Konu mankeni tunç özgörener'in köşesi
Bookmark and Share
Tunç Özgörener'in köşesi Tunç Özgörener'in yazısı Tunç Özgörener'in yorumuHayatta kimseye özenmedim, kimseye de hayran olmadım, halen de değilim ama itiraf etmeliyim ki bu adam farklı ve geç de olsa bunu yazmak durumundayım... Kaldı ki, hayranlık yazısı değil sadece yerinde olmadığımı için bir hayıflanma, belki özenme, biraz methiye ayrıca belirteyim ki kötü bir yazı oldu... Neyse önümüzde bir modern-sanat yazısı var, çok eğlenceli olacak, bir de Tour de France ilk hafta değerlendirmesi...

Şimdi, beni hafiften tanıyıp da bu adamın kim olduğuna dair cevabının Lance Armstrong veya Valentino Rossi, Dr J ya da Hagi gibi bir isim olduğunu düşünenler yanılır...

Brad Pitt'e ve plastik cerrahi estetiği harikası baklava karnına hayran olabilirsiniz, özenebilirsiniz, bir futbol starına mesela kız gibi Christiano Ronaldo'ya ya da Alman Panzerleri altında ezilen Messi'ye veyahut Boston Celtics'e elendikten sonra Twitter'da adı Queen'e çıkan LeBron ''King'' James'e ve bu isimlerin sahip olduğu milyon dolarlara...

Aslında, bu tip isimler jenerasyondan jenerasyona değişir. Clarke Gable, Marlon Brando olur, dönemin rock yıldızı olur veyahut Maradona, Pele, Michael Jordan, Magic Johnson, Dr J...

İsimler değişir ama hep simgeledikleri şey pek değişmez.

Güç, ün, şâşâ ve tabii ki paradır... Güzel kızlar hayâlidir...

Yani bir anda onlar gibi olup, onların sahip olduklarını elde edebilmeye heveslenilir. Onlar taklit edilir, onlar gibi yapılır, mesela bir dönem kız tavlamak için ''Clarke çekmek'' diye bir deyim varmış, Clarke Gable gibi bakmak...

Komik mi? Bugün gidin bakın nice çocuk Messi'yi ya da Kobe'yi, LeBron'u taklit ediyordur kendi yeteneklerine göre futbol veya basketbol oynamaya
basketbolcu-futbolcu olmaya çalışmak yerine...
Twitter KonuMankeni
Mesela Glenn Anton Rivers gibi... Bilenler biliyordur ama bilmeyenler için tanıtayım... Kendisi yetenekli bir Üniversite oyuncusu, hatta 1982 Dünya Şampiyonası'nın MVP'si olmasına rağmen hayatta özendiği ve taklit ettiği adam Dr J'imiş zaten takma adı, bugün herkesin gerçek adı olarak bildiği ve öyle tanıdığı ismi de bu özentisi yüzünden takılmış.

NBA'e girdikten sonra arada sakatlıklarla da boğuşmuş ama işin özünde savunması güçlü, takımı basitçe yöneten ''Coach tipi'' bir guard'mış, Dr J gibi bir starın parlaklığından uzak bir oyuncu. 9.3 sayı, 4.5 asistlik bir kariyer; 86-87'de 12.4 sayı 10 assist ortalaması ve 88 All-Star'ına seçilmek kariyerinin en parlak sayfaları...

Boston Celtics Coach'u Doc Rivers'tan bahsediyorum.

Kısacası, çoğu gibi yapar ve kaybolur gider; kimisi de gibi yaparak bir yerlere gelir ama kendisi gibi yaparak geleceği yere ulaşamamış olduğunu bilemez hiçbir zamân... Neyse, sosyal ve psikolojik analizi keselim.

Benim bu hayatta özendiğim ve yerine geçmek isteyeceğim tek bir adam var: Anthony Bourdain!

Fanatikleri, 2010 Ocak'ın da yayınlanan İstanbul macerasından pek haz almamış ve fazla clear-cut bulmuş olsa da seyretmediğim için rahatım.


Sonuçta Gana'da askeri uçakla gezebilen bir adam... Göründüğü gibi bir tip de olmayabilir. Bunlar da beni ilgilendirmiyor. Yansıttığının kendisi olarak kabul ediyorum. O yüzdendir ki, kısa bir searchte bulabileceğiniz İstanbul programının perde arkasını okumadım, program üzerine yapılan yorumlara baktım...


Okuduğum kadarıyla kendisine ''memleketin reklamı olsun'' kaygısıyla bir İstanbul sunulmuş.

Kendisine çok uyabilecek Sütlüce tarafı ve oradaki tezgahtaki uykuluklar ikram edilmemiş... Biraz Papa II. Jean Paul fıkrası gibi... Mâlum, kendisi Polonyalı idi... Papa, ABD gezisine çıkacak, Vatikan'da büyük telaş Kardinaller toplanmış, Papa'm aman orada gazeteciler ne sorarsa sorsun cevap vermeyin, hiç konuşmayın demişler... Gezi başlamış, Papa dut yemiş bülbül, susuyor, Amerika'nın en güzel en gözde yerleri gezdiriliyor, neyse gezi bitmek üzere artık New York'tan uçağa atlayacaklar, Vatikan rahat bir nefes alıyor, tam uçağa binmek için kapıya doğru giderken arkadan boynunda fotoğraf makinesi bir gazeteci bağırıyor: ''Sayın Papa, Amerikanın arka sokaklarını gördün mü, Soho'daki genelevlere gittin mi?!'' Papa dönüyor ve şaşkınlıkla ağzından ''ABD'de genelev var mı?'' lafı çıkıyor... Ertesi gün New York Times'ın 8 sütuna manşeti şaşkın Papa'nın pozuyla birlikte ''Papa'nın ilk sorusu: ABD'de genelev var mı?''

Fas'ta koç yumurtası yiyen adam bu... Neyse, seyretmedim de, en azından gözümde Vedat Minör pozisyonuna düşmedi. Kaldı ki, Minörlükle alakası olmaz
Anthony'nin...

Bir kere size iyi bir yer göstermek, lüks veya ucuz diye kategorilendirmek, kentin en âlâ pidecisini tanıtmak diye bir derdi yok. Adamın bir ağız tadı ve tarzı var, ''bana da derler Gurme'' diye bir etiket peşinde değil.

Zaten bildiğin Aşçı (ahçı değil)... Kendini öyle tanımlıyor. Yeni moda ''Şef'' etiketi yapıştırılan bir şey üzerine

Adam gırtlağına düşkün ve tam bir sefâ pezevengi...
Laf da bu, adam da tam bu...
Uyuşturucu, sigara, seks ne ararsan mevcut...
Kolestrol derdi yok, tipi öyle olmasa da midesi Hopdediks gibi, ne kadar yağlı baharatlı domuzcuk o kadar güzel...

Bu arada Obelix değil, Hopdediks, tercümelerini Halit Kıvanç'ın yaptığı eski baskı Asteriksler... Yenileri değil...


Aslına, bakarsanız çok da değişik şeyler peşinde gezinmiyor. Değişik tadlar da deniyor ama ''Bizzare Foods''u yapan Andrew Zimmern gibi değil.

Peki, neden bu adamın yerinde olmak isterdim...

Tam bir tarifi yok ama ağzımın suyunu akıtıyor, üstelik yemek yapmak benim de ayrılmaz bir parçam...

Profesyonel mânâda ahçı olmadım, hayatımı oraya yönlendirmedim, yönlendirsem ne olurdu, mutlu ve başarılı olur muydum bilmiyorum, bilmeyi de hiç istemedim.

Hayat şartları ve kendi ağız tadım, yeme zevkim, beni yemek yapmaya mecbur bıraktı. Yemek derken koca bir masa donatacağımı, 25 çeşit çıkartacağımı düşünmeyin.
Batıda yeni yeni moda olmaya başlayan masa tarzı bir menü hazırlamam mümkün. Asında, şimdi düşününce ızgaralardan çiğ balığa, çorbaya, paellaya, makarnalara, sebzelere kadar bayağı bir menü mevcut...

Yine de... Benim yaptığım yemekler, sizin damak zevkinize uymuyorsa beğenmeyebilirsiniz. Öyle klasik anne yemekleri değil, belirli malzemelerim, baharatlarım, yöntemlerim var. Tarif vermemi de beklemeyin. Yedikten sonra isteyen çok oluyor ama vermiyorum.

Çocukken babam yemek yapmaya düşkündü, onun daha klasik yemekleri vardır; annebabamdan kalma, Selanik mutfağına daha yakın vardır. Fakat benim favorim, omletleriydi. Bayılırdım, omlet yapmak ayrıca bir sanattır. Annemin de yemekleri iyiydi, halen de iyidir, o biraz daha hem Çerkez tadını taşır hem de babaannemden öğrendiği tarzı.

Hayat şartları derken, tabii ki bekar yaşamanın ve yemek yapma zevkini alarak büyümüş olmanın, buna ilaveten de zaman içinde sevgililerinin annelerinden almış olmaları gereken mutfak kültürünü, yemek yapma becerisini taşımamalarından kaynaklanan de facto durumu kastediyorum.

Yemek yapan bekar erkek caziptir fakat benim derdim böyle bir karizma, cazibe taşımak olmadı. Kendi ağız tadım vardı ve bu ne tam babamın, ne de tam annemin ürünüydü. Belki ikisinin tuhaf bir birleşimi ve kendi zevkimin karışımıydı.

Bol baharatlı, yanık etler ile başlayan zeytinyağlı, tereyağlı, tutkulu bir mutfak. Böyle olunca, eve gelince peynir ekmekle idare etmiyorsunuz. Mutfağa girip yemek yapıyorsunuz. Hani sandviçleriniz bile Basri usulü oluyor.

Basri'yi bilmeyenler için bir dönem Hürriyet gazetesinde Güngörmüşler diye yayınlanan çizgi bant ailenin tembel ve midesine düşkün babasıydı... 15 katlı sandviç yapar 2 dakikada ağzına atar ve asla şişmanlamaz.

Doymak için değil, çok yediğim ve hatta obezite boyutunda yediğim ve göbeksiz olduğum gerçeği de bu hayat şartları ile birleşince yemeği beceriksiz sevgili yerine kendin yapıyorsun ve zaman, yıllar içinde gelişiyorsun. Yeni şeyler deniyorsun.

Anthony Bourdain'e dönersek, belki de şundan dolayı, hani klasik geyik vardır ya, Amerika'da doğsaydım, tesis yok, tesis olsa... Belki, yemek yeme zevkimi profesyonel hâle getirebilseydim, ne olurdu diye özendiğimdendir... Fakat şu da gerçektir, binlercesi var 1 tane de Anthony Bourdain...

Dolayısıyla, kendimle ve yemeklerimle mutluyum.
Seyrederken hevesim kabarıp ağzım sulanıyor o ayrı...





Tunç Özgörener'e ulaşmak için
 En Son Yazısı
Ruh İkizimi bulamadım Yuh İkizim ile...
NBA Final-7: Hakem kararıyla
NBA Final-6: Kobe neden sevilmiyor
NBA Final-5: Beraber ve Solo
NBA Final-4:
Ağlamayan Bebeğe meme yok
NBA Final: 2 numaralı adam görevde
NBA Final: Komedi Dans Üçlüsü
NBA Final: Minik Kelebek'le Yasaklar
NBA Finali'nin kaderini çizecek 10 şey
Aynen indiraGandi
Dany'yi tanıdım da...
Bu mor fil yavrusu kim?
Queen LeBron NotKing James!
LeBron James Kral mı Palyaço mu?
Şenol Güneş'ten özür diliyorum
Aldatıldım
1 Mayıs...
Mahallelinin vazife çıkartma günü
Raffi Portakal ile antini kuntinler
Crucible Poker Face Steve Davis,
Volkan Konak'lar olsun
Neremiz düz ki?
Timsahlar neden düzdür?
CERN komplosu
Roma'yı da biz yaktık!
Bogdan İşler
Galatasaray'a Başkan'san
Galatasaray'dan Hınç'Almacı Yazarlık
GDO'lu Atatürk'ler... Sevr'edeceklerdi...
Türkler kaç Sioux kaç İnuk öldürmüştür evladım?
Hepimiz... Angelina Jolie'yiz!..
Portakal ile memleketi kurtarmak
Mukayeseli sanat tarihi dersi:
Semiha Berksoy-Leyla Gediz
14 yaşındaki kızın söylememesi
gereken şarkı
En ucuz ve en aptal
cep telefonu sapığıyım
Nerede öldürülmüştü?
Monşerlerin çıkartması gereken ders
Şenol Güneş istifa!
Fotoğraf bir sanat mıdır
2012, aslında 2012 değil... VII. Bölüm
2012, aslında 2012 değil... VI. Bölüm
2012, aslında 2012 değil... V. Bölüm
2012, aslında 2012 değil... IV. Bölüm
2012, aslında 2012 değil... III. Bölüm
2012, aslında 2012 değil... II. Bölüm
2012, aslında 2012 değil... 1. Bölüm
Sarımsaksporluluktan Nasibini Almamışlar
Kankırmızı kapkara bir günün hâtıratı
BaşPagan Hermann Nitsch ile Fugu
10 Para etmezsiniz!
Daum ile Doping
Derbiye dair korkularım
Kim dedirtmişti? Yendik mi lan!
Tecavüz edip takdir edilmek istiyorum!
Kokusuz Noa Noa;
ezik domates, kırık yumurta tablosu
Kırmızı giyen kadınların
propagandist Bienali
New York Modası ve Kunta Kinte Kız
Kanlı para ve yıkılan anıt
Eski Zamân Şiirleri(m)
Tâlih ile Kör Sâlih ve Memleketin hâli
Sahibinden satılık Yiğidim Aslanım
Bir taktirnâme hediyesi olarak
Hirst bisikleti
Eyfel'den aşağıya para saçmak...
Bu ülkenin en iyi vatandaşları sigara ve içki içenleridir...
Arkaik Gençliğimin
Ölen İkonları'nın Kitabı
Efes Pilsen Neden şampiyon değil?
Çinli Kız Zenci Çocuğu görünce...
Taraftarlara kurs
Yenisi gelene dek eskisi unutulacak bir cinai kurbân...
Şişman Kadın, şimdilik gelemiyor şov devam etsin...
Lafeden taş olur!
Adab-ı muaşeretten nasiplenmemiş Fransızlar...
Dita von Teese'e yapılan suikastı tel'in ediyorum!
''Ailecek Okunabilecek Kitaplar'' Kılavuzu
Ne olacak bu Memleketin pardon Galatasaray'ın hâli?!
Anlat evladım, şair bu şiirinde ne anlatmak istemiş!
Elif Uraz Panorama Pasaj, Şükran Moral, masaj, olmayan Brecht...
1 gönülde 2 karpuz
Getirdiler o kupayı!
İntihâra meyilliyim!
Bırakın çocukların top peşindeki hayallerini!
Ne mutlu Türküm diyene!.. Diyemezsin...
VPP; Very Party People...
Ben, takımda salakla avanakları istiyorum!
Flaş! Flaş! Onun Bunun Günlüğü...
Haydi topluca Lincoln'ü kaşıyalım...
Boşuna konserler serisi
demokratik soğanlar, altın laleleri...
Timsah Ezmesi
Çamur güreşi... Playboy ve Bask...
Ateşli geceden kalanlar
Bir ölümün Marka Değeri ya da Ruh Obezitesi
Teyzem bu maçı seyretmiş midir?
Pamuk, silah parasını iade eder mi
Ruhumu yıkamak istiyorum...
Bilimin kıçına şaplak
Azmettirici Dereli, uşak Skippe Bey...
Lovegrove Fantezileri
Hatamla Sev Beni (1.12.2008)
Aynı Nakarat (28.11)
İnsan Neyle Yaşar? (27.11)
Yüreği olan ilk taşı atsın! (17.11)
Kanarya, Aslan'a iade etti (17.11)
Neden? Mustafa! (5.11)
Daralkız Elina'nın... (3.11)
Silah Zoruyla (30.10)
Eurosport'un süper ikilisi (27.10)
Afakanlar basa basa (24.10)
O bir dakika keşke (21.10)
Made by Ersun (20.10)
Gel de Hakan Şükür'ü (16.10)
PEK Contemporary (16.10)
Yaylalar! Yaylalar! (12.10)
Aslan, ultimatomu verdi (12.10)
Ertelenmiş bir mağlubiyet (06.10)
Çarpık internetleşme (30.09)
Acınız Acımızdır... (28.09) 
Manah Manah (22.09)
Kurbanlık Koyun (22.09)
Bekle Bizi Saraçoğlu (19.09)
Aslan, Ragbi, Patton (14.09)
Yalçın Doğan Yanlış Biliyor (12.9)
Çirkefe Bulaşmadık (11.09)
Erivan'ın Neyi Meşhurdur (08.09)
Sıfırıncı Gün Canlı Yayını (01.09)
Çifte Standart (27.08)
Dikkat! Tehlikeli Madde (23.08)
Füzyon Aslan (18.08)
Sevimli Siyah Tavşan'ım (16.08)
Önümüzdeki maça (14.8)
Hu Ha 12 Leyoner Adam (11.08)
Seks Hayatı Olmayan Tavuk (9.8)
Yapay Venedik'te başımıza (7.08)
Hormonlu futbolun... (4.08)
Mazoşist Değilim (1.08)
TSM Korosu (1.07)
Uğursuzlar (26.06)
Paul Pierce, Dumansız hava Sahası'nı ihlâl etti (22.06)
Kobi'ş Kuhn, Bili Bili ic (21.06)
Tavuk Şaşkınken (16.06)
Puro içilmeyen ilk final (13.06)
Çekler 5 çekse (12.06)
Potada Yılın Gayet Subjektif (9.6)
Ve Emre ve Oray ve Orhan... (6.6)
Yalnız ve Güzel Ülkem (26.05)
Sanatsal Vaziyetler (21.05)
Sanatın Utanç Günü (17.05)
Fener'in İmparatoriçeleri (15.5)
Şampiyonluk Totemcilerin (12.5)
İlhan Amca'm Evde mi? (24.03)
Bay Boş (21.3)
Dünyanın en hızlı yarım mili (17.3)
Hacienda Çaplı (8.02)
2007'nin Top 10'u (3.01.2008)
KonuMankeni.com... Post-modern dünyamıza dair günlük İnternet dergisi... Tunç Özgörener'in multisportif gayet kültürel yazılarından, Anıl Çırpan'ın renkli dünyasına, Batya Ruso Galanti'nin İsrail'den mektuplarından şair ve yazar Metin Cengiz ile Osman Çakmakçı'ya... Basketboldan Sanata... Air Jordan'dan Hou Hanru'ya... Angelina Jolie'den Harry Potter'a... Futboldan Formula'ya, Lingerie Football'dan Fransa Bisiklet Turu'na... Dünya medyasından orijinal haberler, 3. sayfa güzeli Kültür ve sanat olayları, Kültür ve Sanat haberleri, vizyondaki filmler, tiyatrolar, sergiler, konserler Tarihe dair popüler ve antik bilgiler, belgeler, haberler, Alman Subayı Karl Von Kübel'in köşesi Yabancı ve Yerli Magazin haberleri, dedikodular Teknoloji ve bilim dünyası İnternet derginiz Konu Mankeni'ni kullanma kılavuzu ve bize ulaşma yöntemleri üzerine açıklayıcı, bilgilendirici ve dahi aydınlatıcı vs vs vs bir bölüm