Tarihin
en eski ve en sonuçsuz, en sıkıcı ve lastik gibi uzayan
tartışmalarından biri herhalde ''Gazi Mustafa
Kemal Atatürk, hangi takımın taraftarı idi''dir... Fenerbahçeliler,
tartışmasız biçimde Ata'mızın koyu Fener taraftarı olduğu
inancındadır. En aklı selim Fenerli ile bile bunu tartışmanız
namümkündür. Malum, olmuş mu olmamış mı belli değildir ama kendi
yazdıkları tarih kitabında Mustafa Kemal'e Yalova'da Fenerbahçe maçı
seyrettirmişlerdir. Yakında tezahürat kaydı da var diye taşplak da
çıkartırlar.
Fenerbahçeliler'in
bu gürültücü tavrı karşısında Beşiktaşlılar en
yüksek perdeden cevabı verenler ki, onların elinde de argümanlar var,
üstelik amblemde Ay Yıldız ve Akatlar'da komşu olmaları ellerini
güçlendiriyor. Trabzonlular da İdman Yurdu'na Fahri Başkan olduğu
iddiasındalar.
Bir
de komplo teoricilerin tezi vardır ki, orada biraz durmak gerekir,
Çünkü Galatasaray'ın 1920'lerde bölünmesi devlet destekli Ateş-Güneş
kulübünün kurulması ve Ulu önder Mustafa Kemal'in vefatının ardından
İsmet İnönü devrinde yine devlet eliyle kapatılması olayı halen pekçok
sır ve soru işareti taşır.

Neyse biz Fenerbahçe Destanı'na dönelim. Tabii
ki, bir de Anadolu'ya silah kaçırma destanı ile Kurtuluş Savaşı'nda
verdikleri şehitler vardır Fenerbahçe'nin... Özbekler Tekkesi'nde silah
kaçırılması vâkidir, işgal İstanbul'unda Mektebi Sultani'den silah
kaçırılacak değil ya, Beykoz, Kadıköy sahillerinden kaçırılıyormuş.
Toprakları
bol, Ruhları Şâd olsun şehitler, mevzuuna gelince bu konuda övünmek,
pay çıkartmak, hatta benim senden fazla şehitim var demek bence ayıptır
ama başta Hasnun Galip olmak üzere Galatasaray da Kurtuluş Savaşı'mızda
şehit vermiştir.
Herhalde, kimsenin hatırlamak
istemeyeceği ''En büyük Fenerbahçeli Anıtkabir'de'' diye başlayan
iğrenç bir pankart vak'asına kadar varmıştır bu olay.
Yalnız, Fenerbahçe ve Beşiktaş'ın aksine Galatasaray tarihinde Kurucu
Babalar veya Başkanlar arasında Saraylı yoktur.
Yine de şahsen benim garibime giden şu, tabii ki Atatürk'e sahip
çıkmak, sahiplenmek güzel; lafta kalmadığı sürece.
Tenakuz
şu ki, Atatürk'e bu kadar sahip çıkan, kimseye yâr etmem diyen bir
kulübün kendisini Fenerbahçe Cumhuriyeti diye tanımlamasıdır.
İşin başka bir yönü de Altay ve Karşıyaka...
Futboldaki çöküş gözönündeyse de geri planda başka bir tablo var.
İzmir'in giderek kozmopolitleşmesi ve temel nüvelerinin farkedilmeden
zaman içinde erozyona uğramaya başlamasıyla yaşanan
bir süreç sözkonusu.
Dolayısıyla sesleri fazla duyulmuyor. Biliyorum, toz kondurmayacaklar
ama gerçek de acıdır. Halbuki, eğer Mustafa Kemal'in gerçekten sempati
duyduğu ve teşvik ettiği kulüplerden sözedeceksek bunlar Altay ve
Karşıyaka'dır.
İzmir'e giren ilk komutan Fahrettin Paşa'ya Altay soyadını vermiştir.
Hani işgal takımları ile maç yapıp kazanmaksa Altay, eze eze yenip
şampiyon olmuş ve işgal güçlerince kapatılmıştır; hakeza Karşıyaka da
aynı sonla karşılaşmıştır.
Gazi, Yunan denize döküldükten sonra İzmir'deki ilk gecesini
Karşıyaka'da bir evde Karşıyakalı yöneticilerle birlikte geçirip
kulübün tekrar açılmasını istemiş; daha sonraki yıllarda da defâaten
ziyaretlerde bulunmuş, şeref defterine yazmış ve Zübeyde Hanım'ı da
onlara emanet etmiştir.
Bunlar, afâki şeyler değil, sonradan yakıştırılmış ''3'e 3 olduk ben de
Fenerbahçeliyim'' gibi olaylar hiç değil.
Kaldı ki, Ankaragücü'nün renklerini kendisi verdiği ve Fenerbahçe
sevdâsından dolayı Sarı Lacivert olsun dediği de safsatadır. Ankaragücü
tarihini şöyle bir okumakla bile renklerin İmalat-ı Harbiye ziyaretinde
ikram olunan misket üzümü ile kavun'dan geldiğini öğrenilebilir.
Öğrenmek, herhalde zor bir şey değil, değil mi?
Mustafa
Kemal'in seyrettiği daha doğrusu seyredermiş gibi yaptığı bilinen tek
maç Yunanlılar'ı şaşırtmak için Büyük Taaruz öncesi ordular arası
düzenlenen maçtır.
Mustafa Kemal, o kadar geleceği ve milletini düşünen biriydi ki,
ileride veliaht muammelesi görmesin diye nasıl bir çocuk sahibi
olmadıysa, ileride bir ayrıma neden olmamak için bir takım tuttuğunu
deglare etmemiş...
Galatasaray ve Fenerbahçe için bıraktığı tek miras ise Kalamış
Burnu'ndaki tesislerdir. 1937'de bir gezisi sırasında yelkencileri
görüyor, harap haldeki mendireğin onarımını ve tesis yapılmasını
istiyor; İstanbul Yelken Kulübü ve Galatasaray'a yelken-kürek için
tahsisini istiyor; çünkü dönemim kürek şampiyonu rahmetli Prof. Dr.
Bedii Gorbon ile Florya'da yaptığı fıta gezi sebebiyle Galatasaray'ın
kürek takımına bir sempatisi var. Vefatından yıllar sonra bu isteği
gerçekleşirken Fenerbahçe de şimdiki yerini alıyor...
Mustafa Kemal'e sahip çıkmak, onun ideallerini sahiplenmek güzel, bugün
Sivasspor da Samsunspor da benzer iddialar taşıyor. Fakat önemli olan
lafta değil gerçekten iliklerine kadar hissetmektir. Eğer öyle ise
Fenerbahçeliler'in önce Cumhuriyet yakıştırmasını terketmesi gerekir.
Yoksa gerisi laf-ı güzaf...
Biliyorum mail-box'ım saygı ve sevgilerini en veciz biçimde sunan
Fenerbahçeliler tarafından doldurulacaktır ama...
Fenerbahçe
Cumhuriyeti lafının bana antipatik gelmesinin Fenerbahçeli olmamamla,
bu ''yüce''liği, ''büyük''lüğü algılayamamla alâkası yok.
Bunun, benim için II. Cumhuriyet'ten ve heveskârlarından bir farkı
olmamasından kaynaklanıyor.
Türkiye'de maddi ve manevi mânâda tek bir Cumhuriyet vardır ve o da
Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğudur...
|