Ömrü
hayatı boyunca yumuşak olmakla, cesur davranmamakla eleştirildi...
Eleştirilmekten öteye suçlandı, ruhsuz diye aşağılandığı bile
söylenebilir.
Yetersiz olduğuna kanaat getirildi. Bir kişi hariç kimse ona inanmadı,
psikolojik sorunları oldu, herşeyi
bırakma aşamasına geldi, bahtının yaver gitmediği de çok oldu,
şanssızdı ama her ne olursa olsun Poker Face idi ifade, renk, duygu
vermezdi... Yine de, onun da bir İstiap Haddi vardı... Yerinde başkası olsa, belki de çok
kolay ''Karanlık Taraf''a sürüklenirdi...
Evet...
Dayanma sınırının, kaldırma gücünün, hayatı taşıma kapasitesinin bir
sınırı vardı elbette... Öyle trajik iki olayı üstüste yaşadığı ki,
isyan
etti, belki de uçurumun kenarına geldi ama Gücün Karanlık
Tarafına
geçmedi...
Bir
yıl öncesiydi. Meryem Ana Dağı'nın eteklerinde ''Büyük Kıyâmet''te
düşmüştü. Yine de insanüstü bir gayretle kırık dirseğiyle sıktı dişini,
finişe geldi ama duyguları harap olmuştu, üzerinde Sarı Mayo'su ile
kendisini taşıyan arkadaşı Mauro
Santambrogio'ya sarılıp hüngür hüngür ağladı. Bugüne dek hiç renk
vermeyen Poker Face'in makyajı dökülmüştü.
Üstelik,
takımı dışında kimse bir gün önceki kazada dirseğini kırdığını
bilmiyordu. Saklamış renk vermemiş ama 2000 metrelik Col de la
Madeleine - Meryem Ana Dağı'nın %9'lara vuran duvar gibi eteklerinde
gücü tükenmiş 7:47 fark yemişti, etap boyunca yine eleştirilmişti,
yetersiz, kaygısız, beklenin çok gerisinde, zaten Schleck ve Contador
ile boy ölçüşemezdi diye aşağılanmıştı.
Cadel Evans'ın makus kaderi buydu... Gözyaşları
belki de tur tarihinin en dramatik sahnelerinden biriydi (Video)
ama daha trajik olanı 2009 Dünya Şampiyonu ünvanı ile 2010 Fransa
Turu'na gelmiş olmasına rağmen, herkesin ''Nasılsa bir yerde
düşecekti'', ''Nasılsa direnemeyecekti'', ''Nasılsa savaşmazdı'' diye
düşünmesiydi... Aslında, kimse onu pek kaale almıyordu.
Çünkü hep kazanma potasına girmiş ama başaramamış, bir adım daha
atamamıştı. 2007 ve 2008'de ikinci olmuş ama kazanmak için gerekli
cesareti göstermemekle eleştirilmişti, Dağ Bisikleti
Cross-Country'de 1998 ve 1999'daki birincilikleri saymazsanız; 2009
Dünya Şampiyonluğu'na dek hiç birinciliği yoktu. Junior ve Gençler
kategorilerinde mdalyalar kazanmış ama asla altın alamamıştı.
Herkes kazananları hatırlar, ikincileri kimse anmaz.
Oysa,
o kendisine söylenenlerin aksine ne kadar savaşçı biri olduğunu
ispatlarcasına 9. etaptan sonraki 12 etabı da kırık dirseği ile
tamamlayıp turu bitirmişti. Yine de pek alkış tutan olmadı. Herkes,
birkaç ay sonra doping yaptığı ortaya çıkacak El Dopingero pardon El
Pistolero Alberto Contador'u alkışlamak, övgüler düzmek ile
meşguldü.
2010'u
kaderine küskün kapattı... Asıl darbeyi
birkaç ay sonra yedi. Hayatta ona inanan, onu hep destekleyen, akıl
veren, Gücün Karanlık Tarafı'na geçmesine engel olan Obi Wan
Kenobi'sini Aldo
Sassi'yi kaybetti; beyin kanserine teslim etti.
İtalyan antrenör,
sadece 51 yaşındaydı ve bir antrenörden çok daha öte bir figürdü...
Bisikletteki temiz pedalların simgesiydi. Dopinge bulaşmışların da
arınmak için sığındığı isim oydu.
Cadel
Evans'ı hep temiz tuttu ama bunun ötesinde aklını da sağlam tutmasını
sağladı, her daim destek oldu ve kaderini çizdi, onun
komple bir
pedal olmasını sağladı, en son hastalığının ilerlediği sonun yaklaştığı
evrede Cadel'e ''Büyük turlardan biri kazanabileceğine inanıyorum,
umarın bu Fransa olacak'' diye mirasını bıraktı Aldo Sassi...
Evans,
2011 turuna geldiğinde sırtında üç büyük yük vardı; 2010'un
hayalkırıklığı, Sassi'nin yokluğu ve takımı BMC'nin büyük beklentileri,
artık son şansını kullanıyordu, eğer kaybederse bir daha kimse ona
liderliği vermezdi.
Üzerindeki psikolojik baskı o kadar büyüktü
ki, bir etap sonrası yine neden atak yapmadığı soruna muhatap
kaldığında ''Sarı Mayo'yu şimdi istemiyorum, uğursuz geliyor, düşüp bir
yerimi kırmak istemiyorum, alabilirsem en sonda istiyorum'' dedi...
Oysa,
çok akıllıca bir taktik uyguluyordu, Contador'un ne yapacağını bekleyen
Schleck kardeşlerin arasında saklanıyor, yapılan her atağa da aynı
sertlikte veya aynı yumuşaklıkta cevap veriyordu. Hatta St
Paul Trois Chateaux ile Gap arasındaki 163 km'lik 16. Etap (Video)
finişinde
hem Contador'a hem de Schleck kardeşlere gerekli mesajı verdiğinde bile
genelde bu kulak arkası edildi. 19. Etap'ta Modane'dan Kraliçe Zirve Alpe
d'Huez'e giden 109 km'lik yolun (Video)
başında sorun yaşadığında önce pili bitti, tükendi sanıldı, bisikleti
değişince de artık arayı kapatamayacağı bir kez daha yıkıldığı
yorumları yapıldı fakat o geri döndü.
O
zaman anladım ki, Cadel Evans Champs Elysees'ye muzaffer girecek.
Zamana Karşı Etap'ta bir sahne vardı, yokuş aşağı inerken bütün
gövdesini arka verip rodeocu gibi iniyordu, gözü kara, açlıkla
saldırıyordu. Etabın podyum töreninde 2010'un tersine bu sefer
sevinçten ağlıyordu, üzerine Sarı Mayo'yu giyerken...
Cadel
Evans, son dönemde iki tekerlek üzerindeki en komple pedal; ortalamanın
üzerinde bir tırmanışcı, iyi inişci, ortalamanın
üzerinde zamana
karşıcı ve gerektiği zaman da sprinter...
Fakat bunların
ötesinde temiz bir mayaya, iyi bir karaktere sahip ve o sayede bütün
acılara, insanı isyan ettirecek bahtsızlıklara, psikolojik harabeye
çevirebilecek denli eleştirilere, aşağılamalara rağmen ne Güçün
Karanlık Tarafı'na geçti, ne de kaybolup gitti.
Hani derler ya
''Anasının ak sütü kadar helâl'' ya da ''Sütten çıkmış ak kaşık''... Bu
2011 turu, ak kaşık Cadel Evans'a Aldo Sassi'nin ak eğitimi kadar
helâl...
Bana gelince, açıkcası 2010'da büyük bir hayalkırıklığına uğramıştım,
bunda tabii ki Lance
Armstrong'un yaşadıklarının payı büyüktü (Video)
ama El Dopingero Alberto Contador ile Andy Schleck'in oynaşmalarından
da midem bulanmıştı.
Hele
ki doping kullandığı tespit edilmesine rağmen komik bir hikâye ile
örtbas edilmeye çalışılması, İspanyolların onu aklamaya kalkışması,
CAS'taki davasının ertelenip 2011'de Fransa'ya gelmesinin sağlanması
irrite etmişti.
Beni bilen bilir, her
Temmuz bir başka olurum, Türk bisikletseverinin zenci düşkünlüğüne
bile kulağımı tıkar, 24 gün boyu dış dünya ile irtibatım minimuma
iner...
2011
Turu başladığında ise eski yıllara kıyasla hiç de öyle büyük bir coşku
ile ekran başına geçmedim. Brötonya'nın en uçu Passage du Gois'taki
Départ Fictif'te Contador'un yuhlanması belki de benim gibilerin
tepkisinin tezahürü idi.
Turu da uzun süre yan gözle takip ettim, taa ki Cadel Evans'ın
kazanabileceğinin kokusunu almaya başlayana dek...
En
az Lance Armstrong'un 7. zaferine sevindiğim kadar sevindim Cadel
Evans'ın kazanmasına ve dünyada iyiliğin, dürüstlüğün, çalışkanlığın,
iyi karakterli yılmaz insanların da kazanabileceğini bir kez daha
görmekten
mutlu oldum.
29 Temmuz
2011 Olmayan 29 Temmuz 2011
|