaziyeti kurtarıyor!
Şike var diye ayağa kalkarsınız değil mi?!
Golleri atamayan futbolcuları suçlar, takımı ithâm edersiniz...
İyi de ya o atamayan takım, şampiyonluğu kaybediyorsa...
Üstelik,
kendi kazdığı kuyuya düşüp taraftarının konfeti yağmuruydu, onu bunu
sahaya atmasıydı gibi bilinçli olaylarıyla maçın 16 dakika inkita
etmesine ve şampiyonlukta çekiştiği 3. takımın
maçından sonra bitmesine neden olduysa...
O bitmez tükenmez 16
inkita dakikasının 15 dakikasını rakip kale önünde geçirip topu
çizgiden içeri geçiremediyse Şeytan bunun neredesinde!
Ah! En aklı başında diyebileceğiniz biri bile şunu
söyleyebiliyor: İyi de, maçın uzadığı 16 dakikada kümede kaldıkları
kesinleşmişti!
Birincisi o maç 16 dakika uzamadı, inkita'ya uğratıldı, durduruldu ve
oynanamayan süresi tamamlandı.
İkincisi ne olacaktı adamlar, oynanabilen 74 dakikada direnmiş ve
diyelim ki o anda kümede kalması kesinleşmiş yani artık puan almasına
gerek yok. Eeee, ne yapacaklardı, kalelerini açıp ''ben nasılsa kümede
kaldım gel sen de 3-5 at şu 16 dakikada şampiyon ol'' mu diyeceklerdi?!
Eğer, Denizlispor
Fenerbahçe maçı üzerinde bir şaibe bir şüphe varsa,
Fenerbahçe'nin golleri kaçıran futbolcularına sormak lazım o zaman...
Fenerbahçe
formasıyla gezen bir ''gazeteci'' ortaya bir laf atıyor, kuyudan taşı
çıkartmaya çalışıyoruz.
Kaldı
ki, gözgöre göre kaçan gollerin hepsini şikeydi, para aldıydı da
atmamıştı diye sorgulayacaksak... Ooooo... Kimse
kusura bakmasın...
Dakika 90... Rotariu, top ve 1 metre mesafede
kale... Top kara çamur birikintisine takılmış Galatasaray Werder
Bremen'e elenmişti, üstelik karşılaşma Dolmabahçe'de oynanabilecekken
Ali Sami Yen'de kalınmış ve o günün gecesinde de İstanbul'da neredeyse
tek kar Mecidiyeköy'e hatta sadece Ali Sami Yen'in üzerine yağmış,
Aslan yağmurdan kaçarken kara tutulmuştu. Üstelik, o maçtan elenmeden
çıkan Werder Bremen kupayı almıştı...
Rotariu'a gidip sorun hâlâ aynı şeyi söyler: ''Rüyalarıma giriyor o
top!'' Bunun
adı futbol... Olur böyle pozisyonlar...
Bütün
Türkiye, Galatasaraylı yöneticilerin, futbolcuların, teknik kadronun,
tribünlerin o 16 dakikada neler yaşadığını seyretti... Denizli'de son
düdük çaldığında nasıl
sevinçten ağladıklarını, birbirlerine sarıldıklarını da...
Tıpkı, Fenerbahçelilerin yaşadıklarının, tribünde nasıl ağladıklarının
seyredildiği gibi.
Bir 14
yıl sonra şampiyon olduğumuz Eskişehir maçının son 5 dakikası... Bir
de O
16 dakika, hayatımın en uzun dakikalarıydı...
O
gün olanları hiç unutmam...
14 Mayıs 2006... Ben,
o vakitlerde star gazetesinde basketbol yazıyorum, internet sitesinin
de sporunu yönetiyorum; sitenin başında Serdar Akbıyık, hasta
Fenerbahçeli, Denizli'ye şampiyonluğu kutlamaya gitmiş, sitenin
Fenerbahçe'nin şampiyonluk manşetinden, şampiyonluk nasıl geldi gibi
klasik dosyalarına kadar son maç hariç hazır, maç bitince hatta
Fenerbahçe
3-5 atacağı için maç bitmeden yayına girecek. Sitenin
ekibi, hazır olanları koyacak direktifler verilmiş.
Gazetenin
spor servisiyle tek bağlantım basketbol ve o gün
düzgün bir
maç
olmadığından işim yok, yine de gazeteye gittim, hatta çok sevgili bir
ağabeyim Ali Sami Yen'e bilet var maça gel dedi, yok dedim, sevgili
babamla bir arkadaşı masayı kurup maçı efkârla seyredecekler
çağırdılar, onlara da yok dedim... İçimde sıkıntı, Fenerbahçe'nin
şampiyonluğunu görmek istemiyorum, niyetim son olarak internet ekibini
yayın hakkında kontrol etmek... Başımızda Fenerbahçeli var, ben de
Galatasaraylıyım ya aman bir arıza olmasın derdindeyim; maç
öncesinden başlanacak, olaylar aktarılacak, maç dakika dakika
aktarılacak. Galatasaray maçıyla alakalı bir hazırlık yapmadık.
Son
konuşmalar da yapıldı, herşey kontrol altında, saat daha 13 gibi...
İşim sıkılıyor,
daralıyorum, baktım Haldun Alagaş'ta abuk sabuk bir basketbol maçı var,
abuk sabuk derken lig maçı ama iki kötü takım, gazeteye tek satır
girmez bir maç... Saati de maçla çakışacak, bitti, çıktık, trafik
derken benim futbolla alakam olmayacak... Ulaştırmadan araba istedim
maça gittim...
Maç
deplasman takımının uçağı nedeniyle 1 saat öne alınmış, tribünlerde
in-cin oyun facia, o kadar kötü ki Coachlar bile mola almıyor, faul
bile yok maç neredeyse hiç durmadı, hakikaten böylesini az görürsünüz,
10'ardan 4 periyot, periyot araları 2'şer, devre arası 15, en fazla 70
dakikada maç bitti!
Daha futbol maçının başlamasına 1 buçuk
saat var! Şirketin ulaştırmadan verdiği şöför sanırım Fenerbahçeli ama
belli etmiyor gözü bende maç da bitti, gidelim beni şehre bıraksın bir
yerde maçı seyretsin... Tam çıkacağız bir gazetenin muhabiri
geldi yanıma ''Ağabey ya araba gelmedi bana, şef de Bağdat Caddesi'ne
git diyor, başka araba yok rica etsem beni de yakın bir yere bırakır
mısınız karşıya geçerken'' dedi... Hayır desen ayıp ama şöför de
gözümün içine bakıyor işi uzayacak diye...
Tamam dedim
bırakırız... Yolda oradan buradan derken, kestirme yol tıkandı, biz
döndük Fenerbahçe Stadyumununun oradan Kızıltoprak'a girmek zorunda
kaldık. Tam da maçın başlamasına 15 dakika kadar var, Şükrü
Saraçoğlu'nu hemen geçin Yoğurtçu Parkı'nın göbeğinin orada bir mekânı
vardır ya Fenerbahçelilerin, tam onun önünde durduk, terasında kızlı
erkekli taraftarlar dev ekran karşısında içip eğleniyor, kutlamaya
başlamışlar.
O an içime bir şey doğdu...
Muhabir çocuk
fotoğraf makinasını aldı, çantayı sırtladı, tam teşekür edip indi,
pencereden kafayı çıkarttım, tesadüf terastaki bir grup da bize
bakıyor...
Şöföre gazlamaya hazır ol dedim ve çocuğa döndüm,
bağırarak, yukarıdakilerin duyacağı biçimde ''Sen Bağdat'a gitme,
buranın altında dur, Denizli .... bunlar da kendilerini
aşağıya
atar fotoğrafları bir tek sende olur!''
Aynı anda
yukarıdan aşağıya bira şişeleri küfür kafir yağmaya başladı! Şöför
gazladı bir yandan da gülüyor, Galatasaraylıymış!
O
saatten sonra son gaz gittik, Serdar Akbıyık maç boyu beni aradı,
yayını sordu, sonra maç bitti ben onu aradım açmadı... Manşete Özhan
Canaydın'a sarılıp ağlayan Hasan Şaş ile Denizli'de tribünde ağlayan
Fenerbahçeli taraftar fotoğrafı koyulmuş...
Hayatımda ilk kez sadece o gün yayına hiç bakmamıştım...
80'li
yıllarda ZAZ filmleri vardı, absürdlüğün şahikalarıydı; Jim
Abrahams ile David Zucker ve Jerry Zucker kardeşler kırıp geçirirdi.
Airplane'de bir sahne vardı Rocky XXXXVIII posteri görülürdü, o vakit
çok gülmüştük, sonra mâlum başımıza geldi, Silverster Stallone Rocky
6'yı da Rambo 4'ü de çekti, ömrü vefâ ederse dahasını çeker.
Öylesine aklıma geldi...
5 Ağustos
2011 Olmayan 5 Ağustos 2011 |