7
Şubat 1964 sabahı
ABD'de bir radyoda şu anons
yapılıyordu:
''Şimdi
saat Beatle Time 6:30... Otuz dakika önce Londra'dan hareket ettiler.
Şu anda Atlantik üzerinde New York'a doğru yolalıyorlar. Sıcaklık 32
Beatle derecesi...''
9
Şubat'ta televizyona çıktıklarında
bütün ABD'de suç oranı %0'a indi
neredeyse New York'ta kayıtlara geçen hiç tecavüz vak'ası olmadı...
Dünya pop-kültür tarihinin unutulmaz 2
yılı böyle başladı... Yıllar sonra 2009'un Nisan'ında o iki yılın
bugüne dek görülmedik fotoğrafları ilk kez ortaya çıkmış ve satılmıştı.
Şimdi, kulaktan kulağa dolaşan Bob
Bonis'in gizli arşivinden
başka özel fotoğrafların da ailesi tarafından çok yakında satılığa
çıkartılacağı. Bonis, hayatı boyunca bunları büyük bir sırr olarak
saklamış ve bütün tekliflere karşın satmamıştı. Fakat ölümü ardından
ailesi parça parça satıyor ki, söylenenler Frank
Sinatra, Cream fotoğraflarının da pek yakında kutularından
çıkartılacağı yönünde... Tabii burada tartışma şu ailesi iyi mi yapıyor
ve pop kültür tarihinin bir dönemini mi aydınlatıyor yoksa mahrem
anılarımı sergiliyor...
Biz
de, sizlere bu fotoğrafların bir kısmını gayet büyütülebilir
biçimde
verirken o yılları da anlatmak istedik, kimbilir
okuyucularımız arasından Liverpool Hope Üniversitesi'nde yeni açılan
Beatles Master Programı'na katılıp yüksek lisans yapmak isteyen de
çıkabilir... Yalnız, şunu unutmayınız ki Liverpool'da başınızı belaya
sokmanın en kolay yolu hafif yüksekçe bir yere çıkıp ellerinizi megafon
gibi yapıp önce
Beatles ve John Lennon'a ardından da fırsatınız kalırsa Liverpool
takımına küfür etmektir... Bunu sakın denemeyin!..
Fotoğraflara
dönersek, bu karelerin
varlıkları biliniyordu ama hiç ortaya
çıkartılmamıştı. Fotoğrafları çeken, 2 yıl boyunca çok özel anları o
günün ilahları The Beatles ve Rolling Stones'la birlikte
geçiren ve bütün sırlarına vâkıf olan adam Bob
Bonis, iki grubun da ABD turnelerinin menajerliğini yapma şansına
kavuşmuştu. Beatles'ın son konserinde de o vardı.
1964 ile 66 arasında İlahlar Katı'ndaydı ve orada görüp yaşadıklarını
hep kendisine saklayıp hiç anlatmadı. Hem de ne paralar teklif
edilmesine rağmen yapmadı.
1960'lardan günümüze biri
yaşayarak,
diğeri
anılarıyla gerçek
mânâda hayata damgasını
vuran 2 topluluğun en fırtınalı günlerinden kalan ve bugüne
kadar hiç gün yüzüne çıkmamış fotoğraflar Bob Bonis'in ölümünün
ardından 2009 başında ailesi tarafından satışa
çıkartıldı.
Fakat tahmini 3500
kareden sadece 48 tanesi satıldı...
Fotoğraflar,
14 Nisan'a kadar New
York'taki Not
Fade Away Gallery'de sergilenen
fotoğraflar serginin son günü satıldı. Bu arada Bonis'in koleksiyonunda
yine kendi çektiği ve yayınlanmamış Frank Sinatra, Cream ve Simon and
Garfunkel fotoğrafları olduğunu da ekleyelim.
1964-66 biri
Liverpool'dan diğeri Londra'dan çıkan iki grubun
birbirleriyle kim daha
çılgın, kim daha hızlı yarışına giriştiği yıllardı. Beatles'ın
ABD'ye ayak basması ve Beatlemania'nın Amerika kıtasını da
sarmasıyla iş daha da çığrından çıkmıştı. Bu çılgınlık 1970'de
Beatles resmen dağılana kadar sürdü. Oysa Rolling Stones'a ilk hit
şarkıları "I Wanna Be Your Man"i John ile Paul vermişti.
Aslında,
daha uçuk daha ''asit'' kim derseniz cevabı pek yok. Beatles
cephesine bakarsanız tıpkı Sgt. Pepper's Lonely Hearts Clup Band,
Yellow Submarine'deki gibi uyuşturucunun etkisinde bir yığın şarkı
vardır. Yellow Submarine'i argoda esrar olduğunu söylemekte de fayda
var. Lucy
in the Sky
with the Diamonds
yani LSD...
Diğer
tarafta ise defalarca uyuşturucudan, rezalet çıkartmaktan içeri
girip çıkan, tutuklanan
Mick Jagger ve ''Hayatımda hiç uyuşturucu sorunum olmadı sadece
polislerle oldu'' diyen Keith
Richards vardır. Hatta ''O kadar esrarlı
sigara, uyuşturucu ve alkol ile Keith hayattaysa sorun yok'' denilirdi
bir
zamanlar ki hâlâ da denilir, deniliyor. Bunlar, tabii ki zararlı şeyler
ama Keith
hâlâ hayatta... Bu arada Keith'in sahneye fırlayan bir hayranını,
gitarını kafasında kırmak suretiyle durduğunu ve yeni gitarla çalmaya
devam ettiğini söylemek lazım.
Müziğe
bakarsak Beatles İngiliz İngiliz'dir; Rolling Stones başlangıçta
İngiliz
Amerikan'dır; ilk EP'leri Chuck
Berry,
sonrasında single'ları Bo Diddley'in "Not Fade Away" idi yani Blues'la
R&B yapıyorlardı. Tarzları farklı olsa da RS, o yıllarda ve
daha sonra da hep Beatles'ı taklit ettiği ve gölgesinde kaldığı için
eleştirilmiştir.
Lennon da onları fena aşağılamıştır: ''Mick, Beatles hakkında iğrenç laflar etti,
biz ne yaparsak yapalım, onlar da bizim ardımızdan hep aynısını
yaparlardı; Mick bizi taklit ederdi. Their Satanic Majesties Request
albümü bizim Sgt Pepper's'ın bir kopyasıdır. We Love You, All You Need
is Love taklitidir. Bizi taklit ederek tutturdukları, geliştirdikleri
müziklerini seviyorum...''
John Lennon, Paul McCartney, Ringo Starr, George Harrison ve bugün
artık unutulmuş 5. orijinal Beatles Stu Sutcliffe... Saç
biçimlerinden kıyafet tarzlarına kadar bütün imajlarını borçlu
oldukları Stu (*),
aşkı uğruna Almanya'da kalmaya karar
verdikten sonra döndükleri İngiltere'de çılgınlıklarını
sergilemeye başlamışlardı.
Kraliçe'nin önünde verdikleri ilk konserlerinde John, Kraliyet ailesi
ve soylulara
dönüp
alkışlamalarına gerek olmadığını
boyunlarındaki ''s...dirik'' mücevherleri şakırdatmalarının yeterli
olacağını söylemeye kadar işi vardırmıştı. Gerçi ''s...k'' kısmını
gazetecilere söylemişti ama diğer kısmını sahnede Kraliçe'nin gözlerine
baka baka...
Aslında,
sıkıntılı bir dönemdi İngiltere'de Profumo (**)
Skandalı'nın,
ABD'de
Kennedy Suikastı'nın hemen sonrası... Vietnam Savaş'ına çeyrek kala...
İşte
bu dönemde Beatles'ın ABD'ye gelişi büyük olay olmuş,
insanlar kendinden geçmişti.
|
|
New York'a indiklerinde yer yerinden oynadı. İlk demeçleri sonraki
günlerde olacakların ilk işaretiydi:
-
Amerika'da çevireceğiniz filmin başkadın oyuncusu kim olacak?
George:
Kraliçe'yi ayarlamaya çalışıyoruz, filmin satışını arttırır!
-Matematiğinizin
zayıf olduğunu söylüyorsunuz, o zaman gelirinizi nasıl hesaplıyorsunuz?
John:
hesaplamıyoruz tartıyoruz! |
7
Şubat'tan 16 Şubat'a kadar 2
milyon LP ve 5 milyon orjinal ürün
satışı...
Ardından Londra'ya dönüş ve dünya turnesiyle Haziran'da tekrar Yeni
Kıta... Çığlık çığlığa kızlar, ağzına kadar dolan stadyumlar, bol içki,
fazlasıyla uyuşturucu... Çılgınlıklar ve sürekli dolan kasaları, parayı
hakikaten tartıyorlardı.
1966'da John Lennon'ın bir röportajında ''İsa'dan daha popüleriz'',
''Rock'n Roll mu, Hristiyanlık mı?'' demesi bütün bu çılgınlıklar
döneminin gayri resmi sonuydu.
ABD'de bütün konserleri baltalandı, Ku Klux Klan peşlerine düştü,
Vatikan aforoz etmeye bile kalkıştı. Plakları yakıldı... Kaçarak
İngiltere'ye döndüler...
29
Ağustos 1966'da San
Francisco'daki Candlestick
Park'ta
verdikleri
konser, grubun son konseriydi. Yani Bob
Bonis'in son kareleri orada çekildi.
Sonrası Hindistan seferi, Budizm, Yoko Ono'nun hayatlarına girişi ve
1970'de bir devrin kapanışı.
Mick
Jagger ve Keith Richards'ın kurduğu
piyanist Ian Stewart ve
gitarist Brian Jones, Charlie Watts, ardından başka elemanların katılıp
ayrıldığı 63 ile 68 arasında Mick Jagger, Keith Richards,
Brian Jones,
Bill Wyman, Charlie Watts çaldı... Son yılarda değişen isimler oldu ama
Jagger, Richards, Watts ve kocaman dil hep fırtına gibi esmeye devam
etti. Yağmur altında Rio plajından SuperBowl karşılaşmasına kadar
binlerce kişiyi
yerlerinden sıçrattılar. Grubun ünlü dili ise Andy Warhol ürünüdür.
(*)
Grubun
orijinal basçısı Stu Sutcliffe, 1960'da Almanya'da henüz daha ünlü olmadan çıktıkları
bir barda grubun karıştığı kavgada başına aldığı darbenin beyninde
yarattığı hasar yüzünden 1962'de 21 yaşındayken beyin kanamasından
hayatını kaybetmişti. Olaydan sonra hastahanede yatmış, çıktıktan sonra
da sürekli görme bozuklukları, baş ağrıları, dönmeleriyle acı içinde
günler geçirmişti. Aynı zamanda gelecek vaaden bir ressamdı.
Ölümü,
grubun içinde aslında hep çekişen Paul ile John'un arasına giren
ilk duygusal çatlaktı; Paul,
Stu'yu hep aşağılar ve kötü davranırdı,
hatta bar
kavgasından sonraki bir gün Paul, evleneceği Astrid Kirchherr'a laf
edince Stu cevap vermiş, Paul de onu dövmüştü... John ile Paul
arasındaki soğukluğun başlangıçının bu olay olduğu ve onu bu yüzden hiç
affetmediği, Paul'ün ise hep vicdan azabı çektiği söylenir.
(**)
Muhafazakâr Parti'nin Savaş Bakanı John Profumo'nun Soğuk Savaş
döneminde Sovyetler adına casusluk yapan bir telekızla ilişkiye
girmesi, İngiltere tarihinin en büyük skandallarından biri doğurdu.
Profumo'nun 19 yaşındaki Christine Keeler'la birlikte
uyuşturucu
dolu grup seks partilerine katıldığının ve devlet sırlarını ağızından
kaçırdığının ortaya çıkması hükümeti ve İngiltere'nin bütün itibarını
düşürdü.
|