Bu
bölümüm, diğerlerine nazaran biraz daha uzun olacağını söylemeliyim
çünkü okura bolca alt-okumalar da sunan bu diziyi 7. bölümde bitirmeyi
tasarlıyorum. ''Kayıp Zamân'' yolculuğumuzda Vatikan'ın kapılarını
açıyoruz, Piskopos Malacchia'den Kardinal Alfredo'ya, Kardinal Giovanni
Battista Montini'ye Kennedy'den Obama'ya, İran Kralı'na, kehânetlere
dek uzanan seyr-ü seferimiz başlıyor.
Maya
Takvimi konusundaki düşüncemin ne kadar doğru olduğunu National
Geographic’in günlerce anons ettiği: 2012: Son Kehanet belgeselini
seyredince anladım.
Eldeki
''gerçek'' ancak incir çekirdeğini
dolduracak
kadar... Eskiden malum filmlerde araya koyulan ''parça''lar gibi iki
dakikada bir 2012 filminin bölümlerini koymasalar, reklamları
da
çıkartırsan ''belgesel''in süresi 1 saatten 15 dakikaya iniyor...
III. Bölüm'de anlatıp örneklerini sunduğum Dresden
Codecs-Elyazmaları'nı gösterip başına
gelenlerden
bahsetmemişler; bir de İspanyol işgalinden ve daha önceki bölümlerde de
yazdığım Rahip Diego de Landa’nın marifetlerinden bahsetmemişler. Bu
yüzden Mayalar’ın tarihten nasıl silindikleri de öylece havada
kalıveriyor ''belgesel''de.
Mayalar etrafında yaratılan ve onların
hiç de suçu olmayan 21 Aralık 2012’yi bir kenara koyalım. Dresden
Codecs eksik olmasa, tam olsa, muhtemelen 22 Aralık tarihi de var
olacaktı Maya Takvimi’nde. Yahut henüz bir Rosetta Taşı
bulunamadığı
için belki de o şekillerin anlamı bambaşka bir şey çıkacaktı.
Şu ünlü kutupların
kayma teorisine gelince, jeolojik bulgular zaten geçmişte kıtaların
hareket ettiğini ve kutuplarda da değişimler olduğunu gösteriyor. Fakat
bu 1-2 saatte olabilen bir şey değil, milyonlarca yıllık bir süreç
olduğu jeoloji bilimi tarafından kanıtlandı... Bunun sonuna gelmiş
olabilir miyiz? Böyle bir veri yok. Kaldı ki, en başından beri gerçek
tarihin şu andaki takvim tarihi olmadığını, ''Kayıp Zamân''ın büyük
olduğunu, dolayısıyla 21 Aralık 2012’nin gerçek 21 Aralık 2012
olmadığını da göstermeye çalıştım.
Peki, olabileceğine dair
bir veri bulunmasa da bir günde dünyanın kutupları yer değiştirebilir
mi? Buna döneceğiz… Geçen bölümlerde bahsettiğim Niburu ya da Marduk ya
da Her-ne-ise gezegeni ile
NASA'nın
Apep-Apophis Meteoru dışında bir teorim var.
Fakat bunun anlaşılır
olması için önce başka şeyleri göstermem gerek…
Tabii ki, geçen
yazıda söylediğim gibi: ''Gelecekteki taklitlerimden sakınınız''…
Kaldı ki anlı şanlı bir haber sitesinin astroloji bölümünde, pek bir
ünlü astrolog, uzunca ve anlaşılmaz bir yazının içinde ''Zaten bana
söylemişlerdi Miladi Takvim ile Mayalar’ın Takvimi arasında fark
varmış, arkeolojik bulgular da bunu destekliyor, 2 yıl kadar fark
varmış'' diye bir şeyler gevelemeye başladı. Hoş görmek lazım, ne de
olsa 2012 ekmeği bitiyor, satacak bir şeyler bulmak gerek...
Bu
konuda minik bir hatırlatma yapacağım; geçenlerde Alman Paranormal
Olaylar ve Araştırma Birliği’nin medyum(!)larının 2009 için tam 140
kamusal kehanette bulunduğu ve sadece 1 tanesinin tuttuğu haberi vardı.
O bir taneyse zaten yaklaşık 10 yıldır her sene bir şekilde telaffuz
edilen, kehanet-i adiyeden diyebileceğimiz bir şey: Michael Jackson
ölecek… En sonunda öldürdüler, olayda bir cinai şüphe halen varsa önce
bu medyumları sorgulamak gerek!
Şimdi, biz kıymeti ve kıyâmeti kendinden menkulleri bir
kenara bırakalım; kehanetlere dönelim. En başından beri Nostradamus ve
NASA’yı rehber edindik. Aslında, Nostradamus yalnız değildir; başkaları
da vardır. Bunlara bakarak, neden Vatikan’ın o dönemde Nostradamus’tan
bu kadar korktuğunu, takvimi ve tarihi değiştirdiğini, neden ''Kayıp
Zamân''ı gizlediğini ve neden Nostradamus’u aforoz ettiğini de
çözebiliriz.
Konuyla
ilgilenenler bilebilir fakat az bilenler
için de yazmam şart; bilenler kusura bakmasın. Nostradamus’dan
başka ünlü kâhinler de var Baba Vanga, en çağdaş ve sözleri
açık
olanı, Piskopos Malacchia
ise en eskisi. Bu ikisinin arasında ise Fatima’nın üçüncü sırrı mevcut
ki bu ikisinin üzerinde Vatikan’ın örttüğü bir sır perdesi var. Ortak
noktaları, Nostradamus ile uyuşmaları.
Bulgar Vangelia Pandeva
Dimitrova ya da bilinen adıyla Baba Vanga,
13
yaşında kör olmuş ve ardından kehanetlere başlamış. Hitler bile
ziyaretine gitmiş. 1996’da ölene dek söylediklerinin hepsini Bulgar
hükümeti kayda geçirdi. Barack Obama’yı bilmiş olması bile yeterli.
İlk zenci Başkan sonrası Üçüncü Dünya Savaşı’nın çıkacağı ve nükleer
silahların kullanılacağını
söylemesi sanıyorum bugünkü ABD-İran gerginliğine, Başkomutan Obama'nın
direktifiyle ABD birliklerinin Yemen'e girmiş olmasına Armageddon
hazırlıklarına uygun. Tabii bir de Obama'nın sürekli ''mesaj veren''
bir ulak ya da vaiz gibi davranması, böyle bir misyon
edinmesi de
ilginç.
Kaldı ki,
Nostradamus’da da, Baba Vanga’da da Doğu’dan gelen Müslüman-Arap
ordularının Avrupa’yı işgali vardır. Sanırım, bu bile Batı dünyasının
neden minareyi dahi yasaklayacak kadar paranoyak olduğunu izah
edebilir. Çünkü Batılıların bilinçaltlarını bunlar oluşturuyor.
Baba
Vanga’nın birkaç kıyamet senaryosu çıkartılabilecek kehanetleri 3797’de
insanlığın dünyayı terk edip başka bir dünyaya gidişiyle biter.
Nostradamus’un 3792’ye dek yazdığını hatırlatmakta fayda mülahaza
ediyorum.
Piskopos
Malacchia’nın 1139’da yazdıklarına gelirsek...
Bu Benedikyen Piskopos, İddaa oynasa %100 ile tuttururmuş.
Neredeyse
bin yıl öncesinden bugüne işaret ediyor:
''111. Papa geçiş dönemi Papa'sı, 112. son Papa olacak. Roma’da taş
üstünde taş kalmayacak,
Petrus Romanus kurduğu kilisenin anahtarını alıp kapamaya gelecek...
Kente giren askerler Hıristiyanları öldürecek. Son-Kıyamet…''
''In persecutione extrema S.R.E. sedebit.
Petrus Romanus, qui pascet oves in multis tribulationibus:
quibus transactis civitas septicollis diruetur,
et Iudex tremendus iudicabit populum suum.
Finis.''
Petrus Romanus, Aziz Pietro’dur ve simgesi anahtardır.
Tabii
ki bu kehanetlerde anagramların, harf şifrelerinin, sayısal, ebced
hesaplarının işin içine girdiğini söylemeliyim. Bunlara da dalarsak hiç
çıkamayız fakat enteresan olanlardan birini buraya almak istiyorum...
Burada anahtar S.R.E. yani Latin alfabesinin 18, 17 ve 5’inci harfleri.
S.R.E’den önceki In persecutione extrema’yı en sona koyuyoruz ve
sedebit diye başlıyoruz. Oluşan dizgiyi 18-17-5 harflik bölümlere
ayırıyoruz.
S.R.E.
sedebitpetrusroma N usquipascetovesi N mult I
stribulationibusq U ibustransactisci V itas S
epticollisdiruetu R etiudextremendus I udic A
bitpopulumsuumfin I sinpersecutionee X trem A
Yani NNI UVS RIA IXA SRE... Biliyorum, Latince bilmiyorsunuz ve şifre
çözme konusunda da eğitimli değilseniz, izah gerekiyor.
Anagramın
çözümü AVIS IN REX IRANUS, yani ''İşaret İran Kralı’nda'' oluyor.
İşaret'in mânasına gelince İncil'in Vahiy bölümünde geçendir.
Nostradamus’a bunu bağlayacağız ama biraz vakit var. Diyorum ya, gayya
kuyusudur... Ben size en az 3-4 cilt olacak konuyu sıkıştırıp
veriyorum. Yoksa işin içinde Opus Dei ve Kardinal Ratzinger’in XVI.
Benediktus oluşu var. Kendisi 111. Papa ve Piskopos Malacchia’nın
dediği gibi simgesi ''Zeytin...''
Şimdi geçelim, Fatima’nın 3. Sırrı’na... Bu, bir muamma…
13
Ekim 1917’de Portekiz’in Fatima kasabasında üç çoban çocuk, Meryem
Ana’yı gördüklerini ve her birine ayrı bir kehanette bulunduğunu
söyler. Vatikan en güçlü prenslerinden o dönemde Monsönyor olan
Kardinal Alfredo Ottaviani’yi gönderir; mucizenin varlığına
inanınca sırları kayda geçirir ve saklar.
İlk ikisi açıklanır, Cihan
Harbi ve komünist rejimin çöküşü olduğunu söylenir.
Üçüncü ise sırra kadem basmış gibi görünüyor. Tıpkı ''Kayıp Zamân''
gibi Vatikan bunu gizli tutup halkı yanıltıyor.
Dikkat
buyurunuz; Vatikan, üçüncü sırrı açıklayacağını duyurduktan sonra 26
Haziran 2000’de Kardinal Joseph Ratzinger meraklı bir gazeteci grubunun
karşısına çıkar, bütün dünya nefesini tutar... Bildiniz, bu kardinal,
bugünün XVI. Benediktus’u. Kendileri, üçüncü sırrın Mehmet Ali Ağca’nın
13 Mayıs 1981’de Papa’ya düzenlediği suikast olduğunu söyler ve kimse
buna inanmaz.
Neden inanılmaz? Kardinal Ottaviani’nin sözleri
Mehmet Ali Ağca’nın sıktığı kurşundan çok daha büyük şeyleri işaret
ettiği bilinmekte. Çünkü o günden ölümüne dek herkes ona bu sırları
sordu, o da ketumluğunu sadece iki kez bozdu.
Birinde ''Size
sadece şunu diyebilirim; Kilise için çok zor günler gelecek, çok dua
etmeniz gerekiyor. Umarım dinden çıkanların sayısı çok olmaz'' dedi,
bir kez de ''dünya trajedisi'' lafı geçti...
Kardinal, üçüncü
sırrı 1963’te diplomatik bir dille kaleme alır ve bu metin Papa
Giovanni XXIII tarafından ABD Başkanı John Kennedy ve Sovyet lider
Nikita Krusçev’e gönderilir.
Sonra ne olur? Haziran 1963’te
Papa ölür... Kasım 1963’te Kennedy vurulur ve Ekim 1964’te Krusçev
sağlık nedenleriyle çekilir ve 1971’deki ölümüne kadar sessizliğini
korur, ölümü iki hafta sonra açıklanır ve devlet töreni de nedense
yapılmaz...
Acaba, üçünün de başına gelenler, Fatima'nın 3. sırrını öğrenmiş ve
ifşaa edecek olmaları yüzünden midir?
Meryen
Ana'nın göründüğü 3 çocuktan ilk iki sırra sahip olanlarının Francisco
ve Jacinta Marto'nun 1920'de Avrupa'yı kasıp kavuran İspanyol
Gribi salgınında öldüklerini, 3. sırra vakıf olan Lucia Santos'un
rahibe olduğu ve Vatikan gerçeği açıklamadığı için 2005'te kırgın
öldüğünü de söylersem sanırım tablo daha da ilginçleşir.
Peki, Kardinal
Alfredo Ottaviani'ye ne oldu?
Kendisi Holy Office diye bilinen yaygın
tanımıyla Engizisyon'un başındaydı, evet bildiğiniz Engizisyon!..
Eğer,
Engizisyon'un sadece Ortaçağ'da cadı avına çıkılan mahkeme ya da
Galile'nin dünyanın düz olduğunu kabul etmek zorunda kaldığı yer
olduğunu sanıyorsanız yanıyorsunuz.
Bu,
Papa olmaya giden
yoldaki en büyük duraktır ama 1963'te Papa seçilmedi, ki bunun üzerine
de pek çok söylenti mevcuttur; 1962 ile 1965 arasındaki 2. Vatikan
Konsülü'nün en baş karakteri ve en muhafazakâr sesi de oydu. Belki de
Katolik Kilisesi kurulduğu günden beri Protestanlar gibi kopmaları
saymazsanız, kendi içinde bölündüğü konsüldür bu. Halen tutucular
Vatikan'ın Kilise'nin, doktrinlerinden uzaklaşmaya başladığı, çatlak
oluştuğu ve buradan içeri girenler olduğunu hatta ve hatta Şeytan'ın
Vatikan'a sızdığını söyler... İşte, o Konsülde kökten dincilerin
vaazcısıydı Kardinal
Alfredo Ottaviani...
1979'da öldüğünde Time dergisinin kendisi için ''A Cardinal
Carabiniere'' başlığını attığını söylersem, sanırım
bir fikir verebilir; malûm
Carabiniere İtalyan Polisi'ne verilen ad... Fakat onun
için ahlâk
zabıtasıydı ya da Vatikan Polisi demek yeterli değil. Vatikan
koridorlarının Gölge Papa'sıydı, gizli metinlerin tutulduğu kütüphaneye
girebilen ender şahsiyetlerden biriydi.
Papa
olsaydı bütün dünyayı felâkete sürükleyebilecek bir karakterdi, o
kelimenin tam ve dehşet verici mânâsıyla Ortaçağ'daki Engizisyon'u
istiyordu.
1968'de Vatikan'da devredışı bırakıldı,
Vatikan'daki gölge hâkimiyeti sona erdi. 1979'da
muhtemelen Papalığı elde edememiş olmanın üzüntüsüyle öldü.
Fakat
asla 3. sırrı tam anlamıyla açık etmedi. Daha sonra Rahibe olan Lucia
Santos'un gördüklerinin dehşet verici ve kanlı olduğunu söylediği
biliniyor.
Şimdi,
bu bölümün sonunda bir de her okuduğunuzun roman, her seyrettiğinizin
film olmadığını ve her gördüğünüzün gerçek olmadığını hatırlatacak bir
ayrıntı vereceğim.
Mario Puzo'nun ünlü serisini ve Baba-III filmini hatırlasınız;
Vatikan'ın gizli paraları, mafyanın
kirli paraları
akladığı Vatikan Bankası'ndaki hesabı ve zehirlenen Papa... O
Papa, bu kirli tezgahı açığa çıkartma sevdasına düşünce sadece 33
gün görevde kalıp zehirlenen Papa John Paul'dür.
Ondan önceki
ise Kardinal Alfredo
Ottaviani'nin yerine seçilip Paul VI adını alan Kardinal Giovanni
Battista Montini'ydi. Vatikan'ın entrikalarla dolu gizli
koridorlarından dışarı taşan pek çok dedikodu ve iddia var hakkında.
Biseksüel olduğundan bir Afrikalı Rahibe ile olan gizli ilişkisine,
mayanın paralarını kutsadığından, İlluminati'nin adamı
ve mason
olduğuna Opus Dei'ye dek uzanan, bir sürü gerçek ile komplo
teorilerinin karıştığı bir Papa...
Şimdi, bir ayrıntı daha bir yanda Engizisyonun başında bulunan,
Fatima'nın 3. sırrına vâkıf, köktendinci şahin bir Kardinal...
Diğer
yanda ise hakkında pekçok dedikodu ve iddia bulunan ama Papa'lığında
dinlerarası diyaloğu başlatan güvercin bir Kardinal...
Burada şimdilik bir nokta koyalım.
|