İrlandalılar'a dair bir fıkra
vardır, gerçi kimileri de İskoçlara vakfeder, Liverpool versiyonu da
mevcuttur; iki kişi sokakta tekme, tokat yumruk kavga ediyormuş, olayı
gören İrlandalı hemen araya girmiş. ''Pardon, kavganız özel mi?!'' Adamlar konuşmaktan aciz
vaziyette, bu da ne diye şaşkın, İrlandalı devam etmiş ''Tamam o zaman
ben de girdim'', kafa, göz ağız burun ne varsa dalmış...
Biraz Francis Begbie gibidir, Trainspotting'teki... Sorun yoksa yaratır
varsa ortasına balıklama dalar. Begbie karikatürize gibi dursa da
mevcuttur hayatta, kaldı ki tamamen değilse de bir tarafı öyle
olanlar da vardır. Dolayısıyla, ben de Begbie yanımı arada kullanmasını
severim...
Şimdi... Diyelim ki, futbol tarihine dair bir film çekeceğim ya da dizi
hazırlayacağım... Galatasaray'ın Kadıköy'de 6-0 yenildiği meşhur maçı,
Galatasaray 6-0 kazanmış gibi göstersem...

Yahut
da 6-0'ı tahrif etmesem de... Şöyle bir senaryo yazsam, 6-0'ın devre
arasında Galatasaray soyunma odasını içeriden göstersem ve Sarı
Kırmızılı futbolcuları gayet lakayıt biçimde şakalaşırken Fatih Terim'i
de Eser Özaltındere'ye fıkra anlatırken ekrana getirsem...
Bunu da yapmasam da senaryoyu şöyle kurgulasam; o gün Kadıköy'de
Galatasaray takımı çiçeklerle karşılanıyor, Sarı Kırmızılı
taraftarlar, tezekler üzerinde değil sinemadaki gibi koltuklarda
oturuyorlar, kafalarına sidik dolu su torbaları yemiyor, hostes kızlar
soğuk içecek ve patlamış mısır dağıtıyor; Aslan, Kadıköy'de sahaya
çıktığında küfürler yerine ortalık alkışlarla inliyor, hem de bütün
stadyumun ayakta alkışlıyor, hani vardır ya biri ayağa kalkar ve
alkışlamaya başlar sonra bu dalga dalga yayılır gözyaşartıcı bir
sahnedir, işte öyle bir mizansen olsa, Eser Özaltındere de kafasına
gelen taşla değil de, tribünden atılan bir gülün dikeninin kafasını
incitmesiyle yaralanmış olsa... Para atışı öncesinde de Fenerbahçe
kaptanı ''kaleci'' Lefter Küçükandonyadis, Galatasaray Kaptanı 4 numara
Metin Oktay'a çiçek verse...
Dizide, filmde böyle olsa ve gelen tepkiler karşısında ben de
çıkıp ekranda ''Bu belgesel değil ki, dizi film, neden bu kadar anlam
yüklüyorsunuz, bu da benim yorumum, kadraşa sığmadığı için
öyle yaptık, olayları popüler bir bakışla verdik, resmi tarihte yazılan
herşey doğru değildir, gayri resmi tarih bu, tabuları yıkıyoruz,
putlaştırmayın, okulda öğretilenleri aşın hem üstâd-ı
âzamlar da danışmanım'' desem...
Olur mu?!
Bana danışmanlık yapan üstâd-ı âzamlar da köşelerinde, tv
programlarında benim yaptığım diziyi filmi övseler, ''Aaa çok güzel
olmuş, eleştiriler tamamen haksız, seyretmeden eleştiri yapıyorlar''
deseler...
Uyar
mı?!
Devir olsa da olmasa da, uysa da uymasa da devri...
Peki, eleştirmek için diziyi, filmi seyretmiş olmak gerekir mi?
Gerekmez. Eğer, yaptığınız film, dizi bir dönemi ve o dönemin
kahramanlarını anlatıyorsa; ekranda anlatılan ile gerçeği yahut
hakkında bilinenler uyuşmuyorsa; o vakit bırakın seyredeni,
seyretmeyeni duyan, duymayan da, benim gibi hiç dizi seyretmeyen, son
dönemde tek bir yerli film görmeyen de eleştirir.
7
Kocalı Hürmüz ya da Dünya'yı Kurtaran Adam değil ki bu!
Fenerbahçe tarihi yazıp Lefter Küçükandonyadis'i ''kaleci''
yapamazsınız. Gerçek hayatta koca efsane Lefter'i kaleci sananlar
çıkabilir ama yaptığın şey Cüneyt Arkın filminde kol saatinin görünmesi
gibi olur anca...
Diyeceksiniz ki, koca üstâd-ı âzamlar mı biliyor sen mi?
Sorun da burada, son dönemde herkes kendine göre bir tahrifat yapıyor
ve yanında teşrifatçı, teşcici bir üstâd-ı âzam bulunuyor. Herkes kendi
meşrebince olup bitenleri çeviriyor.
Yakın tarih, uzak tarih, harfi harfine bilinen, hiç bir zerresi
bilinmeyen hiç farketmiyor, uysa da uymasa da...
|